Erdöl, bu alanın yalnızca turizm başlığı altında değil, doğrudan sağlık sistemiyle ilişkilendirilerek yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.
Kaplıca ve termal tedavilerin Türkiye’de çoğu zaman dinlenme, konaklama ve kısa süreli tatil anlayışı içinde konuşulduğunu belirten Erdöl, bunun eksik bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Ona göre mesele sadece sıcak su kaynaklarının varlığı değil, bu kaynakların sağlık hizmetleriyle ne ölçüde bütünleştirilebildiği.
Prof. Dr. Erdöl, “Türkiye’nin elinde tarihî, tabiî ve sağlık temelli çok güçlü bir termal miras var. Ancak bu miras, çağın ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanmış, bilimsel zemine oturtulmuş ve sağlık politikası içine yerleştirilmiş değil. Bugün artık kaplıca ve termal tedavilere yalnızca geleneksel bir dinlenme alanı gibi bakamayız. Bunları rehabilitasyon, sağlıklı yaş alma, kronik hastalıkların destekleyici yönetimi ve iyileşme süreçlerinin tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirmek zorundayız” dedi.
Erdöl’e göre Türkiye’nin sağlıkta son yıllarda elde ettiği büyük altyapı başarısı, artık yeni bir aşamaya taşınmalı. Hastaneler, şehir hastaneleri, ileri tanı ve tedavi imkânları kadar, hastayı yeniden güçlendiren, toparlayan ve yaşam kalitesini yükselten destekleyici modellerin de sistemin parçası hâline gelmesi gerektiğini belirten Erdöl, kaplıca ve termal alanların bu yeni dönemin önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi.
Termal tedavinin yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin sağlık tarihinde de önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Erdöl, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu alanın daha stratejik görüldüğünü hatırlattı. 26 Haziran 1939 tarihli 3653 sayılı düzenleme ile Yalova Termal Kaplıcaları’nın sağlık eksenli bir anlayışla ele alınmış olması da, erken Cumhuriyet döneminde termal alanların sadece turistik değil, kamusal sağlık değeri taşıyan yapılar olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. 
Bugün ise dünya tam tersine daha bütüncül bir sağlık anlayışına yöneliyor. Yaşlanan nüfus, artan kronik hastalık yükü, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, romatizmal sorunlar, ameliyat sonrası toparlanma ihtiyacı ve stres temelli sağlık problemleri, rehabilitasyon ve destekleyici tedavi modellerini daha önemli hâle getiriyor. Erdöl, bu noktada termal merkezlerin lüks değil, sağlık zincirinin tamamlayıcı halkalarından biri olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erdöl, “İnsanlar artık sadece tedavi edilmek istemiyor. İyileşmek, toparlanmak, ağrısını azaltmak, hareket kabiliyetini artırmak, hayat kalitesini yeniden kazanmak istiyor. Modern sağlık yönetimi, hastayı ameliyat masasında bırakmaz; onu yeniden hayata güçlü döndürecek zeminleri de kurar. Kaplıca ve termal tedaviler tam burada devreye girer” değerlendirmesinde bulundu.
Erdöl, Türkiye’de geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanının yıllardır belirli bir mevzuat çerçevesinde düzenlendiğini, Sağlık Bakanlığı’nın ilgili yönetmeliğinde akupunktur, apiterapi, fitoterapi, hipnoz, sülük, mezoterapi, proloterapi ve benzeri uygulamaların tanımlandığını hatırlattı. Buna karşın termal ve kaplıca tedavilerinin aynı görünürlükte, aynı kavramsal güçle ve aynı stratejik çerçevede ele alınmadığını söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın geleneksel ve tamamlayıcı tıp düzenlemeleri, bu alanı tanımlayan kurumsal çerçeveyi ortaya koyarken termal tedavinin bu başlık içinde özel ve güçlü bir yer edinmediği görülüyor. 
Bu nedenle Prof. Dr. Erdöl, dikkat çekici bir çağrıda bulundu. Termal ve kaplıca tedavilerinin bilimsel esaslar, klinik endikasyonlar ve hekim denetimi temelinde “complementary” yani tamamlayıcı tıp yaklaşımı içinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Erdöl, “Ben burada kontrolsüz ve başıboş bir alan tarif etmiyorum. Tam tersine, bilimsel veriye dayanan, suistimale kapalı, hekim gözetiminde yürüyen, hangi hasta grubunda ne kadar ve nasıl yararlanılacağının açık biçimde tanımlandığı bir modelden söz ediyorum” ifadelerini kullandı.
Dünyadaki yönelimlerin de bu bakışı desteklediğini kaydeden Erdöl, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025-2034 Küresel Geleneksel Tıp Stratejisi’nde geleneksel, tamamlayıcı ve integratif tıbbın sağlık sistemlerine kanıta dayalı biçimde entegre edilmesini hedeflediğini hatırlattı. WHO’nun bu yeni yol haritası, tamamlayıcı uygulamaların güvenlik, etkililik, düzenleme ve sağlık sistemleriyle entegrasyon başlıklarında daha görünür ve kurumsal biçimde ele alınmasını öngörüyor. 
Prof. Dr. Erdöl, Avrupa’daki bazı uygulamaların da dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtti. Almanya’da rehabilitasyon yaklaşımı içinde kaplıca, banyo ve destekleyici fiziksel toparlanma uygulamalarının uzun süredir kurumsal sağlık bakışının parçası olduğuna işaret eden Erdöl, Macaristan’da ise sosyal sigorta destekli spa ve balneoterapi hizmetlerinin yıllardır sistematik biçimde izlendiğini söyledi. Macaristan Ulusal Sağlık Sigortası verileri, medicinal water spa pools, mud pack, medical massage ve kompleks balneoterapi hizmetleri için kamu destekli geniş bir uygulama yapısına işaret ediyor. 
Türkiye’nin bu alanda çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Erdöl, Anadolu’nun birçok bölgesinde termal kaynak bulunduğunu, fakat bu zenginliğin sağlık politikası, bilimsel programlama ve uluslararası marka değerine dönüştürülmesinde geç kalındığını ifade etti. Erdöl’e göre burada mesele yalnızca tesis yapmak değil; termal tıp, rehabilitasyon, geriatrik destek, fizik tedavi, sporcu toparlanması ve sağlıklı yaşam programlarını aynı çatı altında birleştiren yeni nesil merkezler kurmak.
“Bir kaplıcayı sadece konaklama alanı gibi yönetirseniz, elinizdeki büyük imkânı küçültmüş olursunuz” diyen Erdöl, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim hedefimiz gelip birkaç gün kalan ziyaretçi değil, gelip iyileşen, toparlanan, tedavisini destekleyen, güven duyan ve yeniden gelen hasta profili olmalıdır. Türkiye bunu yapabilecek güce sahiptir. Altyapısı vardır, insan kaynağı vardır, tecrübesi vardır. Eksik olan şey, bu alanı güçlü bir iradeyle merkeze almaktır.”
Erdöl, termal ve kaplıca tedavilerinin sağlık turizmi açısından da yeni bir sıçrama alanı oluşturabileceğini söyledi. Sadece estetik cerrahi, diş tedavisi ya da ileri girişimsel işlemlerle sınırlı bir sağlık turizmi anlayışının yeterli olmadığını belirten Erdöl, ileri yaş dostu hizmetler, ameliyat sonrası toparlanma programları, kas-iskelet sistemi destek paketleri ve metabolik sağlık odaklı termal merkezlerin Türkiye’ye yeni bir uluslararası hasta profili kazandırabileceğini ifade etti.
Bu çerçevede üniversiteler, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler ve özel sektör arasında dağınık değil, koordineli bir model kurulması gerektiğini belirten Erdöl, termal sahaların bilimsel izlem, klinik değerlendirme ve eğitim boyutuyla güçlendirilmesi çağrısı yaptı. Termal tedavilerin rastgele bir piyasa diliyle değil, tıbbî ciddiyetle ve kamu yararı ekseninde tanımlanmasının şart olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Cevdet Erdöl, açıklamasının sonunda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’nin kaplıca ve termal tedavi alanındaki birikimi, sadece geçmişten kalan bir hatıra değildir. Bu alan, doğru planlandığında sağlık sistemini destekleyecek, sağlık turizmini büyütecek, rehabilitasyon kapasitesini artıracak ve ülkeye yeni bir vizyon kazandıracak stratejik bir güçtür. Artık bu sahayı tali bir başlık gibi değil, sağlık politikasının tamamlayıcı ve güçlü bir unsuru olarak ele alma zamanı gelmiştir.”




