Semerkant’ın Kalbinde Bir Hekim Yolculuğu: Çocuk Seslerine Kulak Vermek

Semerkant… İsmiyle bile binlerce yıllık bilgeliği, İpek Yolu’nun kadim bilim ateşini çağrıştıran bu şehirde, tıp öğrencisi olmak yalnızca bir mesleki eğitim değil, adeta bir mirası omuzlamaktır. İbn-i Sina’nın izinden gidenlerin şehrinde, ben, Riza Kulova, Semerkant Devlet Tıp Üniversitesi’nin Pediatri Fakültesi’nde ikinci sınıf öğrencisi olarak, bu kadim bilgelikle modern tıbbın kesiştiği noktada duruyorum.

Okulumuz, neredeyse bir asrı deviren 95 yıllık kökleriyle, sadece bir eğitim kurumu değil; Özbekistan’ın tıp hafızasının canlı bir parçası. Registan Meydanı’nın ihtişamından bir nefes uzakta, 14.000’e yakın öğrenci, bu tarihi mirası geleceğe taşımak için çalışıyor. Burası, devlet disiplini ve akademik ciddiyetin, uluslararası programlarla buluştuğu bir kazan. Farklı kıtalardan gelen sınıf arkadaşlarımızla aynı amfide ders dinlerken, Semerkant’ın yüzyıllardır süren ‘evrensellik’ geleneğini yaşatıyoruz adeta.

Neden Pediatri? Çünkü İyileşmenin En Saf Hali Çocuk Gözlerinde Saklı

Bana sıkça soruyorlar: “Neden pediatri?” Cevabım, bir hedef ve bir sevginin iç içe geçmiş hali: Çocuk Cerrahisi. Ancak bunun ötesinde, asıl mıknatıs, çocukların o koşulsuz, saf iyileşme inancı. Bir çocuğun gözlerindeki güveni kazanmak, en karmaşık tıbbi formüllerden daha derin bir sorumluluk. Bu fakülte, yalnızca fizyopatoloji öğretmiyor; sabrın, şefkatin ve iletişimin bilimini de aşılıyor. Dünyaya açılan pek çok başarılı hekimin ilk adımını attığı bu alanda, sadece minik bedenleri değil, onların henüz dil bulamamış korkularını ve umutlarını da anlamayı öğreniyoruz.

Eğitim: Teorinin Sessiz Amfilerinden, Hastanenin Canlı Koridorlarına

Bizim için yol haritası net: İlk üç yıl, insan vücudunun kutsal kitabını, yani anatomiyi, fizyolojiyi ve histolojiyi ezbere okumakla geçiyor. Her damar, her sinir, her doku, gelecekte kurtaracağımız hayatların parolası gibi belleklere kazınıyor. Ancak gerçek dönüm noktası, üçüncü sınıfın ikinci döneminde geliyor. O zaman, teorinin beyaz sayfaları, hastane koridorlarının gerçekliğiyle buluşuyor.

Artık kitaplardaki semptomlar, karşımızda bir çocuğun yüzüne yansıyor. “Pediatri” ve “Çocuk Cerrahisi” artık sadece ders isimleri değil, her hastane vizitesinde dokunduğumuz bir gerçeklik. Beyaz önlüğümüzün ağırlığı ilk kez omuzlarımızda hissediliyor. Haftalık programlarımız, amfilerden kliniklere kayıyor. Disiplin ise demirbaş; her devamsızlık, telafi edilmeyi bekleyen bir borç. Bu sistem bize, bir hekimin en temel erdemlerinden birini öğretiyor: Sorumluluk.

Sınavlar: Bilginin Ateş Çemberi ve Özgüvenin İnşası

Değerlendirme sistemimiz, büyük ölçüde zorlu testler üzerine kurulu. Stresli ve yorucu, evet. Bazen ezbere dayalı gibi görünebilir. Ancak sıkı kurallar ve sıfır tolerans, bize bir şey daha aşılıyor: Güven. Kendi bilgimize güvenmeyi. Kopya olmadığında geçtiğiniz her sınav, gelecekte bir hastanın hayatına dokunurken size cesaret veriyor. O “doktor olma” hissi, işte bu zorlu süreçte, yavaş yavaş kemikleşiyor. Tıbbi terimleri günlük dil gibi konuşabildiğinizde, beyaz önlüğünüzü giyip bir çocuğun nabzını tuttuğunuzda, artık siz sadece bir öğrenci değil, bu kutsal sistemin bir neferi olduğunuzu anlıyorsunuz.

Son Söz: Bir Çınarın Gölgesinde, Geleceğin Tohumlarını Ekmek

Semerkant Devlet Tıp Üniversitesi, benim için sadece bir okul değil. İbn-i Sina’nın, Uluğ Bey’in, Razi’nin soluduğu bu topraklarda, modern tıbbın laboratuvarlarında çalışan bir ‘dünya vatandaşı’ hekim olma hayalimin ilk durağı. Pediatri ise bu yolculukta, en naif, en savunmasız, ama aynı zamanda en dirençli canlılara; çocuklara adanmış bir seçim. Bu köklü çınarın gölgesinde, bizler, geleceğin tohumlarını ekiyoruz. Ve biliyoruz ki, buradan aldığımız her bilgi, bir gün bir çocuğun kahkahasına, bir ailenin rahat bir nefes alışına dönüşecek.

Semerkant’ın taşları tarihi fısıldarken, bizler de onun şifalı geçmişinden aldığımız ilhamla, yarının şifacıları olmak için çalışıyoruz.