Kurban Bayramı Öncesi Sürmene Bıçağına Yoğun İlgi: Ustaların Mesaisi Arttı
Kurban Bayramı Öncesi Sürmene Bıçağına Yoğun İlgi: Ustaların Mesaisi Arttı
İçeriği Görüntüle

Özellikle büyükşehirlerde ve deprem riski taşıyan bölgelerde mevcut yapı stokunun önemli bir bölümü ekonomik ömrünü tamamlarken, dönüşüm süreçlerinin uzun yıllar sürmesi hem vatandaşların güvenliğini tehdit ediyor hem de şehirlerin planlı gelişimini engelliyor.

Ada bazlı dönüşüm modeli ise tek tek binaların değil, bir yapı adasının tamamının ele alınmasını öngörüyor. Böylece yalnızca konutlar yenilenmiyor; yol genişlikleri, otopark alanları, altyapı sistemleri, yeşil alanlar, sosyal donatılar ve afet anında erişim imkânları da yeniden planlanabiliyor.

Ancak uygulamada en önemli sorunlardan biri, dönüşümden yana olan çoğunluğun az sayıdaki malikin itirazları nedeniyle beklemek zorunda kalması olarak gösteriliyor. Bazı bölgelerde maliklerin büyük bölümü dönüşümü desteklemesine rağmen birkaç kişinin itirazı nedeniyle projeler yıllarca hayata geçirilemiyor.

Bu durumun hem vatandaşların can güvenliğini hem de şehirlerin geleceğini olumsuz etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, ada bazlı dönüşümde çoğunluğun iradesini esas alan daha etkin bir karar mekanizmasına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Yüksek Mimar Nurullah PİLTANYüksek Mimar Nurullah PİLTAN


Yüksek Mimar Nurullah Piltan: “Şehirler Bina Bina Değil, Ada Ada Yenilenmeli”

Yüksek Mimar Nurullah Piltan, kentsel dönüşümün yalnızca eski binaların yıkılıp yeniden yapılmasından ibaret olmadığını belirterek, şehircilik açısından en doğru yaklaşımın ada bazlı dönüşüm olduğunu söyledi.

Piltan, “Bir binayı yenileyebilirsiniz ancak dar sokakları, yetersiz otoparkları, altyapı eksikliklerini ve sosyal donatı sorunlarını tek bina üzerinden çözemezsiniz. Ada bazlı dönüşüm, şehirlerin daha yaşanabilir, daha güvenli ve daha planlı hale gelmesini sağlar. Deprem gerçeğiyle yaşayan Türkiye’nin artık parsel bazlı değil, ada bazlı dönüşümü önceliklendirmesi gerekiyor” dedi.

Azınlıkta kalan maliklerin itirazları nedeniyle dönüşüm projelerinin yıllarca bekletilmesinin önemli bir sorun oluşturduğunu ifade eden Piltan, “Çoğunluğun dönüşüm iradesi korunmalı, hak sahiplerinin mülkiyet hakları da güvence altına alınmalıdır. Ancak birkaç kişinin itirazı nedeniyle yüzlerce kişinin yaşadığı bir adanın dönüşümünün durması ne şehircilik ilkeleriyle ne de kamu yararıyla bağdaşmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Bakanlığa Çağrı

Şehircilik uzmanları ve sektör temsilcileri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ada bazlı dönüşümü teşvik edecek yeni düzenlemeleri gündeme alması gerektiğini ifade ediyor.

Özellikle yüzde 51 çoğunluk esasına dayalı karar mekanizmalarının güçlendirilmesi, dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması ve şehirlerin deprem riskine karşı daha dirençli hale getirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunuyor: Ya dönüşüm süreçleri yıllarca süren anlaşmazlıklarla yavaş ilerleyecek ya da ada bazlı dönüşüm modeliyle daha güvenli, daha modern ve daha yaşanabilir şehirler inşa edilecek.

Deprem tehdidinin her geçen gün daha fazla hissedildiği Türkiye’de, ada bazlı dönüşümün önünün açılması artık bir tercih değil, şehirlerin geleceği açısından zorunluluk olarak görülüyor.