İnsanlar arası iletişim konusunda gösterdiği hassasiyet ile dikkatimizi çeken öğretim üyemiz Ergoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hülya YÜCEL’in kaleminden...

Toplum olarak enerjimizi nereye harcadığımız, nasıl bir geleceğe yürüyeceğimizi belirler. Ne yazık ki bugün baktığımızda şunu açıkça görüyoruz: Birbirimizle uğraşmakla o kadar meşgulüz ki, ilerlemeye ayıracak gücümüz kalmıyor. Oysa tarih bize çok net bir şey söylüyor: İnsanların birbirini aşağı çektiği, sürekli suçladığı, dedikodu ve kavgayla zaman tükettiği toplumlar gelişemez. Günlük hayatta buna sıkça tanık oluyoruz. Komşu komşunun hayatını didikliyor, sosyal medyada insanlar tanımadıkları kişileri yerden yere vuruyor. Bir başkasının başarısı, sevinç değil kıskançlık sebebi oluyor. “Ben niye değil de o?” sorusu, daha iyi olmaya değil, başkasını kötülemeye sürüklüyor. Böyle bir iklimde üretim olur mu? Bilim gelişir mi? Sanat, eğitim, sağlık ilerler mi? Elbette hayır.

Sağlık alanında çalışan biri olarak şunu net söyleyebilirim: Sürekli stres, öfke ve çatışma içinde yaşayan toplumlar sadece ruhsal değil, bedensel olarak da hastalanır. Birbirine tahammülü olmayan insanlar, birlikte çözüm üretemezler. Herkesin birbirini düşman gibi gördüğü bir ortamda güven kalmaz. Güvenin olmadığı yerde ise ne dayanışma olur ne de ilerleme.

Toplumların kaderi, insanların birbirine nasıl baktığıyla çok yakından ilişkilidir. Birbirini rakip değil de yol arkadaşı olarak gören toplumlar gelişir, güçlenir ve geleceğe güvenle bakar. Bizim de elbette bunu başarabilecek bir potansiyelimiz var. Yeter ki enerjimizi birbirimizle uğraşmaya değil, birlikte üretmeye yöneltelim. Birinin başarısına içtenlikle sevinen, zor zamanda elini uzatan, bilgisini paylaşan insanlar elbette var. İşte gelişmenin tohumu tam da burada atılır. Dayanışma arttıkça güven artar, güven arttıkça üretim başlar. Eğitimde, sağlıkta, bilimde ve sanatta ilerleme böyle mümkün olur.

Elbette herkes aynı düşünmek zorunda değildir. Farklı görüşler, farklı yaşam tarzları olabilir. Asıl önemli olan bu farklılıklarla bir arada yaşama kültürünü geliştirebilmektir. Bulunduğum pek çok gelişmiş ülkede toplumların bunu başardığına tanık oldum; insanlar eleştirir ama kırmadan, tartışır ama düşmanlaşmadan. Çünkü bilirler ki ortak hedef, herkesin daha iyi yaşamasıdır. Elbette orada da sorunlar vardır ama insanlar enerjilerini birbirlerini yıpratmaya değil, işlerini daha iyi yapmaya harcarlar. Eleştiri vardır ama yapıcıdır. Farklılıklar tehdit değil zenginlik olarak görülür. İnsanlar “kim ne yapmış”tan çok “ben ne yapabilirim” sorusuna odaklanır.

Gerçek gelişim, bireyin kendisiyle başlamasıdır. Daha çok okuyan, daha çok üreten, daha çok düşünen bireylerden güçlü bir toplum çıkar. Sürekli başkasının açığını arayan, hatasından beslenen bir yapıdan ise sadece gürültü çıkar. Umutlu toplumlar daha sağlıklıdır. Sürekli çatışma yerine çözüm arayan toplumlarda stres azalır, yaşam kalitesi yükselir. Bu da sadece bireylerin değil, ülkenin tamamının kazancıdır.

Biz de bunu yapabiliriz. Daha çok dinleyerek, daha az yargılayarak. Başkasının hatasıyla uğraşmak yerine kendi katkımıza odaklanarak. “O ne yapıyor?” yerine “Ben ne yapabilirim?” diye sorarak. Küçük gibi görünen bu bakış açısı, büyük dönüşümlerin kapısını aralar.

Neredeyse otuz yıl gençlerle hemhal olan bir akademisyen olarak şunu söylemek isterim: Gençlerimize umut verecek olan da budur. Onlar, sürekli kavga eden, birbirini aşağı çeken bir toplum değil; üreten, paylaşan ve birlikte başaran bir toplum görmek isterler. Onlara bırakacağımız en büyük miras, güçlü kurumlar kadar sağlıklı bir toplumsal iklimdir.

Birbirimizle uğraşmayı bıraktığımız gün, gerçek meselelerle uğraşmaya başlayacağız. Bunu başardığımızda, sadece daha gelişmiş değil, daha huzurlu ve daha sağlıklı bir toplum olacağız. Umut var, çünkü bunu yapacak insan gücümüz de, birikimimiz de var. Eğitim nasıl iyileşir, sağlık sistemi nasıl güçlenir, gençler nasıl umutlu olur, bunları konuşacağız. Tercih bizim. Ya birbirimizi aşağı çekmeye devam edeceğiz ya da omuz omuza verip daha sağlıklı, daha güçlü bir toplum inşa edeceğiz. Unutmayalım: Aynı gemideyiz ve gemi, kavga edenlerle değil, kürek çekenlerle yol alır.