Bir Dönemin Sessiz Kahramanı
Karadeniz’in nemli ama bereketli topraklarında, Trabzon’da 1885 yılında doğan Osman Nuri Eralp, yalnızca bir hekim değil; modern Türk tıbbının temellerini atan öncü bir bilim insanıydı. Adı bugün geniş kitlelerce çok bilinmese de, Cumhuriyet’in bilimsel omurgasının inşasında belirleyici bir rol oynadı. Onun hikâyesini takip etmek, aslında Türkiye’de koruyucu hekimliğin, halk sağlığının ve bilimsel tıbbın köklerine inmek demektir.
⸻
Askerî Tıbbiyeden Cephelere: Bilimin Ateşle İmtihanı
Eralp’in meslek yolculuğu, Osmanlı’nın en seçkin sağlık okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin disiplinli koridorlarında başladı. 1908 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesiyle mezun olduğunda, imparatorluk çözülme sürecindeydi ve genç doktoru bekleyen yol cephelerden geçiyordu.
Trablusgarp Savaşı’nda çöl koşullarında sağlık hizmetlerini organize etti; Balkan Savaşları’nda yaralı askerlerin tedavisiyle ilgilendi; I. Dünya Savaşı yıllarında ise kolera, tifüs ve sıtma gibi salgın hastalıklarla mücadele etti. Bu cephe deneyimleri, onun hekimlik anlayışını derinden şekillendirdi:
Hastalıkla mücadele yalnızca bireyi değil, toplumu korumayı hedeflemeliydi.
⸻
Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Bakteriyoloji Kürsüsü
Cumhuriyet’in ilanından sonra Eralp, İstanbul Tıp Fakültesi’nde bakteriyoloji asistanı olarak görevlendirildi. 1920’lerin sonu ve 1930’lar, Türk yükseköğretiminin yeniden yapılandığı, bilimin evrensel standartlarla buluşturulduğu bir dönemdi. Bu dönüşümün simgesi olan 1933 Üniversite Reformu, Eralp gibi bilim insanlarının önünü açtı.
1928’de yayımladığı “Bakteriyoloji” adlı eser, Türkiye’de bu alanda yazılmış ilk kapsamlı ders kitabı oldu. Kitabında yalnızca mikroorganizmaları değil, hekimliğin toplumsal sorumluluğunu da anlattı. Onun için laboratuvar, toplum sağlığının ön cephesiydi.
⸻
Hijyen: Sağlığı Toplumsal Bir Görev Olarak Düşünmek
1934 tarihli “Hijyen” kitabı, Eralp’in düşünce dünyasının en berrak yansımasıdır. Sağlığı bireysel bir mesele olmaktan çıkarıp kamusal bir sorumluluk alanına taşıdı. Temiz su, gıda güvenliği, barınma koşulları ve salgınlarla mücadele, onun için modern devletin asli görevleriydi.
Bu yaklaşımı, dönemin halk sağlığı öncüleri Refik Saydam ve Tevfik Salim Sağlam ile aynı çizgideydi. Cumhuriyet’in “sağlam toplum” idealinin bilimsel temelini birlikte attılar.
Trabzon’la Kopmayan Bağ
Eralp, akademik kariyerinin zirvesine İstanbul’da ulaşsa da memleketi Trabzon ile bağını hiç koparmadı. Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olan sıtma ve tifüs üzerine çalışmalar yaptı; bölgesel salgınların nedenlerini ve korunma yollarını inceledi. Onun hayatı, Anadolu’dan çıkan bir bilim insanının Cumhuriyet’in merkez kurumlarına nasıl yön verdiğinin canlı bir örneğiydi.
Akademisyen, Hoca ve Bilim İnsanı
1939 yılında profesör unvanını alan Eralp, yalnızca ders anlatan bir akademisyen değildi. Öğrencilerine tıp etiğini, hekimlik sorumluluğunu ve hasta ile kurulan insani ilişkiyi öğretti.
1938’de yayımladığı “Mikrobiyoloji” kitabı, bakteriyolojiden daha geniş bir bilim alanına geçişin öncü eserlerinden biri oldu. Bu kitaplar, 1950’lere kadar tıp fakültelerinde temel başvuru kaynakları arasında yer aldı.
Erken Bir Veda
Osman Nuri Eralp, 1940 yılında, henüz 55 yaşındayken hayata veda etti. Bu erken kayıp, Türk bakteriyolojisi için büyük bir eksiklikti. Ancak geride bıraktığı eserler ve yetiştirdiği öğrenciler, onun bilimsel mirasını yaşatmaya devam etti.
Neden Hatırlamalıyız?
Bugün, küresel salgınların gölgesinde yaşadığımız bir çağda, Eralp’in ısrarla vurguladığı koruyucu hekimlik ve halk sağlığı kavramlarının ne kadar hayati olduğunu yeniden görüyoruz. Onun mücadelesi, yalnızca mikroplara karşı değil; bilgisizliğe, ihmale ve günü kurtaran anlayışlara karşıydı.
Trabzon’dan çıkıp Cumhuriyet’in bilim temelini güçlendiren Osman Nuri Eralp’i hatırlamak, bir vefa borcunun ötesinde, bilimle kurulan Cumhuriyet idealini anlamaktır.
Sessizce çalışan, kitaplar yazan, öğrenciler yetiştiren bu gerçek kahramanların açtığı yoldan yürümek ise, onlara gösterilebilecek en anlamlı saygıdır.