Prostat kanseri denildiğinde akla çoğu zaman hızla tedaviye başlanması geliyor. Ancak hastalığın her erkekte aynı hızda ilerlemediğini gösteren uzun dönemli bilimsel veriler, özellikle prostata sınırlı ve uygun risk özelliklerine sahip kanserlerde tedavi kararının kişiye göre verilmesinin önemini ortaya koyuyor.
İngiltere’de gerçekleştirilen geniş kapsamlı ProtecT çalışmasının 15 yıllık takip sonuçları, bu konuda şimdiye kadar elde edilen en önemli uzun dönemli veriler arasında bulunuyor.
New England Journal of Medicine’da yayımlanan araştırmada, prostata sınırlı kanser tanısı alan 1.643 erkek aktif izlem, prostatın cerrahi olarak çıkarılması ve radyoterapi olmak üzere üç gruba ayrıldı.
Katılımcılar tanı sırasında 50 ile 69 yaş arasındaydı. Ortanca takip süresi 15 yıl olurken bazı hastalar 21 yıla kadar izlendi.
Prostat kanserine bağlı ölüm üç grupta da düşük kaldı
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında ortaya çıktı.
15 yıllık takip sonunda prostat kanseri nedeniyle toplam 45 kişi hayatını kaybetti. Bu, araştırmaya katılanların yüzde 2,7’sine karşılık geldi.
Prostat kanserine bağlı ölüm oranları:
- Aktif izlem grubunda yüzde 3,1
- Ameliyat grubunda yüzde 2,2
- Radyoterapi grubunda yüzde 2,9
olarak belirlendi.
Araştırmacılar üç yaklaşım arasında prostat kanserine bağlı ölüm açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptamadı.
Başka bir ifadeyle, 15 yıl sonunda prostat kanserine özgü sağkalım üç grupta da yaklaşık yüzde 97 düzeyindeydi.
Ancak aktif izlemin önemli bir farkı vardı
Sonuçlar, “tedaviye gerek yok” anlamına gelmiyor.
Aktif izlem grubunda hastalığın ilerlemesi ve vücudun başka bölgelerine yayılması, ameliyat veya radyoterapi uygulanan hastalara göre daha sık görüldü.
Kanserin başka bölgelere yayıldığı hasta oranı aktif izlem grubunda yüzde 9,4 olurken, bu oran ameliyat grubunda yüzde 4,7 ve radyoterapi grubunda yüzde 5 olarak kaydedildi.
Klinik olarak hastalığın ilerlemesi de aktif izlem grubunda yüzde 25,9’a ulaştı. Aynı oran ameliyat uygulananlarda yüzde 10,5, radyoterapi alanlarda ise yüzde 11 olarak belirlendi.
Bu sonuç, aktif izlemin hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmediğini gösteriyor.
Aktif izlemde hasta düzenli olarak takip ediliyor. PSA ölçümleri, muayene, görüntüleme ve gerektiğinde biyopsi gibi yöntemlerle tümörün davranışı değerlendiriliyor. Hastalığın ilerlediğini düşündüren bir değişiklik ortaya çıkarsa tedavi gündeme geliyor.
Dört hastadan yaklaşık biri tedavi almadan yaşamını sürdürdü
Araştırmanın dikkat çeken bir başka sonucu ise aktif izlem grubundaki bazı erkeklerin uzun yıllar boyunca radikal tedaviye ihtiyaç duymaması oldu.
15 yıllık takip sonunda aktif izlem grubundaki 133 erkek, yani grubun yüzde 24,4’ü hayattaydı ve prostat kanserine yönelik radikal tedavi veya uzun süreli hormon tedavisi almamıştı.
Bununla birlikte aktif izlem grubundaki hastaların yüzde 61,1’i takip süresince sonunda ameliyat veya radyoterapiye geçti.
Dolayısıyla aktif izlem, tedaviden tamamen vazgeçilmesi değil, tedavinin gerçekten gerekli hale geldiği zamanı belirlemeye yönelik kontrollü bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Prostat kanseri neden bazı kişilerde yavaş ilerliyor?
Prostat kanseri tek tip bir hastalık değil.
Bazı tümörler uzun yıllar boyunca prostata sınırlı kalabilir ve kişinin yaşamını tehdit edecek düzeye ulaşmayabilir. Bazıları ise daha hızlı büyüyebilir, çevre dokulara ilerleyebilir veya başka organlara yayılabilir.
Bu nedenle tanıdan sonra yalnızca “kanser var” bilgisiyle karar verilmiyor.
PSA düzeyi, biyopsi bulguları, tümörün derecesi, görüntüleme sonuçları, hastalığın yaygınlığı, kişinin yaşı, genel sağlık durumu ve beklenen yaşam süresi birlikte değerlendiriliyor.
Amaç gereksiz tedaviyi azaltmak
Bu ayrım önemli çünkü prostat kanserinin ameliyat ve radyoterapi gibi tedavileri yaşam kurtarıcı olabilmekle birlikte bazı hastalarda idrar kontrolü, cinsel işlev veya bağırsak fonksiyonları üzerinde uzun süreli yan etkilere yol açabiliyor.
Yavaş seyretmesi beklenen düşük riskli bir tümörde bu nedenle tedavinin sağlayacağı yarar ile olası yan etkiler arasında denge kurulması gerekiyor.
ProtecT araştırması da erken tedavinin hastalığın ilerlemesini ve yayılmasını azalttığını, ancak incelenen hasta grubunda 15 yıllık prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında anlamlı bir fark oluşturmadığını gösterdi.
Araştırmanın önemli bir sınırlılığı var
Çalışmanın sonuçları günümüzde tanı alan her prostat kanseri hastasına doğrudan uygulanamaz.
Araştırmaya katılımlar 1999 ile 2009 yılları arasında gerçekleşti. O dönemde günümüzde kullanılan çok parametreli prostat MR’ı, MR hedefli biyopsiler ve PSMA PET gibi gelişmiş yöntemler rutin olarak kullanılmıyordu.
Ayrıca araştırmadaki “aktif izlem” yaklaşımı, günümüzde birçok merkezde uygulanan modern aktif izlem programlarından daha farklı ve daha az yoğun bir takip sistemine dayanıyordu.
Bu nedenle günümüzde hangi hastanın güvenle aktif izleme alınabileceği daha ayrıntılı değerlendirmelerle belirleniyor.
Her prostat kanseri hastası aktif izleme uygun değil
Uzun dönemli sonuçların en önemli mesajlarından biri, prostat kanseri tedavisinin tek tip olmaması gerektiği.
Aktif izlem özellikle seçilmiş düşük riskli ve bazı uygun orta riskli hastalarda değerlendirilebiliyor. Daha saldırgan özellik taşıyan, ilerleme veya yayılma riski yüksek prostat kanserlerinde ise gecikmeden aktif tedavi gerekebiliyor.
Bu nedenle prostat kanseri tanısı alan bir kişinin yalnızca bu araştırmaya dayanarak tedavisini ertelemesi veya bırakması uygun değil.
Tedavi kararı üroloji ve gerektiğinde radyasyon onkolojisi ile medikal onkoloji uzmanlarının değerlendirmesiyle, tümörün özellikleri ve kişinin genel sağlık durumu dikkate alınarak veriliyor.
Uzun dönemli veriler ise uygun hastalarda karar vermek için zaman bulunabileceğini ve prostat kanserinde “hemen tedavi” yaklaşımının her hasta için zorunlu olmadığını gösteriyor.
KAYNAKLAR
- New England Journal of Medicine
- ProtecT Study Group
- National Institute for Health and Care Research
- National Cancer Institute
- WebMD





