Performans Çağında Hekimliğin Yeni Sahnesi: Sosyal Medya

Hekimlerin sosyal medya kullanımı tartışması çoğu zaman yalnızca reklam yasağı ya da etik ihlaller ekseninde ele alınıyor. Oysa mesele bundan daha derin; çünkü sosyal medya yalnızca yeni bir iletişim aracı değil, aynı zamanda görünürlüğü ödüllendiren yeni bir kültür biçimi.

Halk sağlığı ve koruyucu hekimlik anlamında iletişim araçları her zaman kullanıldı ve bunların kamusal fayda üretebileceği düşünüldü. Nitekim öyle de oldu. Sigara kullanımının zararları, aşı programları, kanser taramaları, obezite, çocukluk çağı beslenmesi, fiziksel aktivite ve bağımlılık gibi pek çok konuda milyonlarca insana kısa sürede ulaşılabildi. Özellikle sağlık okuryazarlığının sınırlı olduğu toplumlarda, bilimsel temelli içerikler koruyucu hekimlik açısından önemli bir boşluğu doldurdu.

Günümüzde ise pek çok kişi, kendi hekimi olmasa bile, farklı branşlardan hekimleri takip ederek sağlık konusunda bilgi edinmeye çalışıyor. Ben de bir hekim olarak, kendi uzmanlık alanım dışında özellikle beslenme ve yaşam tarzı konularında sosyal medyayı zaman zaman bu amaçla kullanıyorum. Bu nedenle meseleyi bütünüyle reddedilecek bir alan gibi görmek gerçekçi değil.

Ancak zaman içinde sosyal medya, yalnızca bilginin dolaşıma girdiği bir mecra olmaktan çıktı; görünürlüğün ekonomik ve mesleki değere dönüştüğü bir sisteme dönüştü. Serbest çalışan pek çok meslek grubunda olduğu gibi, hekimler açısından da bu alan giderek bir "dijital vitrin" işlevi kazandı. Burada sorun yalnızca tanıtım yapılması değil; algoritmaların görünürlüğü belirleyen kurallarıyla birlikte hekimliği yeniden biçimlendirmesi.

Çünkü sosyal medya algoritmaları bilgiyi değil, etkileşimi ödüllendiriyor. Ne kadar çok izleniyorsanız, ne kadar çok paylaşım alıyor, ne kadar görünür hale geliyorsanız, o kadar “başarılı” kabul ediliyorsunuz. Böylece hekim de farkında olmadan kendisini sürekli performans üretmek zorunda hissediyor.

Bu noktada bilgi ile malumat arasındaki fark kaybolmaya başlıyor. Oysa sağlık iletişiminde insanların çoğu; anlaşılır, güvenilir ve günlük yaşamda uygulanabilir bilgiye ihtiyaç duyuyor. Ancak sosyal medya algoritmaları, çoğu zaman bilimsel doğruluktan çok dikkat çekiciliği ödüllendiriyor. Böylece sağlık bilgisi; hızla tüketilen kısa cümlelere, çarpıcı başlıklara ve kesinlik iddiası taşıyan sloganlara dönüşebiliyor. Algoritma çoğu zaman derinlikten çok hızın, ihtiyattan çok iddianın, sakin anlatımdan çok gösterinin görünür olmasını sağlıyor.

Bir süre sonra sağlık iletişimi; ışık, müzik, kurgu, dans, dramatik geçişler ve kişisel marka performansıyla iç içe geçiyor. Hekim yalnızca bilgi veren kişi olmaktan çıkıp aynı zamanda görünür olmak zorunda kalan bir dijital figüre dönüşüyor.

Buradaki temel sorun belki de hekim-hasta ilişkisinin doğasında yatıyor. Tıp yalnızca teknik bilgiye değil, güven ilişkisine dayanır. Güven ise belirli bir mesafeyi, bir ciddiyeti ve kimi zaman da sınırı gerektirir. Sosyal medya kültürü ise tam tersine sürekli yakınlık, sürekli görünürlük ve sürekli erişilebilirlik talep eder. Hekim bir “kişisel marka”ya dönüştükçe, mesleki otorite ile dijital popülerlik arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar.

Elbette çözüm hekimlerin sosyal medyadan tamamen çekilmesi değildir. Artık kamusal alanın önemli bir kısmı burada kuruluyor. Ancak belki yeniden sormamız gereken soru şudur: Hekim sosyal medyada var olurken hangi dili, hangi mesafeyi ve hangi sorumluluğu koruyabilir?

Çünkü mesele yalnızca görünür olmak değil; görünür olurken mesleğin ağırlığını kaybetmemektir.