Dünyanın bir bölümü buna belli şartlarla hukuki kapı açarken, tıp çevrelerinin önemli bir kısmı ve dini otoriteler bu kapının açılmasını derin bir etik kırılma olarak görüyor.

Ötanazi, en yalın tanımıyla, kişinin açık talebi üzerine yaşamının bir hekim müdahalesiyle sonlandırılması anlamına geliyor. Fakat tartışma çoğu zaman kavramların birbirine karışmasıyla bulanıyor. Ötanazi, “tedaviyi kesmek”, “boşuna uzayan müdahaleleri sonlandırmak”, “palyatif bakım” ya da “pal yatif sedasyon” ile aynı şey değil. Hollanda hükümeti de palyatif sedasyonun normal tıbbi uygulama olduğunu, amacının ölümü sağlamak değil dayanılmaz ağrıyı hafifletmek olduğunu açıkça ayırıyor. Yani her yaşam sonu kararı ötanazi değil; mesele tam da ölümün amaç mı, yoksa yan etki mi olduğu sorusunda düğümleniyor.

Peki nerelerde yasal?

Bugün dünyada aktif ötanaziyi veya hekim tarafından uygulanan “yardımlı ölümü” belirli koşullarla kabul eden ülkeler sınırlı sayıda. Hollanda’da ötanazi ve yardımlı intihar, ancak “dayanılmaz acı”, “iyileşme umudunun bulunmaması” ve yasal özen kriterlerinin sağlanması halinde ceza sorumluluğundan muaf tutuluyor. Belçika’da 2002 tarihli yasa çerçevesinde yapılan ötanazi vakaları resmi bir federal komisyona bildiriliyor. İspanya’da 2021 tarihli yasa, ciddi ve tedavisi olmayan ya da ağır, kronik ve güçten düşürücü durumlarda “yardımla ölme hakkını” düzenliyor. Kanada’da ise “Medical Assistance in Dying” yani MAID sistemi, uygun yetişkinler için federal yasa ile mümkün hale getirilmiş durumda. Buna karşılık İsviçre’de aktif ötanazi değil, belirli koşullarda yardımlı intihar tartışılıyor; İngiltere ve Galler’de ise konu hâlâ yasa ve ceza hukuku arasında sert biçimde tartışılmayı sürdürüyor.

Türkiye’de durum net: Yasak.

Türkiye’de ötanaziye hukuki kapı açık değil. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. maddesi “Ötenazi yasaktır” diyerek konuyu doğrudan kapatıyor ve kişinin kendisinin ya da bir başkasının talebi olsa bile hayatına son verilemeyeceğini söylüyor. Türk tıp hukukunda ve deontolojik çerçevede de ana yaklaşım, yaşamı sonlandırmaya değil, acıyı azaltmaya odaklanmak. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de hekimden beklenen ölüm üretmek değil, ağrıyı dindirmek ve insan onurunu korumak.

Tıp dünyası ne diyor?

Danıştay’dan Emsal Karar: Memura Acele Ceza Dönemi Bitti
Danıştay’dan Emsal Karar: Memura Acele Ceza Dönemi Bitti
İçeriği Görüntüle

Hekimlik cephesinde tablo da yekpare değil ama baskın ana damar oldukça sert. Dünya Tabipler Birliği, 2019 tarihli deklarasyonunda ötanaziye ve hekim yardımlı intihara “kesin biçimde karşı” olduğunu ilan ediyor. Gerekçesi açık: Hekimliğin temel omurgası, insan hayatına en yüksek saygıyı göstermek. Buna karşılık bazı ulusal tabip birlikleri aynı sert çizgide değil. Örneğin Britanya Tabipler Birliği, 2021’den bu yana yasal değişiklikler karşısında “nötr” pozisyonda duruyor; yani ne doğrudan destekliyor ne de toptan karşı çıkıyor. Bu da şu gerçeği ortaya koyuyor: modern tıp, yaşam sonu kararlarında teknik olarak ilerledikçe etik fay hattı daha da büyüyor.

Ötanaziyi savunanlar, dayanılmaz acı çeken ve geri dönüşsüz hastalıklarla yaşayan bireylerin “nasıl öleceğine karar verme hakkı” olduğunu söylüyor. Karşı çıkanlar ise bunun zamanla yaşlılar, engelliler, psikiyatrik hastalar ve bakım yükü taşıyan aileler üzerinde görünmez bir baskıya dönüşebileceğini savunuyor. Tartışmanın en karanlık gölgesi de burada beliriyor: özgür irade diye sunulan karar, sosyal yalnızlık, ekonomik yük veya yetersiz palyatif bakım altında gerçekten ne kadar özgür? Son yıllarda İspanya, Kanada ve Birleşik Krallık’taki tartışmalar da tam bu nedenle yalnızca “hak” ekseninde değil, “kırılgan hayatların korunması” ekseninde yürütülüyor.

Teoloji ne diyor?

Teolojik zeminde ise itiraz çok daha keskin. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, ötanaziyi caiz görmüyor; hayatın Allah’ın emaneti olduğunu, insanın kendi canı üzerinde mutlak tasarruf sahibi olmadığını vurguluyor. Katolik Kilisesi de benzer bir çizgide duruyor. Vatikan’ın resmi metinlerinde ötanazi, hayatın kutsallığına aykırı bir fiil olarak tanımlanıyor. Bununla birlikte teoloji, çoğu zaman “ölümü hızlandırmayı” reddederken, faydasız ve orantısız tedavilerin zorunlu olmadığını da kabul ediyor. Yani dini yaklaşımın özeti şu: öldürmek başka şeydir, ölmekte olan kişiye boşuna eziyet etmemek başka şey.

Asıl düğüm: Merhamet ile sınır arasındaki çizgi

Bugün ötanazi tartışması sadece bir hukuk meselesi değil; modern dünyanın insanı nerede koruyup nerede yalnız bıraktığının turnusol kâğıdı. Palyatif bakım zayıfsa, ağrı tedavisi yetersizse, hasta sosyal olarak terk edilmişse, ötanazi talebi bazen gerçek bir özgür tercihten çok sessiz bir çaresizlik çığlığına dönüşebilir. Bu yüzden mesele yalnızca “ölme hakkı” başlığında ele alındığında eksik kalıyor. Esas soru şu: Toplum, insanı yaşarken ne kadar sahipleniyor?

Sonuçta ötanazi, bir kanun maddesinden ibaret değil. Bir yanda dayanılmaz ıstırabı sona erdirme çağrısı, diğer yanda hekimliğin kadim yemini, inancın hayat tasavvuru ve insan onurunu koruma sorumluluğu var. Dünyanın bazı ülkeleri bu kapıyı araladı, bazıları ise o kapının ardında geri dönüşü zor bir ahlaki sis bulunduğunu düşünüyor. Türkiye ise şimdilik o eşiğin dışında duruyor: hukuken de, dini bakımdan da, tıbbi gelenek açısından da. Bu yüzden ötanazi meselesi her tartışıldığında, aslında sadece ölüm değil, hayatın kıymeti konuşuluyor.