Son yıllarda 50 yaş altı bireylerde görülen kanser vakalarındaki artış, bilim dünyasının en dikkatle izlediği başlıklardan biri haline geldi. Nature Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu artışın arkasındaki olası nedenlerden biri olarak “hızlanmış biyolojik yaşlanma”ya işaret ediyor.

Araştırmada, kişinin takvim yaşından farklı olarak vücudun biyolojik olarak ne kadar yaşlandığını gösteren bazı kan belirteçleri incelendi. Elde edilen sonuçlara göre, daha yakın yıllarda doğan kuşaklarda biyolojik yaşlanma göstergeleri önceki nesillere kıyasla daha yüksek bulundu.

Bilim insanları özellikle 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında doğan gruplarda biyolojik yaşlanma eğiliminin daha belirgin hale geldiğini bildiriyor. Bu durum, “genç kuşaklar daha hızlı yaşlanıyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Fazla yağlanma en az 19 kanser türüyle ilişkilendirildi
Fazla yağlanma en az 19 kanser türüyle ilişkilendirildi
İçeriği Görüntüle

Çalışmada hızlanmış biyolojik yaşlanmanın tüm solid kanserlerde erken başlangıç riskiyle ilişkili olduğu görüldü. Risk artışı özellikle akciğer kanseri, sindirim sistemi kanserleri, kolorektal kanser ve rahim kanseri gibi bazı kanser türlerinde daha dikkat çekici bulundu.

“Biyolojik yaşlanma değiştirilebilir bir süreçtir”

Araştırmayı değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, biyolojik yaşlanmanın yalnızca takvim yaşına bağlı olmadığını belirterek, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin bu süreçte önemli rol oynadığına dikkat çekti.

Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Biyolojik yaşlanma, hücrelerin ve dokuların zaman içindeki yıpranma hızını gösteren önemli bir göstergedir. Takvim yaşı aynı olan iki kişinin biyolojik yaşı birbirinden farklı olabilir. Bu farkı beslenme, uyku, fiziksel aktivite, stres, sigara, alkol kullanımı ve çevresel maruziyetler etkileyebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Çalışmanın erken yaş kanserleri açısından önemli bir sinyal verdiğini ifade eden Yılancıoğlu, bulguların dikkatle yorumlanması gerektiğini vurguladı:

“Bu tür araştırmalar bize biyolojik yaşlanma ile bazı hastalık riskleri arasında güçlü ilişkiler olabileceğini gösteriyor. Ancak bu sonuçları doğrudan ‘hızlı yaşlanma kansere neden olur’ şeklinde okumamak gerekir. Nedenselliği göstermek için daha uzun süreli ve farklı toplumlarda yapılacak çalışmalara ihtiyaç var.”

Yılancıoğlu’na göre araştırmanın en önemli mesajlarından biri, biyolojik yaşlanmanın tamamen kader olmadığı. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, sigaradan uzak durma ve kronik stresin azaltılması gibi adımlar, biyolojik yaşlanma hızını olumlu yönde etkileyebilir.

Genç yaş kanserleri neden artıyor?

Uzmanlara göre genç yaşta görülen kanser vakalarındaki artışı tek bir nedenle açıklamak mümkün değil. Obezite, hareketsizlik, işlenmiş gıda tüketimi, çevresel toksinler, uyku bozuklukları, kronik inflamasyon ve stres gibi birçok faktör bu tabloya katkı sağlayabilir.

Araştırmacılar, genç yaşta artan kanser vakalarını anlamak için yalnızca genetik faktörlere değil, modern yaşamın vücut üzerindeki uzun vadeli etkilerine de bakılması gerektiğini belirtiyor.

Uzmanlara göre bu çalışma, erken yaş kanserlerinin önlenmesi ve riskli bireylerin daha erken belirlenmesi açısından yeni bir kapı aralayabilir. Ancak en güçlü mesaj şimdilik net: Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, yalnızca bugünkü iyi hissetme hali için değil, vücudun yaşlanma hızını yavaşlatmak için de kritik önem taşıyor.

Kaynak

Nature Medicine, WashU Medicine, News-Medical