TTB VE İSTANBUL TABİP ODASINDAN MALPRAKTİS UYARISI: KAMUSAL GÜVENCE ÇAĞRISI
Türk Tabipleri Birliği ile İstanbul Tabip Odası, hekimlere karşı açılan yüksek tutarlı tazminat davaları ve yürütülen ceza yargılamalarına ilişkin ortak açıklama yaptı. Meslek örgütleri, mevcut uygulamaların yalnızca hekimleri değil, hasta güvenliğini ve toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişimini de etkileyebileceğini savundu.
İstanbul Tabip Odasında düzenlenen basın toplantısına İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip ile yönetim kurulu üyeleri Dr. Nadir Kalfazade ve Dr. Fikret Aydın katıldı. Ortak açıklamayı İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Irmak Saraç okudu.
50 MİLYON DOLARLIK TAZMİNAT TALEBİ GÜNDEMDE
Açıklamada, İstanbul’daki özel bir sağlık kuruluşunda çalışan çocuk hekimine karşı 50 milyon dolar tutarında tazminat talebiyle dava açıldığına ilişkin gelişme hatırlatıldı.
Daha önce bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında yaklaşık 78 milyon lira, bir kulak burun boğaz uzmanı hakkında ise 109 milyon lira tutarındaki tazminat kararlarının gündeme geldiği belirtildi. Bu örneklerin hekimler açısından öngörülmesi güç hukuki ve ekonomik sonuçlar doğurduğu ileri sürüldü.
Söz konusu davaların içeriği ve hukuki süreçleri birbirinden farklı olabileceği için her olayın kendi dosyası, bilirkişi değerlendirmeleri ve yargı süreci çerçevesinde ele alınması gerekiyor.
“KOMPLİKASYON İLE KUSUR KARIŞTIRILMAMALI”
Ortak açıklamada, tıbbi müdahalelerin doğası gereği belirli riskler taşıdığına dikkat çekildi. Tedavi sonrasında ortaya çıkan her olumsuz sonucun doğrudan hekim kusuru olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, başvuru koşulları, sağlık kuruluşunun imkânları, personel yeterliliği, kullanılan teknoloji ve sevk süreci gibi unsurların birlikte incelenmesi gerektiği belirtildi.
Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama arasındaki ayrımın bilimsel, tarafsız ve bağımsız kurullar tarafından yapılması istendi. Değerlendirme kurullarında olayla ilgili uzmanlık alanlarının temsil edilmesinin önem taşıdığı kaydedildi.
YAPISAL SORUNLARA DİKKAT ÇEKİLDİ
TTB ve İstanbul Tabip Odası; eksik personel, artan iş yükü, kısa muayene süreleri, yoğun nöbetler, organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları ile sevk zincirindeki aksaklıkların tıbbi sonuçlar üzerinde etkili olabileceğini bildirdi.
Sağlık sisteminin işleyişinden kaynaklanan sorunların yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenmemesi gerektiği savunuldu. Amaçlarının hasta haklarının veya zararların karşılanmasının önüne geçmek olmadığı özellikle belirtildi.
Açıklamada, zarar gören hastaların haklarının etkili biçimde korunması, zararların hızlı ve adil şekilde giderilmesi ve benzer olayların tekrarlanmasını önleyecek hasta güvenliği mekanizmalarının kurulması gerektiği ifade edildi.
DEFANSİF TIP ENDİŞESİ
Meslek örgütleri, ağır ceza ve tazminat kaygısının “defansif tıp” olarak adlandırılan uygulamaları artırabileceği uyarısında bulundu.
Hekimlerin hukuki riskten kaçınmak amacıyla gereksiz tetkik, konsültasyon veya sevk isteyebileceği; yüksek risk taşıyan hastalara müdahale etmekten çekinebileceği belirtildi. Böyle bir tablonun sağlık hizmetlerinin maliyetini ve iş yükünü artırabileceği değerlendirildi.
Çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi ile kalp ve damar cerrahisi gibi yüksek riskli branşların daha az tercih edilmesinden endişe edildiği bildirildi.
KAMU VE ÖZEL SEKTÖR ARASINDAKİ FARKLILIK VURGULANDI
Açıklamada, 2022 yılında yapılan düzenlemelerle kamu kurumlarında görev yapan hekimlerin mesleki sorumluluk süreçlerinde bazı güvencelere kavuştuğu ancak özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler açısından aynı ölçüde açık ve öngörülebilir bir mekanizma bulunmadığı savunuldu.
Aynı sağlık hizmetini veren hekimlerin çalıştıkları kurumun kamuya veya özel sektöre ait olmasına göre farklı hukuki güvencelere tabi tutulmaması istendi.
KAMUSAL FON ÖNERİSİ
TTB ve İstanbul Tabip Odası, sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların bütüncül biçimde incelenebileceği yeni bir sistem kurulması çağrısında bulundu.
Ceza ve tazminatların belirlenmesinde ölçülülük ilkesinin gözetilmesi, bilirkişi değerlendirmelerinin bağımsız kurullarca yapılması ve zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortasının daha etkili bir güvenceye dönüştürülmesi talep edildi.
Sigorta primlerinin işveren tarafından karşılanması ve hastaların zararlarının hızlı biçimde giderilmesini sağlayacak kamusal bir fon kurulması da öneriler arasında yer aldı.
Meslek örgütleri, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunarak hasta hakları, hekimlerin hukuki güvencesi ve toplumun sağlık hakkını birlikte koruyacak kamusal bir mesleki sorumluluk sisteminin oluşturulmasını istedi.




