Guillain-Barré Sendromunun Tanımlanışı

Akut inflamatuar demiyelinizan nöropati tüm dünyada Guillain-Barré sendromu olarak bilinir. Oysa hastalığın adında anılması gereken iki bilim insanı daha vardır: hastalığın ilk klinik tanımını yapan Jean-Baptiste Octave Landry ve 1916’daki klasik makalede önemli rol oynayan ancak adı eponimden silinen André Strohl.

Jean-Baptiste Octave Landry 1826 yılında Fransa’da doğdu. Paris’te tıp eğitimi aldı ve genç yaşta sinir sistemi hastalıklarına ilgi duymaya başladı. O dönemde nöroloji henüz bağımsız bir uzmanlık alanı değildi; hastalıkların anlaşılması büyük ölçüde dikkatli klinik gözlemlere dayanıyordu.

Landry 1859 yılında yayımladığı makalesinde o zamana kadar net biçimde tanımlanmamış bir klinik tabloyu ayrıntılı olarak tarif etti. İncelediği hastalarda dikkat çekici bir özellik vardı: güçsüzlük bacaklardan başlayarak yukarı doğru ilerliyordu. Zamanla kollar, yüz kasları ve bazı hastalarda solunum kasları da etkilenebiliyordu.

Landry bu tabloyu “paralysie ascendante aiguë”, yani akut yükselen paralizi olarak adlandırdı. Bu hastalık uzun yıllar tıp literatüründe “Landry’nin yükselen paralizisi” adıyla anıldı. Bugün geriye dönüp bakıldığında bu vakaların önemli bir bölümünün Guillain-Barré sendromu olduğu düşünülmektedir.

Landry’nin hayatı trajik bir şekilde sona erdi. 19. yüzyıl Avrupa’sında kolera salgınları sık görülüyordu ve etkili bir tedavi henüz yoktu.

Tıbbi tarih anlatılarında Landry’nin gençlik yıllarında bir kolera salgını sırasında birlikte çalıştığı bir hekimin ölümüne yakından tanıklık ettiği anlatılır. Bu olayın Landry üzerinde derin bir etki bıraktığı ve salgın hastalıklarla mücadeleye daha fazla yönelmesine neden olduğu söylenir.

Yıllar sonra, 1865 yılında Fransa’daki bir kolera salgını sırasında Landry kolera hastalarına bakarken enfekte oldu ve kısa süre içinde hayatını kaybetti. Henüz 39 yaşındaydı.

Landry’nin ölümünden yaklaşık yarım yüzyıl sonra Avrupa Birinci Dünya Savaşı’nın içindeydi. 1916 yılında Fransız ordusunun nöroloji merkezinde görev yapan üç hekim (Georges Guillain, Jean-Alexandre Barré ve André Strohl) iki askerde görülen hızlı ilerleyen paralizi vakalarını incelemeye başladı. Bu hastalarda hızla gelişen güçsüzlük vardı, derin tendon refleksleri kaybolmuştu; ancak hastalık zaman içinde düzelme eğilimi gösteriyordu.

Guillain ve arkadaşlarının kattığı en önemli yenilik, hastaların beyin-omurilik sıvısını incelemeleri oldu. İncelemede protein düzeyi yüksek fakat hücre sayısı normaldi. Bu bulgu daha sonra albuminositolojik dissosiyasyon olarak adlandırılacak ve bugün hâlâ hastalığın klasik laboratuvar bulgularından biri olarak kabul edilecekti. Ancak bu katkı dışında aslında sendrom yıllar önce Landry tarafından tanımlanmıştı.

1916’da Guillain, Barré ve Stohl hastalığın Guillain-Barré sendromu olarak anılmasını sağlayan makaleyi yayınladılar. Makalede üçüncü yazar olan André Strohl, aslında çalışmanın teknik açıdan en yenilikçi katkılarından birini yapmıştı. Strohl hem fizikçi hem de hekimdi. Biyofizik ve elektrofizyoloji alanında çalışıyordu. Hastaların kas ve sinir fonksiyonlarını inceleyen erken elektrofizyolojik kayıtları gerçekleştirmişti. Bu kayıtlar, hastalığın periferik sinir sistemiyle ilişkisini göstermede önemli bir rol oynadı.

Ancak Strohl’un adı zamanla sendromun isminden çıkarıldı. Bunun birkaç nedeni olduğu düşünülür. Bunlardan ilki akademik hiyerarşi idi; Guillain ve Barré dönemin güçlü nöroloji otoriteleriydi. Ayrıca Strohl daha sonra biyofizik ve radyoloji alanlarına yöneldi ve nöroloji literatüründe aktif kalmadı.

Başlangıçta bazı metinlerde hastalık “Landry-Guillain-Barré-Strohl sendromu” olarak geçse de kısa zaman sonra Landry’nin adı da Strohl’un adı gibi sendromun isminden çıkarıldı. Hastalığın ismi Guillain-Barré sendromu şeklinde yerleşti.

Gölgede kalmış olsalar da kolera salgınında görev yaparken ölen Landry’nin dikkatli klinik gözlemleri ve Strohl’un yenilikçi elektrofizyolojik çalışmaları, bugün Guillain-Barré sendromu olarak bildiğimiz hastalığın anlaşılmasında temel taşları oluşturmuştur.