Atalarımız, yaşamsal araç ve gereçleri kıymetini de ortaya koyarak günlük hayatta kullanım alanları dışında çeşitli benzetmelerle kullanıp mana zenginliğimize söyleyiş güzelliği de eklemek suretiyle dilimize büyük katkıda bulunmuşlardır.

Bugün ben de bu girizgahın hakkını verecek nadide hoşlukta birkaç özlü sözümüz ile huzurlarınızdayım.

Bunlardan ilki;

Sac Ayağının Üçlüsü…

Dün ile arası iyi olan pek çok insanın bu deyime aşina olduğunu düşünüyorum.

Konuya girmeden ufak da olsa bir veryansında bulunmak istiyorum.

Birazdan dile getireceğim ve pek çok hususu etkilediğini bildiğimiz nesiller arası aktarımın kopmasının yegane sebebinin; şahsen ben dün ile yaşanmışlığı daha fazla olanlardan kaynaklı olduğuna inanıyorum.

Yani düne dair unsurları aktarıcı misyonuna sahip olanların görevlerini ifa etme yerine her olumsuz durumu yeni nesille yükleme gibi bir alışkanlık edinmiş bulunduğundan bugün pek çok hususta yeni nesil haberdar değil.

Uzatmak istemiyorum.

Biz en iyisi bahsimiz olan Sac Ayağının Üçlüsünü deyimine geri dönelim.

Bir varsayımdan öte gitmese de, şahsen Mahşerin Üç Atlısı tanımlamasının da ilham kaynağının Sac Ayağının Üçlüsü söylemi olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Tam bu cevabımızın müşterek olduğuna düşünerek teyit amaçlı bir soru sormak istiyorum.

Birlikteliğin ve bağlılığın temsilini en iyi şekilde gösterenbu ifadelerin aynı sac figürün de olduğu gibi günlük hayatımızdan hızlı bir şekilde çıkmasıyla birlikte dilsel zenginliğimizin bir söylemini de yavaş yavaş eski tabirle sergene yana rafa kalkmaya başladığını siz de benim gibi düşünüyor musunuz ?

Maalesef yaşanmışlığımızın damgasının bulunduğu bu tür kendi öz unsurlarımızın zamanla arkaik kalması, kullanılmaması dilimizi de olumsuz etkilemektedir.

Bakın bir Türkmen Atasözü sac ayağını öğüt anlamında bizlere nasıl varlıklı kılmış.

Sacın ayağı üç olur, birbirine güç olur, biri kırılsa hiç olur…

İzninizle hissiyatımıza tercüme olacak ve şu ana kadar bahsettiğim hususları destekleyecek bir atasözümüzü daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Aba zamanı yaba , yaba zamanı aba alınır.

Tasarrufu vurgulayan bu atasözümüz benim gibi muhtemelen sizlere de çok aşina gelmedi. Hatta ben itiraf ediyorum etrafımda hiç kullanımına rast gelmedim.

O yüzden denk geldiğim kaynaktaki yazarın, atasözümüzün bize ne söylediğiyle ilgili açıklamasını da direkt olarak sizlere aktarmak istiyorum.

Kişi, kendisine gerek olan şeyleri vaktinden önce ve ucuz olduğu zaman satın almalı…

Tabi ki burada aynı sac ayağı kelimesinde olduğu gibi aba ve yaba kelimelerinin günlük konuşma dilimiz içerinde varlıklarını yitirmesinden kaynaklı bir durum yine söz konusu.

Özetlemek gerekirse özümüzü öz kılan ne varsa hayatımızdan tamamen çıkarmak dün ile olan bağlantımızın da kopmasına neden olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu aynı zamanda yazımızın başında da söylediğim gibimaalesef dilimizin zenginliği olan kelime, deyim ve atasözlerimizin de kaybolmasına neden oluyor.

Peki ne yapabiliriz ?

Dünü yaşatacak nasıl bugün turizm sektöründe popüler yerlerin minyatürleri yapılıyorsa; öznesi biz olan her şeyin var olduğu minyatür yaşam alanları oluşturarak yeni nesilleri özümüzle tanıştırabiliriz.

Dil Bilgisi, Kültür Medeniyet gibi derslerimizi bu oluşturulan alanlarda yerine getirebiliriz.

Yine bu buluşmayı yaşlılarımızı da katarak tecrübe aktarımını aracısız olarak gerçekleştirebiliriz.

Yani sacın ayaklarını hep birlikte tamamlamamız gerek.

Efendim örnekleri çoğaltmak mümkün.

Biz istediğimiz taktirde sorunları ortadan kaldırıp çözüm üretebilen bir milletiz.

Sadece gündemimiz o olsun.

Bana düşen hepimizin ortak olan bir hassasiyetini hatır ettirmekti...

Selametle...

Not :

Aba: Yünün dövülmesiyle yapılan kalın ve kaba kumaş veya bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlük.

Yaba: Harman savurmakta kullanılan, çatal biçiminde, tahtadan tarım aracı.