Bir hastanenin ayakta kalması yeterli mi?
Duvarlar sağlam, kolonlar yerinde, bina depremi atlatmış… Peki ya ameliyathane çalışmıyorsa? Elektrik kesilmişse? Veri sistemleri çökmüşse? Personel yönünü bulamıyor, hasta akışı kilitlenmişse?

İşte tam bu noktada, “dayanıklılık” kelimesi kâğıt üzerinde kalmaktan çıkar, hayatla yüzleşir.

Uzun yıllar boyunca sağlık tesislerini yalnızca mimari birer yapı gibi ele aldık. Beton, çelik, metrekare, yatak sayısı… Oysa pandemiyle, depremlerle ve art arda yaşanan krizlerle gördük ki sağlık tesisleri sadece bina değildir. Onlar, kesintisiz çalışması gereken karmaşık canlı organizmalardır.

Bu gerçeği merkezine alan önemli bir buluşma, 22 Ocak’ta Ankara’da gerçekleşecek olan IHFM’2026 Sempozyumu’dur. “Sürdürülebilir ve Dayanıklı Sağlık Tesisleri & BIM” teması, aslında tek bir soruya cevap arıyor:
Bir hastane, en zor anda hizmet vermeye devam edebiliyor mu? 

Dayanıklılık, yalnızca deprem yönetmeliğine uygunluk değildir. Dayanıklılık; elektrikten havalandırmaya, veri altyapısından lojistiğe, insan kaynağından acil durum senaryolarına kadar tüm sistemlerin birlikte çalışabilmesidir. Yani yapı güvenliğiyle operasyon sürekliliğini aynı anda yönetebilme becerisidir.

Bu noktada devreye giren kavram ise artık kaçınılmaz: BIM ve dijital varlık yönetimi.

BIM’i hâlâ sadece “üç boyutlu çizim” zannedenler için acı bir gerçek var. BIM, doğru kurgulandığında, hastanenin hafızasıdır. Nerede hangi cihaz var, ne zaman bakım görmüş, hangi sistem hangi sistemle bağlı, bir arıza olduğunda zincir nereden kopar… Bunların hepsi, sezgiyle değil veriyle yönetilmek zorundadır.

Pandemi bize şunu öğretti: Sağlık tesislerinde kriz, kapıya çalmadan önce hazırlanmak gerekir. Zonlama, izolasyon, havalandırma, tedarik zinciri, uzaktan izleme… Bunlar “olağanüstü hâl” başlıkları değil, artık gündelik yönetimin parçasıdır.

Türkiye’de şehir hastaneleri gibi büyük ölçekli entegre kampüslerde bu konu daha da kritik hâle geliyor. Kamu-özel iş birlikleriyle yürüyen bu yapılarda sözleşme yönetimi, yaşam döngüsü maliyetleri, performans göstergeleri ve hizmet sürekliliği, klasik hastane işletmeciliğinin çok ötesinde bir uzmanlık gerektiriyor.

İşte bu yüzden sağlık tesis yönetimi artık teknik bir arka plan işi değil, stratejik bir kamu meselesidir. Depreme dayanıklı ama çalışamayan bir hastane, kağıt üzerinde sağlamdır; gerçek hayatta ise işlevsizdir.

IHFM’2026’nın en kıymetli tarafı, bu meseleyi bir yan başlık olarak değil, merkeze almasıdır. Yapı sağlığı, afet hazırlığı, dijitalleşme, yapay zekâ, karar destek sistemleri… Hepsi tek bir hedefe bağlanıyor: Hastanelerin en zor günde de görevini yapabilmesi.

Bugün sağlık sistemini konuşurken sadece hekim sayısını, randevu sürelerini ya da bütçeleri tartışmak eksik kalır. Asıl soru şudur:
Yarın sabah her şey ters giderse, bu sistem çalışmaya devam edebilecek mi?

Bu soruya dürüstçe cevap aramayan hiçbir sağlık politikası sürdürülebilir değildir.

Ve belki de en önemli cümle şudur:
Hastaneler yalnızca ayakta kalmak için değil, hayat kurtarmak için ayakta durur.