Şişmanlatılan Bir Nesil: Çocuklar Ve Obezite Sessiz Bir İstila mı?

Bir çocuğun eline verdiğiniz şey sadece bir abur cubur değildir. O paketle birlikte ona bir alışkanlık, bir gelecek ve çoğu zaman bir hastalık da verirsiniz. Çocuk obezitesi artık “bireysel tercih” başlığı altında geçiştirilecek bir konu değildir. Bu, açıkça toplumsal bir ihmaldir. Hatta daha sert söyleyelim: yönetilemeyen bir halk sağlığı krizidir. Bugün kilolu çocukları konuşuyoruz; yarın diyabetli gençleri, daha sonra kalp hastası yetişkinleri…

Ve hâlâ “anne-baba sorumluluğu” deyip aradan çekilmeyi marifet sanıyoruz.

Oysa çocuklar kendi tabağını seçmez. Market raflarını onlar düzenlemez, televizyon ekranlarını ve dijital platformları onlar planlamaz. Bir çocuk, günde yüzlerce kez şekerli içecek, cips ve ultra işlenmiş gıda reklamına maruz kalıyorsa; rengârenk ambalajlar, çizgi film karakterleri ve oyuncak vaatleriyle kuşatılıyorsa, bu bir pazarlama başarısı değil, etik bir çöküştür.

Bir ülkede çocukların en kolay ulaşabildiği şey sağlıksız gıdaysa, obezite kader değildir; sonuçtur.

Çocuklar artık sokakta oynamıyor. Çünkü sokak yok, güvenli alan yok. Parklar ya yetersiz ya da erişilemezken ekranlar sınırsız. Bir çocuk günde altı yedi saat ekran karşısında hareketsiz kalıyorsa, bunu “teknoloji çağı” diye romantize edemeyiz. Bu; kas kaybı, metabolik yavaşlama ve psikolojik kırılganlık demektir.

Obezite sadece kilo değildir. Özgüven kaybıdır, akran zorbalığıdır, depresyondur. Daha çocukken bedeniyle barışamamak demektir.

Eğitim kurumları bilgi üretirken kantinleri hastalık dağıtıyorsa, burada derin bir çelişki vardır. Bir yanda sağlıklı yaşam dersleri, diğer yanda şekerli içecekler, paketli kekler ve kızartmalar… Okul kantinleri ticari alan değil, kamusal sağlık alanıdır.

Çocuk obezitesiyle mücadele broşür dağıtmakla olmaz. Bu iş; reklam yasaklarıyla, şeker vergileriyle, kantin düzenlemeleriyle, fiziksel aktiviteyi zorunlu kılan şehir planlamasıyla ve aileyi yalnız bırakmayan sosyal politikalarla olur.

Çocuğu korumak özgürlükleri kısıtlamak değildir. Çocuğu korumak, geleceği savunmaktır.

Bugün obeziteye göz yuman her sistem, yarın sağlık bütçelerinin altında ezilecektir. Daha önemlisi, kaybolmuş bir çocukluğun hesabını kimse veremeyecektir.

Çocuklar irade sahibi yetişkinler değildir. Onlar korunması gereken bir emanettir. Emanete ihanet eden her düzen ise er ya da geç kendi yükü altında çöker.