Hayatın Gizli Bağları

Hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanırım. Unuttuğumu sansam bile, hayat aynı duyguları, aynı dersleri farklı yollarla yeniden karşıma çıkarıyor.

Karya daha üç buçuk yaşındayken kreşte öyle güzel bir resim yapmıştı ki, öğretmeni ona “bizim küçük Monet” diye takılmıştı. Renklerin uyumu, ışığın oyunu… O gün kızımın renklere ve sanata olan ilgisini ilk kez fark ettim. Evde hâlâ sakladığım küçük eserleri ve seramikleri bana o günleri hatırlatır.

2017’de annemi kaybettiğimizde İstanbul’da dostlarımızla yaptığımız anma töreni, acımın en yoğun olduğu günlerden biriydi. O karanlığın içinde, çok sevdiğim Gülen Teyzem kulağıma eğilip; “Sana Monet’nin bahçesi tablosunu hediye ettim, Sydney’de seni bekliyor” dediğinde, içimde günlerdir sönmüş olan bir ışık yeniden kıpırdadı. Hayat sanki yeniden renkleniyordu.

Sydney’e döndüğümde gerçekten de o tablo beni bekliyordu. Hemen çerçevelettim ve evimin en görünür yerine astım. O günden beri bana karanlığın kalıcı olmadığını, her rengin bir gün geri döndüğünü hatırlatır.

Yakın zamanda Gülen Teyzem’i kaybettik. Oğluna, anısına Monet’nin bahçesini ziyaret etmek istediğimi söylediğimde, içimde bir yolculuk çoktan başlamıştı bile.

15 Haziran’da Giverny’de, Monet’nin bahçelerinde ve evinde geçirdiğim o gün… Yeşil köprünün üzerinde durup sudaki nilüferlere bakarken, Gülen Teyzem’in tabloda hiçbir detayı atlamadığını fark ettim. Her ayrıntıyı aklıma ve kalbime kazımaya çalıştım. Günün sonunda Monet’nin mezarını da ziyaret edip sessizce ayrıldım.

Birkaç gün sonra Lyon’daydık. Aylar öncesinden ayırttığımız bot turuna katılmak için concierge’e indiğimizde, görevlinin Avustralya’dan geldiğimizi duyunca şaşırmasını anlamamıştım. Meğer turdaki herkes Fransızmış; birkaç İspanyol da var ama İngilizce konuşan yokmuş. “İki Aussie daha var,” deyince çok sevindik. Akşam yemeğinde Sydney’in kuzeyinden gelen iki kadın, C. ve H. ile tanıştık.

Tesadüf burada da bitmedi. Meğer onlar da bizimle aynı gün Giverny’deymiş. Üstelik C. ile kocası J.’nin yıllar önce Monet’nin bahçesindeki o ünlü yeşil köprünün üzerinde evlendiklerini öğrendik. Nilüferlerin arasına düşen ışık, suyun üzerindeki o ince titreşim… onların hikâyesinin sessiz tanığıymış meğer.

Ve yıllar sonra, aynı köprünün üzerinden C., J.’nin küllerini yine o nilüferlerin üzerine bırakmış. Sevdiği adamı, birlikte “evet” dedikleri yere emanet etmiş. Bir aşkın başladığı ve bir aşkın uğurlandığı aynı nokta… aynı renkler… aynı suyun akışı.

Biz ise birkaç gün sonra aynı masada oturup hem Gülen Teyzem’i hem J.’yi anıyoruz. İki ayrı hikâye, iki ayrı kayıp, iki ayrı sevgi… ama aynı masada birleşen bir duygu: hayatın görünmez bağları.

Bütün bunlardan sonra buna nasıl yalnızca bir tesadüf diyebilirim?
Bazı karşılaşmalar planlanmaz; kalbimizin ihtiyacı olduğu için olur.

---

Son Söz

Ve ben artık biliyorum: Hayatın her anını güzel yaşamak, aslında hayata teşekkür etmektir.
İyi anılar biriktirmek… iyi anıları çoğaltmak… çünkü insanın yanında kalan tek gerçek miras, kalbine dokunan o küçük ışıklardır.
Zaman geçer, yollar değişir, insanlar eksilir; ama güzel yaşanmış anlar, hayatın bize bıraktığı en sessiz ve en kalıcı izlerdir.