Ölürken bile sahibine kazandırmaktan başka işe yaramayan esirler ve köleler, güç ve onur gibi safsatalarla gaza getirilirlerdi. Bir gladyatörün tek görevi; kanının son damlasına kadar dövüşmek, ölmeden önce çok düşman öldürmek ve ölümüyle bile sahibine kazandıracağı kâr ve zaferle mutlu olmaktı. Bu insan vahşeti ya da insani vahşet o günün şartlarında yasaldı. Nasıl ki köle sahibinin makam mevki, güç ve parasına göre düzenlenmiş, kölelik usul ve esasları varsa; gladyatör dövüşlerinin de o misal, sonunda dövüşenlerden birinin ölüm kararını izleyicilerin vermesi kaydıyla, kuralları vardı. İki gladyatörden birinin cesedinin vahşi hayvanların önüne atıldığı bu olay, dövüş demeye de insanın dilinin varmadığı, tam anlamıyla canlı insan kıyımıydı.
Dövüşün mekânı, aslında geçici yapılardı. Ancak stadyum denen ve o zamanın şartlarına göre devasa boyutları ve olağanüstü mimari özellikleri ile Flavius Amphitheatro’su ve Collesium gibi çok azı günümüze ulaşan, ortasında dövüşenlerden akan kanları emerek zemini kuru tutan kum manasına gelen arenacous veya arena denen dövüş alanı bulunan, hipodrom veya amfi tiyatro olarak bilinen taş yapılar da vardı. Dövüşün sonunda yenilen gladyatörün akıbetini belirleyen ‘öldür’ veya ‘yaşat’ nidalarıyla yükselen sözüm ona sevinç çığlıkları hala kulaklarımı tırmalıyor.
Bugünün şartlarında insani bakımdan hiçbir sakıncası olmadığına inandığımız için izlemekten keyif aldığımız ve kendi usul ve esasları bakımından her birinin yasalarla keskin sınırları belirlenmiş olan; futbol, rugbi, basketbol gibi takım oyunlarının ve boks, güreş, karate ve tekvando gibi bireysel karşılaşmaların ve asıl Tayland boksu ve gösteri güreşlerinin sporcularının, eski Roma’da stadyumun ortasındaki arenada birbirleriyle ölümüne dövüştürülen gladyatörlerden, TEKNİK olarak; yani ortam, mekân ve duygu bakımından hiçbir farkı olmadığını düşünüyorum.
Bugün bu maçlarda seyircilerin yaptıkları tezahüratın da eski zamanlardaki ölümüne dövüşlerde izleyicilerin attıkları çığlıklardan, RUHSAL açıdan farkı yoktur. Bunu sadece ilgi çekici analoji yapmış olmak izin yazmadığımı ispat edeceğim.
Mekândan başlayalım; günümüzde bu tür müsabakaların yapıldığı stadyumlarda ortada çimler, kapalı spor salonlarında ortada cilalı parke veya ring veya minderler bulunur. Bunların etrafında hakla şeklinde izleyiciler dizilirler. Şimdi bunun stadyum ve ortasında bulunan ve üzerine akan kanı emerek ortamı kuru tutan arenadan yani kumlu alandan farklı olduğunu söyleyebilir misiniz? Kanı emen kum yerine şimdilerde kuru paspas kullanılıyor.
Gelelim günümüz gladyatörlerine pardon sporcularına; her insan doğasına uygun olanı yapar. Mesela kırmızı her zaman heyecanlandırır. Kırmızının bu hikâyede temsil ettiği şey ‘kan’dır. Eski zamanlarda ölmek veya öldürmek için arenaya, bugün yenmek veya yenilmek üzere stadyuma, salona, ringe, parkeye veya mindere çıkmak üzere sırasını bekleyen bir gladyatörü pardon sporcuyu gözünüzün önüne getirin; tribünlerdeki binlerce seyircinin isterik çığlıkları kulaklarında çınlıyorken, kalbi heyecandan güm güm atıyorken, elleri sinirden tir tir titriyorken, korkudan dişleri takır takır birbirine vuruyorken veya dizleri tutmuyor ve ayakları ileri gitmiyorken, birkaç dakika sonra ölmek veya yenilmek ki bu hikâyede biz ikisini de aynı anlamda kullanıyoruz, nasıl sağlıklı düşünebilir veya doğal davranabilir ve kendini insani normlar içinde ifade edebilir veya yeteneklerini sergileyebilir?
Mutlaka ve her koşulda kazanmak zorundadır. Çünkü izleyiciler zaferlerle ilgilenir, savaşlarla değil. O zaman şimdi çık ve elinden geleni değil kazanmak için gerekeni yap, bu uğurda gerekirse şerefinle öl! Gladyatörden pardon sporcudan beklenen budur. Sonuçta kazanan gladyatör yaşamaya devam ederken, kaybeden aslanlara yem olur. Sporcular içinse bu durum kazananın az ya da çok para kazanması, kaybedeninse az ya da çok hüzünden payını almasıyla neticelenir.
Günümüzde serbestçe tüketilen birçok keyif verici madde gibi, bunlar da yasal ve toplumsal genel kabul görüyor ve hatta makbul tutuluyor. Bu arada, düzenleyenlerin eski zamanlardakilerden giriş ücretleri bakımından olmasa da müşterek bahisler bakımından daha fazla kazandıkları kesin. İzleyenlerin de eskisi kadar çok kan görmüyor olsalar da terden sırılsıklam olmuş formaların içinden fışkıran adaleleri ile birer Herkül görünümlü heybetli bedenleri izlemekten daha fazla keyif aldıklarına eminim.