Erdöl, meselenin toplum sağlığı, aile yapısı, ruhsal dayanıklılık ve kamu güvenliği boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda yer alan, uzun süre ev içine kapanan yaklaşık 5 milyon gencin artık sadece sosyal politika meselesi olarak değil, çok boyutlu bir risk alanı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından gençlik politikalarının yeniden ele alınmasının kaçınılmaz hâle geldiğini belirtti.

Şanlıurfa Siverek’te eski bir öğrencinin okula silahla girerek 16 kişiyi yaraladığı, Kahramanmaraş Onikişubat’taki saldırıda ise 10 kişinin hayatını kaybettiği ve 12 kişinin yaralandığı olayların toplumda derin bir sarsıntı oluşturduğunu söyleyen Erdöl, bu tür hadiselerin yalnızca fail üzerinden okunmasının büyük bir eksiklik olacağını dile getirdi.

Erdöl, “Bu hadiseler bize sadece güvenlik açığını değil, gençliğin bir bölümünde derinleşen kopuşu da gösteriyor. Evine kapanmış, eğitimle bağı zayıflamış, üretimden uzak kalmış, dijital dünyanın kontrolsüz akışı içinde yönsüzleşmiş bir genç kitleyle karşı karşıyayız. Bu tabloyu yalnızca işsizlik rakamı gibi okumak, tehlikeyi küçümsemektir” dedi.

Zayıflama ilaçları ruh sağlığını etkiliyor mu? Kritik sonuç
Zayıflama ilaçları ruh sağlığını etkiliyor mu? Kritik sonuç
İçeriği Görüntüle

Türkiye’de 2025 yılı için 15-29 yaş grubundaki genç nüfusun yaklaşık 19,38 milyon olarak projekte edildiğini hatırlatan Erdöl, bu yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlere ilişkin tablonun kamuoyunda 5 milyon rakamıyla ifade edildiğine dikkat çekti. Erdöl, sayıdan daha önemli olan hususun, bu kitlenin giderek daha görünür bir sosyal kırılganlık alanına dönüşmesi olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Cevdet Erdöl, “Uzun süre evde kalan, gündelik hayattan kopan, rol modelsiz kalan, dijital mecraların karanlık akışına açık hâle gelen gençler zamanla gerçek hayattan uzaklaşıyor. Öfkeye, yabancılaşmaya, bağımlılığa ve manipülasyona daha açık hâle geliyor. Bu, görmezden gelinecek bir sosyal gevşeme değil; geleceği ilgilendiren ciddi bir risk alanıdır” ifadelerini kullandı.

“Gençlik meselesi sadece diploma meselesi değildir”

Erdöl, özellikle internet bağımlılığı, çevrim içi oyun bağımlılığı, zararlı içerik akışı, mafyatik dilin normalleşmesi ve dijital ağlar üzerinden kurulan yönlendirme mekanizmalarının gençleri sessizce kuşattığını belirtti.

“Bugün bazı gençler sokağın değil, ekranın içinde kayboluyor. Eline silah almadan önce zihni esir alınan bir kuşakla karşı karşıyayız. Çete romantizmi, şiddetin gösteriye dönüşmesi, kolay para hayali, kumara ve uyuşturucuya açılan dijital kapılar, sosyal medya üzerinden kurulan sahte aidiyetler bu çocukların ruhunu adım adım aşındırıyor” diyen Erdöl, gençliğin yalnızca eğitim ve istihdam verileriyle okunamayacağını söyledi.

Erdöl’e göre ne eğitimde ne istihdamda olan gençler meselesi, yalnızca Çalışma Bakanlığı’nın ya da Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınırları içinde ele alınamaz. Bu yapının; Aile ve Sosyal Hizmetler, İçişleri, Sağlık ve Adalet bakanlıkları ile yerel yönetimlerin eşgüdümü içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erdöl, “Bir genci sadece işe yerleştirerek kurtaramazsınız. Önce onu hayata yeniden bağlamanız gerekir” dedi.

Çözüm için öne çıkan başlıklar

Prof. Dr. Cevdet Erdöl, tabloyu tersine çevirmek için acil bir gençlik seferberliği çağrısı yaparak şu önerileri sıraladı:

Mahalle ve okul çevresi temelli erken uyarı sistemi kurulmalı. Okuldan kopan, uzun süre eve kapanan, şiddet dili kullanan, bağımlılık riski taşıyan ya da çete ve uyuşturucu ağına yaklaşan gençler için; rehberlik, aile hekimliği, sosyal hizmet ve kolluğun eşgüdüm içinde çalışacağı yerel takip sistemi oluşturulmalı.

“Ev genci” için özel bir ulusal eylem planı hazırlanmalı. Bu gençler yalnızca istatistik başlığı olarak değil, sahada izlenen özel bir risk grubu olarak ele alınmalı. Her ilde gençliğe yeniden temas kuracak koordinasyon birimleri kurulmalı.

Dijital bağımlılık ve zararlı içeriklerle mücadele güçlendirilmeli. Çevrim içi oyun bağımlılığı, dijital kumar, uyuşturucuya özendiren içerikler, şiddeti parlatan sosyal medya ağları ve çocukları etkileyen suç dili için özel düzenleme ve denetim mekanizmaları hayata geçirilmeli.

Okul ve üniversite çevrelerinde güvenlik görünürlüğü artırılmalı. Uyuşturucu, silah, çeteleşme ve organize suç ağlarının eğitim alanlarına yaklaşmasını önleyecek sabit ve hareketli güvenlik politikaları uygulanmalı.

Gençlere ücretli beceri, üretim ve kamu yararı programları açılmalı. Meslek edindirme, teknik eğitim, spor, sanat, bakım hizmetleri, dijital üretim ve kamu destekli geçiş istihdamı birlikte düşünülmeli. Gençler yalnızca kursa değil, hayata bağlanmalı.

Aileye yönelik rehberlik sistemi yeniden yapılandırılmalı. Evde içine kapanan, öfke biriktiren, ekran bağımlılığı yaşayan ve sosyal çevreden kopan gençleri erken fark edebilmek için ailelere sistemli destek verilmeli.

Ceza ve ıslah sistemi gençler açısından yeniden ele alınmalı. Suçla temas eden gençler için yalnızca dosya açan değil; rehabilitasyon, psikolojik destek, bağımlılık tedavisi ve meslek kazandırmayı birlikte yürüten güçlü bir model kurulmalı.

“Bu sadece sosyal bir yara değil, güvenlik alarmıdır”

Türkiye’nin genç nüfus avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Prof. Dr. Cevdet Erdöl, “Bir ülke gençlerini yalnız bırakırsa önce üretim gücünü kaybeder. Sonra toplumsal huzurunu kaybeder. Ardından güvenlik sorunu derinleşir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi hadiseler sadece acı birer olay değildir. Aynı zamanda gençlikle ilgili ihmallerin hangi noktaya varabileceğini gösteren ağır uyarılardır” dedi.

Erdöl, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin milyonlarla ifade edilen bir genç kitlesini evde, ekranda, boşlukta ve etkilenmeye açık bir hâlde bırakma lüksü yoktur. Gençliği konuşurken yalnızca sınavı, diplomayı ve atamayı konuşamayız. Ruh sağlığını, dijital kuşatmayı, aileyi, güvenliği, istihdamı ve ahlaki iklimi birlikte konuşmak zorundayız. Çünkü kaybolan her genç, sadece bir birey değil; zayıflayan bir memleket demektir.”