Ergani 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi, hekimin “aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği” kanaatine vararak 43 milyon TL tazminata karar verdi. Yasal faiz ve yargılama giderleriyle birlikte toplam tutar 81 milyon TL’ye ulaştı. Hastane kararı üst mahkemeye taşıdı.
Karar, sağlık ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
⸻
ELEŞTİRİ: Bu Karar Hasta Hakkını Değil, Tehlikeli Bir Hukuk Alanını Büyütüyor
Bu karar, hasta haklarını güçlendiren değil; tıbbı savunmasız, hekimi ise hukuken rehin alan bir çizgiye işaret ediyor.
Çünkü burada gözden kaçırılan çok kritik bir gerçek var:
Down sendromu bir hastalık değil, bir yaşam biçimidir.
Tanı konmaması, doğrudan bir “zarar” değildir.
Mahkeme kararının fiilen söylediği şudur:
“Eğer tarama yapılsaydı, aile farklı bir karar verebilirdi.”
Bu yaklaşım son derece tehlikelidir. Çünkü bu mantık;
• Engelli bireyin varlığını hukuki zarar kalemi hâline getirir
• Hekimi, sonucu ne olursa olsun geleceğe dönük ihtimallerden sorumlu kılar
• Tıbbı bilimden çıkarıp varsayım ve olasılık yargılamasına sürükler
Burada hekime isnat edilen şey bir yanlış tedavi değildir.
Yanlış ilaç yoktur.
Yanlış ameliyat yoktur.
Yanlış teşhis bile yoktur.
İsnat edilen şey, “bilseydiniz belki farklı davranırdınız” ihtimalidir.
Hukuk, “olabilirdi” üzerinden bu ölçekte tazminat üretmeye başlarsa, bunun sonu yoktur.
Yarın şunlar da dava konusu olur:
• “Bu genetik test yapılmadı, çocuğum otizmli doğdu”
• “Bu risk söylenmedi, kalıtsal hastalık çıktı”
• “Bu ihtimal anlatılsaydı, gebeliği sürdürmeyebilirdik”
Bu noktada hukuk, tıbbi sorumluluğu değil, hayatın kendisini yargılamaya başlar.
Bir başka kritik sorun da tazminatın büyüklüğüdür.
81 milyon TL, fiilen şunu söyler:
“Engelli bir bireyin doğması, ekonomik olarak telafi edilmesi gereken bir zarardır.”
Bu yaklaşım, engelli hakları açısından da son derece sakıncalıdır.
Elbette bilgilendirme esastır.
Elbette hekim kayıt tutmalı, seçenekleri anlatmalıdır.
Ama hukuk;
• Tıbbı sigortacılığa,
• Hekimi savunmasız bir hedefe,
• Engelliliği “önlenememiş zarar” kalemine
dönüştürmemelidir.
Bu dava bir “hasta hakkı” davası değildir.
Bu dava, hukukun sınırlarını zorlayan, tıbbı baskı altına alan ve sonuçları itibarıyla toplum için riskli bir karardır.
Üst mahkemenin bu kararı sadece rakam üzerinden değil,
etik, tıbbi ve toplumsal sonuçlarıyla ele alması artık zorunluluktur.