Şehit Doktor

Savaş zamanında evden çıkmak herkes için zordur. Çünkü o adım atıldığı an zaman durur, evin içinde kalan her nefes ağırlaşır. Her bakış “son kez” olabilir diye insanın içine çöker. Ama evde küçük kızını, yaşlı anne-babasını ve eşini bırakıp çıkmak… bu artık sıradan bir ayrılık değildir. Bu, insanın kendi yüreğini kapının ardında bırakıp gitmesidir.

O doktor da öyle gitti. Beyaz önlüğünü özenle katladı, albümden kızının küçük fotoğrafını alıp önlükle birlikte çantasına koydu ve bir kez daha baktı — kızının oyuncakları yerdeydi, annesi sessizce gözyaşları içinde dua ediyor, babası ise bahçede sigara içiyordu. Eşi doluydu ama sormadı: “Neden?”. Çünkü bazı sorular cevap istemez.

Cephede artık o sadece bir doktor değildi. Kan içindeki ellere umut, ağır yaralılara “dayan, yetiştireceğiz” diyen bir sesti. Her yaralının gözünde bir ışık yanıyor, her nefeste bir umut filizleniyordu. Pek çok canı ölümden aldı, pek çok yaralıyı hayata döndürdü. Ama savaş beyaz önlüğü tanımaz. Öyle bir an geldi ki, o da düşman kurşununa hedef oldu. Elinde bir yaralının kolu vardı, gözlerinde son bakışın ağırlığı. O kurşun sadece bir bedeni değil, bir ailenin geleceğini de toprağa serdi.

Ve doktor şehitlik mertebesine yükseldi...

Haber eve ulaştığında sanki bütün çığlıkları, gürültülü ağlamaları içine alan bir sessizlik çöktü. Küçük kız başını kaldırdı, gözlerinde bir ışık vardı ama ağzından söz çıkmadı. “Babam geç mi gelecek?” diye sordu. Kimse cevap vermedi. Eşinin elindeki bardak yere düşüp parçalandı. Sanki ev de nefesini tutmuştu. Anne dizlerinin üzerine çöktü, başını ellerinin arasına aldı. Öyle ki ayakları onu taşıyamıyordu. Sessizliğin içinde kalbi atıyordu ama ağzından çıkan bir söz yoktu. Baba başını duvara yasladı, gözleri boşluğa baktı, bir anda sanki bütün yılların yükü üzerine çöktü. “Oğlum” demeye çalıştı ama sesi boğazında kaldı. Küçük kız ise gözyaşlarını tutamadı ama hıçkırıklarını bastırdı. Çünkü hissediyordu: bir şey tamamen değişmişti. Babası bir daha gelmeyecekti. O evde feryat yoktu. Yalnızca yere düşen bardağın sesi, bükülen dizlerin ağırlığı, boş bakışların suskunluğu ve küçük kızın hırçın hıçkırıkları vardı. Her ayrıntı, her kırık parça, her titreyen el doktorun yokluğunu gösteriyordu.

Bazen acı sessiz olur. Bazen kayıp konuşmaz, yalnızca bir boşluk bırakır. Her bakış, her adım, her suskunluk doktorun yokluğunu hatırlatır.

Bir gün kız büyüyecek ve babası fotoğraftan bakacak.
Anne-babası “bizim oğlumuz doktordu” derken sesi titreyecek.
Eşi her beyaz önlük gördüğünde bir an duraklayacak.
Ve biz… biz bu suskunluğun adını şehitlik koyacağız.
Çünkü bazen kahramanlık ses çıkarmaz.
O, kendi hayatını geri dönüşü olmayan bir yere bırakır ki başkaları sabaha uyansın.
Onun dokunduğu son nabız, bu ülkenin devam eden nefesine dönüşür.

Vatan uğruna canından geçen bütün şehitlere Allah rahmet eylesin.