BİLİM

JAMA Psychiatry: Maneviyat, alkol ve madde kullanımına karşı koruyucu

JAMA Psychiatry’de yayımlanan yeni meta-analiz, maneviyat ve dini katılımın alkol, sigara ve diğer madde kullanım riskinde düşüşle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.

JAMA Psychiatry’de yayımlanan yeni bir meta-analiz, maneviyat ve dini ya da manevi topluluklara katılım ile zararlı alkol ve diğer madde kullanımı arasında koruyucu bir ilişki olabileceğini ortaya koydu. Araştırma, bulguların özellikle önleme ve iyileşme süreçleri açısından dikkat çekici olduğunu gösterdi.

Çalışmada 2000-2022 yılları arasında yayımlanan 55 uzunlamasına araştırma bir araya getirildi. Toplam 540 bin 712 katılımcıyı kapsayan analizde, maneviyat ile alkol, tütün, esrar ve diğer yasa dışı maddelerin zararlı kullanım sonuçları arasında genel olarak yüzde 13’lük risk azalmasına karşılık gelen bir ilişki saptandı. Araştırmada bu oran, haftada birden fazla dini topluluk katılımı gösteren kişilerde yaklaşık yüzde 18 düzeyine ulaştı.

Makalenin “Key Points” bölümünde, 55 güçlü çalışmanın birlikte değerlendirilmesiyle maneviyatın hem önleme hem de iyileşme süreçlerinde koruyucu bir bağ gösterdiği belirtildi. Bu etkinin alkol, tütün, esrar ve diğer uyuşturucu kategorilerinin tamamında görüldüğü vurgulandı.

Araştırmacılar, genel etki büyüklüğünü göreli risk oranı 0,87 olarak hesapladı. Bu, istatistiksel olarak yaklaşık yüzde 13’lük bir risk düşüşüne işaret ediyor. Ayrıca analizde yer alan etkilerin önemli kısmının koruyucu yönde olduğu, duyarlılık analizlerinde de sonucun büyük ölçüde korunduğu bildirildi.

Bununla birlikte çalışma, “maneviyat bağımlılığı önler” gibi kesin bir neden-sonuç hükmü vermiyor. Araştırma bir meta-analiz olsa da incelenen çalışmaların çoğu gözlemsel ve uzunlamasına nitelikteydi. Yani sonuçlar güçlü bir ilişki gösteriyor, ancak bunun doğrudan tek başına neden olduğunu kanıtlamıyor. Makalenin yazarları da gelecekte daha fazla randomize çalışma ve mekanizma araştırmasına ihtiyaç olduğunu özellikle belirtiyor.

Çalışmada maneviyat, yalnızca kurumsal dinle sınırlı tanımlanmadı. Araştırmacılar bunu kişinin anlam, amaç, aşkınlık ve kendisiyle, ailesiyle, toplumla ya da kutsal saydığı şeyle kurduğu ilişkiyi de kapsayan daha geniş bir çerçevede ele aldı. Bu nedenle uzmanlara göre bulgular, klinik uygulamalarda ve toplum temelli bağımlılık önleme stratejilerinde sosyal bağ, anlam duygusu ve destek ağlarının önemini yeniden gündeme taşıyabilir.

Araştırma ekibi, özellikle topluluk desteği, sosyal normlar, stresle başa çıkma kapasitesi ve yaşamda anlam duygusunun bu ilişkiyi açıklayabilecek başlıca mekanizmalar arasında yer alabileceğini belirtiyor. Çalışmaya göre bu bulgular, bağımlılıkla mücadelede yalnızca biyolojik ve farmakolojik değil, sosyal ve manevi boyutları da içeren daha bütüncül yaklaşımların tartışılmasına kapı aralıyor.