Kahramanmaraş’taki olayda ilk açıklamaların ardından can kaybı ve yaralı sayısı yukarı yönlü revize edilirken, son paylaşılan bilgiler olayın boyutunun daha ağır olduğunu gösterdi.

Prof. Dr. Veysi Ceri: Türkiye, 5 milyonluk ev genci gerçeğiyle yüzleşmek zorunda
Prof. Dr. Veysi Ceri: Türkiye, 5 milyonluk ev genci gerçeğiyle yüzleşmek zorunda
İçeriği Görüntüle

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vefik Arıca, bu tür olayların tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek, çocukların dijital dünyada maruz kaldığı görünmez risk alanlarına dikkat çekti.

“Bugün çocuklarımızı yalnızca sokaktan değil, ekranın içindeki karanlık yapılardan da korumak zorundayız. Şiddeti oyunlaştıran, öfkeyi kahramanlık gibi sunan, yalnızlığı manipüle eden çevrimiçi alanlar küçümsenmemelidir. Elbette her içine kapanan çocuk saldırgan olmaz. Ancak oyun ve internet bağımlılığı, kötü çevrimiçi akran etkisi, aile içi çatışma ve eşlik eden ruhsal sorunlar birleştiğinde ev içinde öfke, empati kaybı ve işlev bozulması riski artabilir.”

Dünya Sağlık Örgütü’nün oyun bozukluğunu ICD-11’de kontrol kaybı ve günlük işlevlerde belirgin bozulma ile tanımladığını hatırlatan Arıca, dijital risklerin artık marjinal değil, yaygın bir halk sağlığı başlığı haline geldiğini söyledi.

Sorun yalnızca ekran süresi değil

Prof. Dr. Arıca, asıl meselenin çocuğun kaç saat ekrana baktığı değil, ekranın içinde neyle karşılaştığı olduğunu vurguladı:

“Bugün mesele sadece telefon ya da bilgisayar başında geçirilen süre değildir. Asıl mesele, çocuğun o ekranın içinde hangi dili gördüğü, kimlerle temas kurduğu, nasıl bir yönlendirmeye maruz kaldığıdır. Şiddet içerikleri, toksik topluluklar, aşağılayıcı dil, çevrimiçi zorbalık ve kapalı gruplardaki manipülatif yönlendirmeler özellikle ruhsal olarak kırılgan çocuklarda ciddi bozulmalara yol açabilir.”

WHO Avrupa Bölgesi verilerine göre ergenlerin yüzde 12’sinin problemli oyun kullanımı riski taşıdığını, problemli sosyal medya kullanımının ise son yıllarda arttığını belirten Arıca, bu tablonun artık göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

“Dışarıda sakin, evde patlayıcı hale gelebiliyorlar”

Bazı çocukların sosyal ortamda sessiz, kontrollü ve dikkat çekmeyen bir profil sergilediğini; ancak ev içinde bambaşka bir davranış örüntüsü gösterebildiğini belirten Arıca, bunun anlık bir değişim değil, birikimli bir bozulma süreci olduğunu kaydetti:

“Bazı çocuklar dışarıda sakindir, okulda içine kapanıktır, toplum içinde sorun çıkarmaz. Ama evde ekran kesildiğinde, sınır konulduğunda ya da dijital akış bozulduğunda bambaşka bir öfke ortaya çıkabilir. Bu dönüşüm bir anda olmaz. Birikmiş yalnızlık, kötü dijital etkiler, aile içi kopukluk ve ruhsal yükler birleştiğinde ev içi iklim zehirlenebilir.”

Türkiye verileri alarm veriyor

Türkiye’de çocukların dijital dünyayla çok erken yaşta ve yoğun biçimde temas kurduğunu söyleyen Prof. Dr. Arıca, bu durumun riskleri daha görünür hale getirdiğini belirtti:

“Bugün çocukların çok büyük bölümü internet kullanıyor, dijital oyun oynuyor ve sosyal medya içerikleriyle temas kuruyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Dijital alan artık çocuğun hayatının kenarında duran bir şey değil, merkezine yerleşmiş durumda. Dolayısıyla riskli içerik, kötü çevrimiçi arkadaşlık ve zararlı yönlendirme ihtimali de büyüyor.”

Arıca, yalnızca ekran süresine odaklanan yüzeysel uyarıların yeterli olmadığını, çocukların ruhsal dayanıklılığını, aile bağlarını ve okul aidiyetini güçlendiren çok katmanlı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı.

“Çocuklarımızı sanal cehenneme teslim edemeyiz”

Prof. Dr. Vefik Arıca, dijital dünyanın bazı karanlık alanlarının çocukların öfkesini, yalnızlığını ve aidiyet arayışını kullanabildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bugün bazı çevrimiçi yapılar çocukların öfkesini, yalnızlığını, merakını ve ait olma arzusunu kullanmak istiyor olabilir. Şiddeti normalleştiren, nefreti parlatan, çocuğu aileden ve gerçek hayattan koparan dijital iklimler oluşuyor. Çocuklarımızı sanal bir cehenneme teslim edemeyiz.”

Arıca, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olayların kesin nedenlerinin adli soruşturmalarla ortaya çıkacağını, bu nedenle aceleci ve indirgemeci yorumlardan kaçınılması gerektiğini de belirtti. Ancak çocukların dijital ortamda kimlerle temas kurduğunun, hangi içeriklerle beslendiğinin, ev içinde nasıl bir iletişim iklimi bulunduğunun ve eşlik eden ruhsal sorunların olup olmadığının artık hayati önemde olduğunu söyledi.

Dünyadan iyi örnekler var

Birçok ülkenin bu meseleyi sadece bireysel nasihatlerle değil, kurumsal politikalarla ele almaya başladığını belirten Arıca, okullarda telefon sınırlamaları, aile medya planları, psikolojik destek merkezleri ve internet bağımlılığına yönelik özel programların çoğaldığını söyledi.

“Dünyada bazı ülkeler okullarda cep telefonu kullanımını sınırlıyor, bazıları aile rehberliği programları geliştiriyor, bazıları ise internet ve oyun bağımlılığı için özel destek merkezleri kuruyor. Demek ki bu mesele bireysel zayıflık değil; kamusal, eğitsel ve ruhsal yönleri olan büyük bir çocuk koruma sorunudur.”

Erken uyarı işaretleri küçümsenmemeli

Çocukta ani öfke patlamaları, uyku düzeninin bozulması, okuldan uzaklaşma, aileyle iletişimin azalması, şiddet içeriklerine saplantılı ilgi, uzun süre kapalı çevrimiçi gruplarda vakit geçirme, sosyal geri çekilme ve empati kaybı gibi belirtilerin görmezden gelinmemesi gerektiğini belirten Arıca, ailelere ve okullara da çağrıda bulundu:

“Bunu sadece yaramazlık, ergenlik, geçici huysuzluk diye okuyamayız. Bazen bu belirtiler daha derin bir ruhsal ve sosyal çözülmenin habercisi olabilir. Felaket yaşandıktan sonra konuşmak yerine, çocuğun sessizliğini zamanında okumayı öğrenmeliyiz. Bugün korunması gereken sadece beden değil; çocuğun zihni, vicdanı ve dijital dünyadaki istikametidir.”