Güncel Hekimlik ve Hukuk İlişkisi

Yazının temel amacı, günümüzde sağlık sunucuları asli unsuru hekimler ile hastaları arasında yaşanan hukuksal sorunların irdelenmesi, sebep sonuç ilişkisi ve topluma yansımasını irdelemektir.

Hekimlerin geçmişten beri gelen, toplumda en saygın işi yapan meslek gruplarından biri olduğu gerçeği yadsınamaz. Hipokrat ile hekimlik; büyü ve mistik kavramlardan ayrılıp akla, gözleme ve etiğe dayandırılan bir döneme geçmiştir. Bu dönemde hekimlerin, toplumda bilge ve güvenilen kişi olarak görülemeye başlaması önemlidir. “Önce zarar verme” ilkesi sağlığın merkezine yerleşmiştir. Bilahare, İbn-i Sina ve Razi gibi Türk-İslam hekimleri; klinik gözlem, deney ve sistematik bilgiye dayalı tıbbı dünyaya yaymışlardır. Bu dönemde hekimlik, aynı zamanda bilim ve ahlak mesleği olarak görülür olmuştur. Dönemler halinde birkaç kelimeyle özetlenen “tıp bilimi, hasta-hekim” kavramları arasındaki ilişki günümüzde nasıl özetlenebilir dersiniz?

Güven kaybı, itibarsızlaşma, hata aranması, şikayet edilme, davalar, vb… İçinde olumlu neredeyse hiçbir kavram yok. Sağlık teknolojisinin gelişmesiyle yakın geçmişte elde edildiği düşünülen kazanımlar da eriyip gitti.

Gel gelelim, “güncel toplumda her alanda yaşanan değişim, değer yitirme, sıradanlaşma gibi negatif yönlenmeler, sağlık alanında da yaşanıyor” diye kestirip atabiliriz. Ancak bu kolaya kaçmak olur. Peki, öncelerde eşref-i mahlûkat kabul edilen insana bedenen, ruhen dokunabilen, onun beden bütünlüğünü yine onun yararına olacak şekilde –gerekirse- bozup gerekli iyileştirmeleri yapan böylesine onurlu bir meslek günümüzde neden bu haldedir? Topluca bir değer yitimi yaşayan toplumda, aynı toplumun bireyleri olan biz hekimlerde de değişimler yaşanmakta mıdır? Üstüne, yürürlükte olan güncel mevzuatlar, kanun ve yönetmelikler durumu daha da ağırlaştırmakta mıdır? Muhtemelen hepsine koca bir Evet !…

Şekilde görüldüğü gibi sağlık alanında yaşanan, hukuksal sorunlara yol açan değişimleri 4 maddede sıralayacak olursak:

1. Tıp Eğitimi ve Hekim Davranışları: Günümüzde tıp eğitimi özellikle pandemi sürecinde önemli değişimler göstermiş, uzaktan eğitim programları ile hastalar ve hekimler birbirlerinden uzaklaşmış, hasta muayenesi kavramı muayenenin iyice sınırlandığı, laboratuvar ve radyolojik incelemelerin artarak kullanılmasıyla yürütülmeye dönüşmüştür. Ancak hekimlik mekanik bir iş kolu değildir. Tıp eğitiminde, genç hekim ve hekim adaylarının güncel pratiklerinde steteskop kullanımı neredeyse rafa kalkmıştır. Bu alandaki eksikler radyolojik incelemeler ile ayrıntılı anamnez alma yerini ayrıntılı laboratuvar istemlerine bırakmıştır. Bu durumun doğal sonucu olarak; hastayı daha az tanıyan ve onun bireysel özelliklerini bilmeden teknik çözümler üretmeye çalışan bir akıma dönüşmüştür. Unutulan şey insanın makine olmadığıdır. Sağlığın tanımında yer alan “ruhen, bedenen tam bir iyilik hali” artık kombine bir kavram olmaktan çıkmış ve mekanikleştirilmiştir.

Bunun yanı sıra hekimlerin sürekli mercek altında tutulmaları ve şikâyet edilme tedirginliği yaşamaları onların kendilerini korumaya almalarına ve çekinik kalma davranışlarına yol açmış mıdır? Sorusuna cevabı siz verin… “Cerrahi yok, komplikasyon yok” mottosu yaygınlaşmış, hekimler tüm riskli işlemlerden imtina etmeye başlamıştır. Çünkü komplikasyon ile malpraktis kavramları konu hukuksal alana taşındığında kavram karmaşası yaşanmasına yol açmıştır. Malpraktis olarak görülmesi riski hekim camiasında, komlikasyon ihtimali yüksek olan, özellikle de cerrahi ve girişimsel işlemler başta olmak üzere, pek çok uygulamadan uzak durmaya yol açmaktadır. Bir savunma refleksi gibi görülse de, günün sonunda olan hizmet bekleyen hastaların geç ve/veya eksik tedavi almaları gibi bir riske dönüşmektedir.

2. Güncel Hukuksal Durum: Malpraktis düzenlemesi olarak bilinen, aslında hem hastayı hem hekimi korumaya yönelik hazırlanan güncellemeler maalesef hekimler aleyhine kullanılabilecek bir değişim gibi görülmüştür. Getirilen düzenleme hasta ve vekillerinde bir koz elde edilmiş gibi algılanmış ve amacı dışına çıkmıştır. Neticede “önce zarar verme” kavramı güncel bakış açısıyla “müdahil olma, böylelikle zarar vermemiş olursun” şeklinde dönüşmüştür.

3. Hekim Bakış Açısıyla: Türkiye’de hekimlerin hukuksal sorunları; tıbbi uygulamaların niteliğinden kaynaklı doğal çok yönlülük ve hasta haklarına yönelik düzenlemelerin yanlış kullanılma potansiyeli ile birleşince giderek artan bir grafiğe dönüşmüştür.

Günümüzde tıbbi işlemler-girişimler sonucunda oluşabilecek olumsuz gelişmelerin, hekimler aleyhine bir malpraktis davasına dönüştürülmeye çalışılması çabası dikkat çekmektedir. Meydana gelen bir sonucun hukuksal açıdan komplikasyon mu malpraktis mi olarak tanımlanacağı konusu en büyük endişe kaynağıdır. Bu noktada; malpraktis-komplikasyon arasındaki sınırı belirlemek ve amacı mahkeme konusu olayda hakimlere mesleki yol göstericilik olan “bilirkişilik müessesesi ve komisyonlar”ın önemini vurgulamak gerekir. Hekimlik mesleğinin temelinde komplikasyonlar her hastalık için az veya çok potansiyeldir. Komplikasyonlar girişimsel durumlar için çok daha yüksek ihtimal taşımaktadır. Hukuksal uygulamalarda yer verilen malpraktis faktörü komplikasyonla karıştırıldıkça daha çok hekim meslektaşımız mağduriyet yaşamaya aday olacaktır. Bu noktada komplikasyon-malpraktis arasındaki çizgi kalın çizilmeli özellikle de hukuka yansıyan şikayetlerde konunun uzağında olan hakimler karar verirken bu ayrım konusunda tereddüt yaşamamalıdır. Güncel durumda pek çok komplikasyon maalesef malpraktis gibi algılanmakta, hekimler -yapmaları gereken tedavi uygulamaları ile bunların komplikasyonlarını hesaplamak arasında- sıkışıp kalmaktadır. Bu yazdıklarımızın günümüze yansıması o kadar belirgindir ki, geçmişte üst sıralarda tercih edilen tüm cerrahi branşlar TUS tercihlerinde son sıralara inmiştir. Bu değişimin asıl nedeni cerrahi işlemlerin daha müdahil ve komplikasyona açık işlemler olması dolayısıyla da yüksek şikayet edilme riski taşımalarıdır. Son yılların TUS tercihlerinde bu değişim her platformda dile getirilse de bunun nedenleri konusunda kimse konuş(a)mamaktadır.

“Özen eksikliği” üzerinde çok durulan bir başka konudur. Burada çalışma koşulları ve aşırı hasta yükü önemli bir unsurdur. Zaman-hasta sayısı-özenli (insani) yaklaşım- doğru tanı/tedavi dörtlemesinde ilk iki faktör başarıyı belirleyen ana unsurlardır. Hekimlik uygulamalarının sayı veya zaman kavramları içine sıkıştırılması hata ihtimalini arttırmanın ötesine geçmez.

Bazı davalarda kurum adına verilen tazminat kararlarında kurumun tazminatı hekime rücu etmesi riski de yine benzer şekilde defansif tıp uygulamalarına yönelme riski taşımaktadır.

4. Hasta Gözüyle Sağlık Sistemi: Hastalar ve/veya yakınlarında sağlık uygulamalarından kaynaklı şikayetler artmıştır. Ceza hukuku kapsamında; taksirle yaralama ve ölüme sebebiyet verme davalarından tutun maddi-manevi tazminat davalarına kadar değişen davalar ile karşı karşıya gelinmektedir. Hiçbir hekim bile isteye zarar verme potansiyelinde değildir. Bazen tedavi süreçlerinde konulan endikasyonlar, alınan kararlar, kompleks ve ağır patolojilerde her zaman istendiği gibi sonuçlanmayabilir. Bu gibi durumlarda hastalar ve/veya vekilleri oluşan sonuçları hekimin hatası olarak görmektedir. Yargı yoluna gidilmesi halinde de kavram karmaşası endişesi ve olası olumsuz sonuçların örnek teşkil etmesi, hekimler üzerinde çok ciddi bir baskıya yol açmaktadır.

Aydınlatılmış onamla ilgili sorunlar da bu alanda dikkati çeken bir başka başlıktır. Hasta ve yakınlarına işlemler için rıza (onam) alınması temel haktır ve tartışılmazdır. Onam formunun usulen var olması da yetmez, içeriğin hastaya gerçekten açıklanmış olması da gerekir. Her türlü hassasiyete rağmen yine de en fazla şikâyet konusu bu alanda olmaktadır. Toplum; sürekli bir açık arama, eksik bulma arayışındadır. Günümüzde ne kadar detaylı bilgi verilse de, işlemlere dair her türlü riskler ve istatistiki bilgiler açıklansa da yeterli görmeme hastalığına duçar olunmuştur.

Özetle; Hasta, sağlık sisteminin ana unsurudur, beklentisi yüksektir ve haklıdır da. Asli işleri hastalara sağlığını geri kazandırmak olan hekimlerin, sürekli kendini koruma ve riske girmeme bakış açısıyla çalışması tüm tıbbi süreçleri zora sokmakta, hastaların alacakları hizmet sürecini baltalamaktadır. Hasta hakları yüceltilirken karşılığında sağlık hizmeti sunucuları kendilerini baskı altında hissetmemeli, aynı güvene onlar da sahip olmalı ki, verimli bir sağlık sunumu oluşabilsin. Sağlıklı, huzurlu ve geleceğinden emin bir hayat dileklerimle. Yeni yılınızı kutlarım. Saygı ile.