Araştırmacılar, buna rağmen sonuçların kesin nedensellik anlamına gelmediğinin altını çizdi.

İsviçre’de yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, yüksek gerilim enerji hatları ve demiryolu hatlarından kaynaklanan uzun süreli düşük frekanslı manyetik alan maruziyetinin, bazı nörodejeneratif hastalıklara bağlı ölüm riskiyle bağlantılı olabileceğini gösterdi. Çalışma, özellikle Alzheimer hastalığı ve diğer demans türleri açısından dikkat çekici bulgular ortaya koydu.

Environment International dergisinde yayımlanan araştırmada, 2001 ile 2018 yılları arasında İsviçre Ulusal Kohortu kapsamında izlenen 3 milyon 555 bin 64 yetişkinin verileri değerlendirildi. Araştırmacılar, toplam 55,4 milyon kişi-yıllık takip süresi boyunca yüksek gerilim hatları ve demiryolları kaynaklı son derece düşük frekanslı manyetik alan maruziyetini modelledi.

Çevre ve Yoksulluk Beyni Yaşlandırıyor: 34 Ülkeden Çarpıcı Araştırma
Çevre ve Yoksulluk Beyni Yaşlandırıyor: 34 Ülkeden Çarpıcı Araştırma
İçeriği Görüntüle

Çalışma süresince nörodejeneratif hastalıklara bağlı 146 bin 655 ölüm kaydedildi. Bulgulara göre, yüksek gerilim hatlarından kaynaklanan uzun dönem maruziyet, Alzheimer hastalığına bağlı ölüm ve diğer demans türlerine bağlı ölümle pozitif yönde ilişkilendirildi. Demiryolu kaynaklı maruziyette ise ilişkinin daha zayıf olduğu ve çevresel etkenler hesaba katıldığında etkisinin azaldığı bildirildi.

Araştırmada, ALS, Parkinson hastalığı ve multipl skleroz için ise benzer bir ilişki saptanmadı. Bu yönüyle çalışma, tüm nörodejeneratif hastalıklar için tek tip bir sonuç vermek yerine, özellikle demans başlığında yoğunlaşan bir tablo ortaya koydu.

Uzmanlar, çalışmanın dikkat çekici olmasına rağmen sonuçların doğrudan “manyetik alan demansa neden oluyor” şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı. Çünkü araştırma gözlemsel bir kohort çalışması niteliği taşıyor. Yani bireylerin gerçek zamanlı kişisel maruziyet ölçümleri değil, ikamet bilgileri ve çevresel modellemeler üzerinden bir risk analizi yapılıyor. Araştırmacılar da makalede, biyolojik mekanizmanın henüz net biçimde ortaya konulamadığını belirtiyor.

Makalenin öne çıkan yönlerinden biri, daha önceki daha sınırlı çalışmalara kıyasla çok daha büyük bir nüfusu ve daha uzun bir izlem süresini kapsaması oldu. Ayrıca yalnızca enerji nakil hatları değil, demiryolu hatlarından kaynaklanan manyetik alan maruziyetinin de hesaba katılması, çalışmayı alandaki yeni araştırmalar arasında öne çıkardı.

Bilim dünyasında elektromanyetik alanlar ile nörodejeneratif hastalıklar arasındaki ilişki uzun süredir tartışılıyor. Daha önce de İsviçre’den gelen bazı araştırmalar, enerji hatlarına yakın yaşam ile Alzheimer’a bağlı ölüm arasında olası bağlantılar bildirmişti. Yeni çalışma ise bu tartışmayı daha geniş verilerle yeniden gündeme taşıdı.

Uzmanlara göre bu tür çalışmaların en önemli katkısı, halk sağlığı açısından olası risk alanlarını görünür kılması. Ancak kesin yargıya varılabilmesi için biyolojik mekanizmaları açıklayan, bireysel maruziyeti daha net ölçen ve farklı ülkelerde tekrarlanan yeni araştırmalara ihtiyaç bulunuyor. Şimdilik ortaya çıkan tablo, kesin hükümden çok güçlü bir uyarı sinyali olarak değerlendiriliyor.