Benim adım Khavaskhanova Salihabanu. Bu araştırmayı Shamukhsumov Bakhtiyor ile birlikte yürüttük. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiyim.

Bu yazıyı kaleme alırken amacım, radyasyonu akademik terimlerle anlatmak değildi. Hayatımızın bir köşesinde sessizce duran bu gerçeğe dikkat çekmek istedim. Bu çalışma benim için yalnızca bir ders ödevi değil, aynı zamanda bir farkındalık süreciydi.

Radyasyon denildiğinde çoğumuzun zihninde uzak felaketler canlanır: Hiroşima, Nagasaki, Çernobil… Oysa bir gün fark ettim ki bu konu bize sanıldığından çok daha yakın. İnsanların büyük bir kısmı radyasyonu yalnızca televizyonda gördüğü, kendisinden uzak bir tehdit olarak algılıyor; günlük yaşamla bağını kuramıyor. Tam da bu noktada kendime şu soruyu sordum: Toplum gerçekten ne kadar biliyor?

Araştırmada teknik ayrıntılara sıkışmak yerine, halkın farkındalığını anlamayı hedefledik. Radyasyonun toplumdaki algısını, sağlık üzerindeki etkilerine dair bilgi düzeyini, bu bilginin hangi kaynaklardan edinildiğini ve bilgi eksikliğinin fark edilip edilmediğini irdeledik. Kısacası radyasyonu, halkın gözünden anlamaya çalıştık.

Çalışmamız Kazakistan’ın Türkistan şehrinde yürütüldü. Toplam 201 kişiyle anonim bir çevrim içi anket gerçekleştirildi. Katılımcılara yalnızca “zararlı mı?” gibi yüzeysel sorular yöneltilmedi; radyasyonun vücut üzerindeki etkileri ve olası sağlık sonuçları hakkında ne bildikleri de ayrıntılı biçimde değerlendirildi. Bu yöntem, toplumdaki farkındalık eksikliğini net şekilde görünür kıldı.

En çarpıcı bulgu şuydu: Katılımcıların yaklaşık yüzde 85’i, radyasyonun sağlık üzerindeki etkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değildi. Bu oran, sadece bir istatistik değil; görünmeyen bir riskin, bilgisizlikle birleştiğinde ne kadar büyüyebileceğinin somut bir göstergesiydi.

Radyasyon sessizdir. Ses çıkarmaz, kendini hemen belli etmez. Hücreleri ve DNA’yı etkileyebilir; etkileri bazen yıllar sonra ortaya çıkar. Bilim dünyası bunu uzun süredir anlatıyor. Ancak bilgi, halka ulaşmadığında koruyucu bir güce dönüşemiyor.

Bu çalışma bana önemli bir gerçeği öğretti: İnsanlar bilinçsiz değil, bilgilendirilmemiştir. Bazen yapılması gereken yeni bir teknoloji geliştirmek ya da korku üretmek değildir. Yapılması gereken, doğru ve anlaşılır bilgiyi insanlara ulaştırmaktır.

Sonuç olarak radyasyonla mücadele yalnızca kriz anlarında verilen tepkilerle mümkün değildir. Eğitimle, farkındalıkla ve doğru iletişimle mümkündür. Toplum sağlığını korumak istiyorsak, insanlara ulaşmanın yolunu öğrenmek zorundayız. Çünkü bazen en güçlü koruma, bilgiyle başlar.

Yazarlar: Khavaskhanova Salihabanu, Shamukhsumov Bakhtiyor
Araştırma Danışmanı: Tatykayeva Ugilzhan