Bir sağlık profesyoneli olarak gerek klinik gerekse akademik ortamlarda karşılaştığım insan profilleri üzerinden dişler ile ilgili söylemek istediklerim var:

İnsanlar hakkında ilk izlenimi çoğu zaman yüzlerinden alırız. Gülüşlerinden, bakışlarından, ses tonlarından… Ama çoğu kişinin fark etmediği bir şey var: Dişler. Evet, sadece estetik bir detay değil; dişler, bir insanın yaşam tarzı, alışkanlıkları, hatta sosyoekonomik geçmişi hakkında şaşırtıcı derecede fazla ipucu taşır. Bilim de bunu söylüyor.

Dişler, vücudun en dayanıklı yapılarından biridir. Bu yüzden adli bilimlerde kimlik tespitinde sıkça kullanılırlar. Ama iş bununla bitmez. Diş minesindeki aşınmalar, renk değişimleri, dizilim bozuklukları ve hatta diş etlerinin durumu; bir insanın ne yediğini, ne sıklıkla dişlerini fırçaladığını, stres seviyesini ve bazı sistemik hastalıklarını ele verebilir.

Örneğin yoğun aşınmış dişler, sadece yaşlılık belirtisi değildir. Bruksizm adı verilen diş sıkma veya gıcırdatma alışkanlığı, genellikle kronik stresle ilişkilidir. Bu kişiler geceleri farkında olmadan dişlerini sıkar; zamanla diş yüzeyleri düzleşir, çatlaklar oluşur. Diş hekimleri bazen hastalarına, “Hayatınız biraz stresli mi?” diye sorar. Çünkü dişler bu sorunun cevabını çoktan vermiştir.

Renklenmeler de benzer şekilde konuşur. Sararmış veya koyulaşmış dişler her zaman “bakımsızlık” anlamına gelmez. Kahve, çay, alkol ve sigara tüketimi diş minesinde kalıcı izler bırakır. Özellikle sigara içenlerde diş etlerinde çekilme ve koyu lekelenmeler daha yaygındır. Diş hekimleri için bu, bir alışkanlığın sessiz itirafıdır.

Diş dizilimi ise çocukluk dönemine dair ipuçları taşır. Çapraşık dişler, çoğu zaman çene darlığıyla ilişkilidir ve bu da erken dönemde beslenme alışkanlıklarıyla bağlantılıdır. Daha yumuşak, işlenmiş gıdalarla beslenen çocuklarda çene kemikleri yeterince gelişmeyebilir. Antropologlar, tarih öncesi insanlarda daha düzgün diş dizilimi gözlemler; çünkü sert ve lifli besinler çene yapısını güçlendirir.

Dişler ayrıca bazı hastalıkların erken sinyallerini de verir. Diyabet hastalarında diş eti hastalıkları daha sık görülür. Osteoporoz, çene kemiğinde yoğunluk kaybına yol açabilir. Asit reflüsü olan kişilerde mide asidi diş minesini aşındırır; özellikle arka dişlerin iç yüzeylerinde belirgin hasar oluşur. Yani ağız, vücudun geri kalanının bir tür aynası gibidir.

İlginçtir ki, dişler sosyal algıyı da etkiler. Araştırmalar, düzgün ve sağlıklı dişlere sahip kişilerin daha güvenilir, daha başarılı ve daha çekici algılandığını gösteriyor. Bu tamamen bilinçdışı bir süreçtir. Evrimsel psikolojiye göre, sağlıklı dişler iyi genetik yapı ve hastalıksız bir beden sinyali verir. Beynimiz bunu hâlâ ciddiye alır.

Ama burada dikkatli olmak gerekir. Dişlere bakarak çıkarım yapmak, kesin yargılara varmak anlamına gelmez. Ekonomik koşullar, sağlık hizmetlerine erişim ve genetik faktörler de diş sağlığında büyük rol oynar. Yani dişler bir hikâye anlatır, ama her zaman bütün hikâye değildir.

Yine de şu gerçek değişmez: Dişler yalan söylemez. Onlar, günlük alışkanlıklarımızın, bedenimizin iç dengesinin ve hayatla kurduğumuz ilişkinin sessiz tanıklarıdır. Belki de bu yüzden bir gülüş, sadece bir gülüş değildir. Bir yaşam özetidir