Ksenotransplantasyon: Hayvan Kalbi ile İnsan Ruhu?

Günümüzde modern tıbbın en güncel sorunlarından biri, insanlarda çeşitli nedenlerle ortaya çıkan organ yetmezliğidir. Bu durumda transplantasyon, yani bir insandan diğerine organ nakli, önemli bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkar. Ancak dünyada her yıl 135.000’den fazla transplantasyon yapılmasına rağmen, bu sayı kalp, akciğer, böbrek, karaciğer, pankreas ve ince bağırsaklar için gerçek küresel ihtiyacın %10’undan azını karşılamaktadır. Talep ile arz arasındaki bu uyumsuzluğun temel nedeni, yeterli sayıda donör bulunmamasıdır. Bu durum, insanların uzun süre organ bekleme listelerinde kalmasına yol açmaktadır. İşte bu noktada ksenotransplantasyon, yani hayvandan insana organ, doku veya hücre nakli, insanların yardımına yetişmektedir.

Ksenotransplantasyon çoğunlukla domuz ile insan arasında gerçekleştirilmektedir. Bunun nedeni, domuz kalbinin genetik ve fizyolojik açıdan insan kalbine benzerlik göstermesidir. Günümüzde CRISPR/Cas-9 gibi gen düzenleme teknolojileri sayesinde, bağışıklık reddine neden olan genler baskılanmakta ve bunun sonucunda insan genomlarına ait bazı genler hayvana eklenmektedir.

Yakın zamanda ABD’de genetiği değiştirilmiş domuzlar kullanılarak insanlarda ksenotransplantasyonun üç vakası kaydedilmiştir. Bunlardan ikisi, beyin ölümü gerçekleşmiş hastalara genetik olarak değiştirilmiş domuzlardan alınan böbrek kseno-greftlerinin transplantasyonu ile ilgilidir. Alıcılar, ötanaziden önce dolaşım ve solunum fonksiyonlarını sürdürmek amacıyla 54 saat boyunca ventilatöre bağlı tutulmuştur. Her iki vakada da reperfüzyon sonrasında kreatinin düzeyleri normale dönmüş ve deney süresince normal idrar üretimi gözlenmiştir. Bu durum, transplante edilen böbreklerin iyi çalıştığını ve herhangi bir reddetme belirtisi olmadığını göstermektedir. Böylece böbrek kseno-grefti, hiperakut reddin neden olduğu normal kseno-greft yıkım süresini aşarak yaşamını sürdürmüştür.

Belirttiğimiz gibi ksenotransplantasyon, insan hayatını kurtarmak için ideal seçeneklerden biri olsa da, çeşitli enfeksiyonlara ve immün reddin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu yöntem, özellikle uyumsuz ksenotransplantasyonlarda, önceden mevcut antikorların yol açtığı ve transplante edilen organı saatler içinde yok edebilen hiperakut reddi tetikleyebilir. Bu yıkıcı immünolojik reaksiyon, 1960–1970’li yıllarda genetik olarak değiştirilmemiş hayvan organ ve dokularının kullanıldığı ilk ksenotransplantasyon denemelerinin başarısız olmasına ve bu yöntemden vazgeçilmesine neden olmuştur.

Ksenotransplantasyon fikri ilk kez 17. yüzyılda ortaya çıkmış olsa da, 20. yüzyılın sonlarında daha iyi gelişerek günümüzde önemli bir çözüm yolu hâline gelmiştir. Ancak büyük dikkat ve sorumluluk gerektiren bu süreçte her hayvan kullanıma uygun değildir. İlk kez 2008 yılında Çin’in Çangşa kentinde düzenlenen ksenotransplantasyon komisyonunda bazı bildirgeler ve ilkeler kabul edilmiştir. Bunlardan biri, hayvan kaynaklarının hayvan refahı açısından yüksek standartlara sahip, patojenlerden arındırılmış kapalı sürülerden seçilmesi ve kapsamlı klinik öncesi veriler kullanılarak insan klinik deneylerinin dikkatle planlanması gerektiğidir. Ayrıca, üye ülkelerin hükümetleri ksenotransplantasyon klinik denemelerini en yüksek bilimsel ve etik standartlara uygun, şeffaf bir şekilde düzenlemelidir. Son olarak, klinik denemelere katılan hastalar açık ve bilgilendirilmiş onama sahip olmalı; hem kendileri hem de toplum için riskleri en aza indirmek amacıyla belirli standartlara uymayı kabul etmelidir. Bunun yanı sıra, ksenotransplantasyonla ilişkili enfeksiyonlara yönelik bir kontrol sistemi bulunmalı ve tıbbi ekiplerin bunları zamanında tanıyıp müdahale edebilme imkânı olmalıdır.

Evet, bu süreç insana ve organizmanın bir bölümünün onarılmasına yardımcı olur; ancak akla şu soru gelmektedir: “Organizmamızda meydana gelen bu değişiklik, ruh, duygu ve düşüncelerimizde de bir değişime neden olur mu?”

Din ve felsefede ruh, insan varlığının maddi olmayan yönü ya da özü; bireyselliği ve insanlığı kazandıran unsur olarak tanımlanır ve çoğu zaman akıl ya da benlik ile eş anlamlı kabul edilir. Güncel araştırmalara göre, organ naklinin ruhun değişmesine neden olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. Modern tıp ruhu değil, bedeni tedavi eder. Ancak hasta, bu değişimin gerçekleşeceğine inanıyorsa, nakil sonrasında bu inanç bazı değişikliklere yol açabilir.

Günümüzde insanların bu yönteme bakışı farklılık göstermektedir. Bir kesim, insan hayatını kurtarmak için çok iyi bir seçenek olduğunu düşünürken; diğer bir kesim ise bunun hayvan haklarına zarar verdiğini ve doğru olmadığını savunmaktadır. Bu nedenle, bu yöntemin gelişmesi ve toplum tarafından kabul edilmesi için bilimsel kanıtlar sunmanın yanı sıra, insan ömrü ve yaşam kalitesi açısından sağladığı faydaların da açıkça anlatılması gerekmektedir.

Sonuç olarak, günümüzde ksenotransplantasyon her geçen gün gelişmektedir. Bizler ise, geçmişte bu yöntem mevcut olmasına rağmen yeterince değer verilmemesi ve reddedilmesi nedeniyle insanların yıllarca bekleme listelerinde kalıp hayatlarını kaybettiğini göz önünde bulundurarak, bu yöntemin gelişimine destek vermeliyiz.