Alexander III nam-ı diğer Büyük İskender, MÖ 356 yılında bugünkü Yunanistan'ın batısında bulunan Makedonya bölgesindeki Pella’da doğdu.
Babası Makedonya kralı II. Philippos ve annesi kral Neoptolemus’un kızı Olympias’dır. İskender doğduğunda babası zamanın felsefe okulunun hocasına, Aristoteles’e yazdığı mektubunda şöyle der. “Oğlumun doğmuş olduğuna değil, senin devrinde doğmuş olduğuna seviniyorum. Senin vereceğin eğitim ve bilgilerle, O, bize layık olacak, günün birinde kendisine miras kalacak ödevi başarabilecek duruma girmiş bulunacaktır.”
İskender, MÖ 343-340 yılları arasında Aristo’dan eğitim aldı. Yirmi yaşındayken babasının bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine tahta geçti. Büyük İskender, 13 yıllık hükümdarlığı boyunca bilinen dünyanın neredeyse tamamını ele geçirerek, tarihin bilinen en büyük komutanı olarak ‘Büyük İskender’ unvanını hak etti.
Büyük İskender, Aristo’ya sormuş; zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için;
1. Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?
2. Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?
3. Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?
Aristo’dan gelen cevap;
1. Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.
2. Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.
3. Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.
Çözüm olarak da şu tavsiyede bulunur: İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Onlar birbirleriyle savaşınca da hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın! Asla çözüm önermeyeceksin.
Bu alıntı ile verilen iki önemli mesajın, işbu kitabın ruhuna uygun olduğunu düşünerek açıklayalım. Birincisi, babanın oğlu doğduğu gün onun için eğitmen arayışına girmesidir. İkincisi, özellikle İngilizler tarafından dünyanın hemen her yerinde başarıyla uygulandığı için geçerliliği kanıtlanmış olan yönetim dersidir.
Bitti mi? Bitmedi. Serde eğitmenlik var. İllaki açıklamak isterim. Bunu öncelikle anlamak istemeyenlerin gözüne sokmak sonra anlayamayanlara yardımcı olmak ve en son olarak da anlayanların doğru anladıklarından emin olmak için yapacağım.
Birincisi, bugünden 2378 yıl önce, eğitime ve elbette ki öğretmenlere çok önem veriliyor. Bunu içselleştirmiş bir insan, yıllar sonra kim öle kim kala demiyor oğlunun öğretmeni olma ihtimali olan birini oğlu doğduğu gün seçiyor ve ona yüksek değerler atfeden bir mektup yazıyor. Bu insanın kullandığı kelimelerin naifliğine hayran olmamak elde değil. Bu insan bir kral. Onun yönetiminde başta adalet olmak üzere bütün iyi hasletlerin gerçekleşmiş olacağına şüphe yok. Ondan da önemlisi, böyle üstün bir insanın övgüsüne mazhar olacak kadar kıymetli bir öğretmen var. Gerçi biz Aristo’yu 2 bin yıldır biliyoruz, ama bir insanın yaşarken kıymetinin bilinmesi sıra dışıdır. Aristo’un bir sözü ile devam edelim. “Eğitim, insanın yaşlanırken yanında götüreceği kumanyadır.” O misal eğitimin önemi asla inkâr edilemez. Ancak günümüzde; “Ben cahil kesimin ferasetine daha çok güveniyorum,” diyebilecek kadar kötü insanların nasıl üst kademelere yükselebildiğine şaşıyorum.
İkincisi, böl parçala yönet taktiğinin 2 bin yıldır en geçerli yönetim biçimi olmasıdır. Bir kral bu klasik bilgiyi ne kadar erken öğrenirse o kadar başarılı olur.