Erdöl, 14 Mart’ın sıradan bir meslek günü değil, işgale karşı yükselen bir direnişin ve milli şuurun adı olduğunu ifade etti.
Tıp, vatan ve ilim sevdasını aynı potada buluşturan bir bilim insanı olan Prof. Dr. Cevdet Erdöl, 14 Mart’ın arkasındaki tarihi ve fikri arka planı anlatarak tıbbiyelilerin milletin en zor zamanlarında daima ön saflarda yer aldığını söyledi.
14 Mart’ın Kökeni 1827’ye Uzanan Bir Tarih
Erdöl konuşmasında 14 Mart’ın kökeninin 1827 yılına dayandığını hatırlattı. Osmanlı padişahı II. Mahmud döneminde hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin girişimleriyle modern anlamdaki ilk tıp okulu olan Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire, 14 Mart 1827 tarihinde kurulmuştu. Bu tarih, modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edildi.

Osmanlı’da sağlık alanında modernleşmenin önemli bir ivme kazandığı dönemlerden biri de Sultan Abdülhamid Han dönemi oldu. Bu süreçte pek çok hastane, doğumevi ve modern sağlık kurumu açıldı; tıpta ihtisaslaşmanın temelleri atıldı. 1903 yılında açılan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ise yalnızca bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda bilim ve fikir dünyasına yön veren bir merkez haline geldi.
Çanakkale’de Tıbbiyelilerin Fedakârlığı
Birinci Dünya Savaşı yıllarında tıp öğrencileri cephelerde görev aldı. Savaş boyunca 765 tıp öğrencisinden 346’sı şehit düştü. 1915 yılında Tıbbiye’ye kaydolan birinci sınıf öğrencilerinin tamamının Çanakkale’de şehit olması nedeniyle okul 1921 yılında mezun veremedi.
Bu durum, tıbbiyelilerin yalnızca hastanelerde değil, vatanın müdafaasında da nasıl fedakârca görev aldığının en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
14 Mart 1919: İşgale Karşı İlk Tepki
14 Mart Tıp Bayramı’nın gerçek anlamı ise 1919 yılında İstanbul’un işgali sırasında ortaya çıktı. İşgal altındaki Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de öğrenciler tarafından düzenlenen toplantı, tıbbiyelilerin işgale karşı ilk organize tepkilerinden biri oldu.
Toplantı sırasında yapılan konuşmaların ardından tıbbiyeliler okulun iki saat kulesi arasına büyük bir Türk bayrağı astı. Bu sembolik eylem, işgale karşı direnişin simgelerinden biri haline geldi ve kısa sürede tüm ülkeye yayılan milli mücadele ruhunun önemli işaretlerinden biri oldu.
Tıbbiyeliler Milli Mücadelede Ön Saflardaydı
İşgal yıllarında tıp öğrencilerinin bir kısmı Anadolu’ya geçerek Kuvayı Milliye saflarına katıldı. Okulda kalan öğrenciler ise işgal kuvvetlerine ait cephaneliklerden hayatlarını riske atarak silah kaçırdı ve bunları Anadolu’ya ulaştırdı.
Tıbbiyeliler ayrıca düzenlenen mitinglerde de ön saflarda yer aldı. Sivas Kongresi’ne katılan Tıbbiyeli Hikmet Bey’in manda yönetimine karşı yaptığı konuşma, Milli Mücadele tarihinin unutulmaz anlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Aynı Ruh 15 Temmuz’da ve Pandemide de Görüldü
Prof. Dr. Cevdet Erdöl, tıbbiyeli ruhunun yalnızca geçmişte kalmadığını, modern Türkiye’de de aynı şekilde yaşadığını belirtti.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında sağlık çalışanlarının büyük fedakârlık gösterdiğini ifade eden Erdöl, o gece hastanelerde görev yapan sağlık personelinin milletin yanında yer aldığını söyledi.
Benzer şekilde Covid-19 pandemisi sırasında da sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını vurgulayan Erdöl, salgın sürecinde hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının hatırasının daima yaşatılması gerektiğini dile getirdi.
“14 Mart Bir Direnişin Adıdır”
Prof. Dr. Cevdet Erdöl konuşmasının sonunda 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını vurgulayarak şu mesajı verdi:
“1827’nin yenilikçi ruhu, 1919’un direnişçi ruhu ve milletimizin her zorlu imtihanda ortaya koyduğu irade bugün de yaşamaktadır. Tıbbiyeli ruhu, milletinin ihtiyaç duyduğu her an hazır olduğunu tarih boyunca göstermiştir.”
Erdöl, başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak konuşmasını tamamladı.
“Sağlıklı bir dünya, mutlu ve memnun sağlık çalışanlarının emeğiyle yükselecektir.”




