“Doktorlar hayat kurtarmak için yaşarlar. Beyaz önlükleri yalnızca hastaların değil, onların da umududur. Ve bu umut herkes içindir; suçlu–suçsuz ayrımı yapmadan. Beyaz önlük herkes için eşitlik demektir. Onu giymek hayat vermektir; gerektiğinde kendi hayatından vazgeçebilmektir. Beyaz önlüğü çıkardığında ise artık savunmasızsındır; herkes gibi.”
Bu cümleleri, Verda Pars ve Ebru Hacıoğlu’nun senaryosunu üstlendiği bir dizide dinlemiştim.
Evet, beyaz önlük umuttur; bembeyaz bir umut. Omuzlarında taşıdığın bir parça kumaşın, karşındakine sunduğu dünyalara bedel bir umuttur bu. Beyaz önlüğün üzerinde bir insanın hayatı taşınır. Binlerce insanın beklediği bir haber, bir nefes, bir ihtimal vardır.
Beyaz önlüğün gölgesini bilir misiniz? Bu gölge sadece bir meslek değildir; bir hayatın ağırlığıdır, bir kaderdir. Bu beyaz önlüğü gururla taşımak insanı yüceltir. Onu giydiğinde omuzların daha dik durur, adımlarını daha cesur atarsın. Daha çok kalbe dokunmak istersin.
Ama beyaz önlüğün gölgesi tam da budur: yükü ağırdır. Dışarıdan güçlü görünürsün; oysa bu gölgede kendi acılarını saklamaya çalışırsın. Çünkü sana bakan umut dolu gözler vardır ve sen onların güvenini boşa çıkarmamalısındır. Bazen elinden hiçbir şey gelmez; yine de bir şey yapabilmek için çırpınırsın. Çünkü sen hekimsin. Bu önlüğü giydiğinde, ne pahasına olursa olsun hayat kurtaracağına söz vermişsindir.
Bu beyaz önlüğü giydiğinde, kendi duygularını kapının ardında bırakırsın. Beyaz önlük senin yorgunluğunu dile getirmez. Titreyen sesini, dolan gözlerini, karmakarışık düşüncelerini kendi gölgesinde saklar. Seni taşıdığın ağır yükün altında yalnız bırakmamaya çalışır. Çünkü senden herkes güçlü olmanı bekler.
Beyaz önlük senin iç dünyanı görünmez kılar; çünkü sen görmelisin. Karşındakini sen anlamalısın, sen dinlemelisin. Tutulmaya, yorulmaya ihtiyaç duyduğun anlarda bile bu duyguyu bastırırsın. Çünkü burada hayatta tutmaya çalışan taraf sensin.
Çünkü sen beyaz önlüklüsün; gözleri dolu dolu sana bakan bir çocuğun umudusun, içeriden çıkmanı bekleyen yaşlı bir teyzenin ışığısın. İyi bir haber alacağına inandığı kapısın.
Kimse beyaz önlüğün ne kadar ağır bir yük taşıdığını bilmez. Bu ağırlık rakamla, kütleyle ölçülmez; kelimelerle tarif edilemez.
Beyaz önlüğün gururu çoğu zaman sessiz kalabilmeyi başarmakla ölçülür. Bazı anılar vardır; onları beyaz önlüğün cebinde taşırsın. İsimlerini unutsan bile yüzlerini unutamadıkların, hayatına dokundukların, seslerini hatırladıkların ve bazen de kurtaramadıkların…
Bu beyaz önlüğün gölgesinde zaman su gibi akar. İlerlemediğini sandığın her an ömürden eksilir; geceler kısalır, dakikalar süzülür. Bazen aynada kendi yansımanı bile tanıyamazsın; çünkü orada dokunduğun hayatların izleri belirir.
Her şeye rağmen her gün bu önlüğü yeniden giymek zorundasındır. Çünkü bu gururu taşımak seni hayata daha sıkı bağlar. Bu gurur her gün güçlü olmak değildir; her gün hayata yeniden tutunabilmektir. Ne kadar düşersen düş, dizlerini yere vura vura yeniden ayağa kalkabilmektir.
Beyaz önlüğün gururu sessiz değildir; kırılgandır, derindir. Sen herkesi ayakta tutmaya çalışırken, seni ayakta tutan da yine o beyaz önlüktür. Beyaz önlüğün gururu, ışığın içinde durup karanlığı aydınlığa taşımaktır.