Bugün sizlere iyi beslenmenin zararlarından birini anlatacağım. Köyde 20 metrekare üzerini 2 metre tavan yüksekliği olan tek odalı bir kuş evim var. İçinde güvercinler, sülünler, bıldırcınlar, ispençler, muhabbet kuşları, keklikler ve sultan papağanı olmak üzere karışık türlerden 70’ten fazla kanatlı var.

Onlara iyi bakıyorum, hatta çok iyi beslediğimi söyleyebilirim. Ama bunun zararlı olduğunu bilmiyordum. Bu sabah kuş evinin kapısını açık unutmuşum. 7 tane bıldırcın dışarı çıkmış bahçede dolanıyorlardı. Yedikleri önlerinde yemedikleri yerlerde saçılı olduğu ve içtikleri su suluklarında taşılı bulunan kafesin çevresinden ayrılmamışlar.

Özgürlüğe doğru kanat açmamışlar. Dışarıyı bilmediklerinden olsa gerek dedim kendi kendime. Sonra düşündüm. Asıl hazırdan yemeye alıştıklarından olsa gerek. İnsan da öyle değil mi? İnsanlar konfor alanının dışına çıkmaya korkarlar. Oysa dışarda özgürlük var desem kimin umurunda? Ruhların köleliği bu olsa gerek.

Bedenler alışıverir şartlara. Sonra da kraldan çok kralcılık yaptığı için insanı suçlarız. Kuş bile kafesi tercih ettikten sonra. Yahu senin kanatların var. Sen bir göçmen kuşsun, deryalar öte uçarsın.

Uçsana! Bilinmezliğin engin ufuklarına doğru kanat çırpsana. Kim tutar seni?

Kanatlı kuşlar bile bir avuç buğday tanesine kul köle olduktan sonra, ben artık insanları uçmadıkları için yani başkaldıramadıkları için ya da nasıl denir başlarına gelen hiçbir şeye itiraz etmedikleri için suçlamaktan vazgeçtim.
Kuşların uzaklaşmaması olayına psikolojide cam tavan sendromu denir. Bilirsiniz. Cam fanusun içine konan pireler zıpladıkça kafalarını fanusun tavanına çarpıyorlar bir müddet sonra fanus üstlerinden alındığı halde yine de fanus varken ki yükseklikten daha fazla sıçrayamıyorlar, işte o misal.

Sirk filleri de o şekilde eğitiliyormuş. Filin kalması gereken yer bitince çiviler başlıyormuş, bir müddet sonra çiviler alınsa da o dev gibi hayvan daha ileri gitmiyormuş.
Ortalama insan doğası da buna benzer. Birey konfor alanının dışına çıkmayı sevmez. Buna güven çemberi de denir. Yarıçapı bireyden bireye çok değişken olmakla beraber, güven dairesinin içinde kalmak korunma içgüdüsü ile ilgili bir tutumdur.

Alışkanlıklarımız ya da şartlanmışlıklarımız bu şekilde oluşur. Üstüne bir de modern zaman köleliği var. Karnını doyuramayıp geçim derdine düşmüş bir insandan sanata ve bilime katkıda bulunmasını bekleyemezsin.

Tümüyle zihni enerjisini sanata ve bilime vermesi için geçim derdinin olmaması gerekiyor. Güven dairesinin içinde kaldığı sürece en azından karnı doyar. Gerisi kimin umurunda!
İstisnalar kaideyi bozmasa da her zaman küçük bir grup vardır bütün konfora hayır deyip dünyanın kaderini değiştiren. Tarih onları konuşur.

Çünkü köleliği ortadan kaldıranlar halinden memnun köleler değil, kendi karınları tok da olsa, açların dertleriyle dertlenenlerdir.