Türkiye’de deprem riski tartışmaları 6 Şubat depremlerinin ardından daha da yakından takip edilirken, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’dan Yedisu Fayı ile ilgili dikkat çeken bir açıklama geldi.

Üşümezsoy, özellikle Bingöl, Erzincan ve Karlıova çevresinde yapılan bazı deprem senaryolarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. Üşümezsoy’a göre risk değerlendirmesi yalnızca “geçmişte hangi fay ne zaman kırıldı?” sorusuyla sınırlı kalmamalı; güncel stres dağılımı ve fay segmentleri birlikte incelenmeli.

Yedisu Fayı neden yeniden gündemde?

Kamuoyunda sık sık “Yedisu Fayı uzun süredir kırılmadı” yorumu yapılırken, Üşümezsoy bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını ifade etti. Özellikle 1939 Erzincan depremi sonrası bölgede oluşan stres değişimlerinin farklı fay parçaları üzerinde nasıl etkili olduğunun ayrıntılı biçimde analiz edilmesi gerektiğini söyledi.

Aile ve Nüfus On Yılı İlan Edildi: Cumhurbaşkanlığı Genelgesi Resmî Gazete’de
Aile ve Nüfus On Yılı İlan Edildi: Cumhurbaşkanlığı Genelgesi Resmî Gazete’de
İçeriği Görüntüle

Üşümezsoy, daha önce Sivrice Fayı ve Marmara’daki bazı hatlara ilişkin değerlendirmelerini hatırlatarak, Yedisu çevresinde de kırılmamış fay uzunluğunun net biçimde ortaya konulmadan kesin büyüklük tahmini yapılmasının doğru olmayacağını vurguladı.

“Eski modeller tekrar ediliyor” çıkışı

Açıklamasında eski deprem modellerine de değinen Üşümezsoy, Kuzey Anadolu Fayı boyunca yapılan bazı yorumların 1999 öncesi yaklaşımlara dayandığını savundu. Bingöl Fayı, Ovacık Fayı ve Yedisu hattındaki stres birikiminin yeniden hesaplanması gerektiğini belirtti.

Deprem uzmanının çıkışı, özellikle “Yedisu Fayı deprem üretir mi?”, “Bingöl ve Erzincan için risk arttı mı?”, “Karlıova hattında tehlike var mı?” sorularını yeniden gündeme taşıdı.

Marmara için de farklı görüş

Üşümezsoy, Marmara Denizi içindeki Adalar Fayı konusunda da genel kabullerden farklı düşündüğünü söyledi. 1999 Gölcük depreminden sonra stresin doğrudan Adalar hattına aktarıldığı görüşüne katılmadığını belirten Üşümezsoy, 1894 depremi nedeniyle bölgede önemli bir stres boşalımı yaşandığını öne sürdü.

Uzman isim, deprem tartışmalarında korku dili yerine doğrudan fay segmentlerine dayalı bilimsel analizlerin öne çıkarılması gerektiğini ifade etti.