Göğsünüzdeki "İkinci Beyin"le Tanışın: Kalbiniz Sizi Duyuyor, Hatırlıyor Hatta Düşünüyor!

Hepimiz derslerimizde anne karnından itibaren çalışmaya başlayıp yaşamımız sonlanana kadar bize eşlik eden bir organ tanıdık: Kalbimiz. Vücudumuzdaki doku ve organların beslenmesi için hiç durmaksızın çalışan bir motor. Çeşitli hastalıklarla ilişkilendirdik bu organımızı. Fazla veya az çalışmasını, düzensiz bir ritimde çalışmasını vb. çeşitli hastalıklar olarak tanımladık ve tedavi yöntemleri geliştirdik. Öte yandan edebiyatımızda şairlerimizin "Kalp hisseder, kalp kırılır, kalp bilir." Sözlerini çok fazla irdelemedik. Beynimizin vücudun düşünen tek organ olduğunu kabul ettik ve vücudumuzun hükümdarı olarak kabul ettik.

Oysaki 1991 yılında laboratuvarın soğuk ışıkları altında mikroskobuna bakan Dr. J. Andrew Armour, tıp dünyasını temelinden sarsacak o gerçeği gördüğünde, aslında şairlerin haklı olduğunu bilimsel olarak kanıtlıyordu. Armour, kalbin içinde sadece kas lifleri değil, tıpkı beyinde olduğu gibi karmaşık bir sinir ağı bulmuştu. Kalbin içinde, beyinden bağımsız çalışan, kendi nörotransmiterlerini (haberci kimyasallarını) üreten, öğrenen ve hatırlayan tam 40.000 nöronluk bir "Küçük Beyin" artık keşfedilmişti.

Armour ve ekibi bu sinir topluluğuna "İntrakardiyak Sinir Sistemi" adını verdiler. Bu sinir sistemi, beyninizden emir gelmesini beklemeden kendisi beyne gönderdiği sinyaller aracılığıyla beynin algısını, duygularını ve kararlarını yönetmektedir. Bir düşünün, hiç mantığınız "gitme" derken içinizden bir sesin sizi oraya sürüklediği oldu mu? Veya beyniniz "her şey yolunda" derken göğsünüzde o huzursuz edici sıkıntıyı hissettiniz mi? İşte o an konuşan beyniniz değil, kalbinizdeki o 40.000 nöronluk hafıza merkeziydi.

Artık şu biliniyor ki kalp, kısa süreli ve uzun süreli hafızaya sahiptir. Yaşadığınız travmalar, büyük sevinçler, korkular sadece beyninizdeki hipokampüste değil, kalbinizdeki nöronlarda da kodlanır.

Tüm bunların ötesinde, kalbinizin sizin düşüncelerinizi dinliyor ve buna yönelik tavır alıyor. Siz öfkelendiğinizde, kıskandığınızda veya karamsarlığa düştüğünüzde, kalbinizdeki ritim kaotik ve düzensiz bir hal alıyor. Bu düzensiz sinyaller beyne ulaştığında, mantıklı düşünme yetinizi devre dışı bırakıyor. Yani gündelik hayatımızda kullandığımız "gözü dönmek" deyimi artık mecaz anlamlı değil; kalbin beyne bir emir vermesidir.

Aksine; şükran, sevgi ve şefkat hissettiğinizde, kalp ritminiz mükemmel bir sinüs dalgası çiziyor. Bu düzenli ve uyumlu ritim sayesinde vücudunuzda iyileşme mekanizmaları tetikleniyor, bağışıklığınız güçleniyor ve yaşlanma yavaşlıyor. "iyi düşün, iyi olsun" sözü, aslında ne güzel bir reçeteymiş!

Hepimizin bildiği "Kalp Kırıklığı Sendromu" olarak bilinen "Takotsubo Kardiyomiyopatisi"ni de bu gözle değerlendirebiliriz. Büyük bir üzüntü, yas veya terk edilme anında beyin öyle bir sinyal gönderir ki kalp fiziksel olarak şekil değiştirir, balonlaşır ve artık eskisi gibi verimli kasılamaz. Kalbi besleyen koroner damarlar açık olsa dahi kişi kalp krizi geçirir. Kalp, sahibinin acısına fiziksel olarak ortak olur. Sadece ortak olmakla da kalmaz, şeklini değiştirir.

İşin en tuhaflaştığı nokta ise kalp nakil hastalarıdır. Literatürde, kalp nakli olduktan sonra öncesinde hiç sevmediği yemekleri severek yemeye başlayan, daha önce hiç dinlemediği müzik türlerine tutkuyla bağlanan, hatta donörünün (kalbini aldığı kişinin) ölüm anına dair anılar gördüğünü iddia eden hastalar vardır. Bilim dünyası buna "Hücresel Hafıza" demektedir. Kalp kendi sahibinin korkularını, zevklerini ve belki de ruhunun bir parçasını gittiği yeni bedene taşıması fikri bugün hala tartışılsa da intrakardiyak sinir sisteminin en heyecan verici sırlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Dr. Armour ve ekibinin açtığı kapı ile modern tıbbin gelişimleri incelendiğinde artık biliyoruz ki kardiyovasküler hastalık risk faktörleri (Yüksek kolesterol düzeyi vb) dışında kişilerin düşünce ve zihin yapılarını temiz tutarak kalplerindeki hafızalarını da temizlemeleri, bu hafızalarında da iyi düşüncelere sahip olmaları sağlıklarını koruma noktasında oldukça önem taşımakta.

Peki siz, en son kalbinizle ne zaman konuştunuz?