Sabah gözümüzü açar açmaz elimizin telefona uzanması artık bir refleks. Alarmı kapatırken gelen bildirimlere göz atıyor, yataktan kalkmadan dünyayla temas kuruyoruz. Gün içinde defalarca ekrana eğiliyor, yürürken, yemek yerken, hatta dinlenirken bile dijital akıştan kopamıyoruz. Akşam olduğunda ise yorgun gözlerle “son bir kez” diyerek ekranla vedalaşıyoruz. Dijital hayat artık hayatımızı kolaylaştıran bir araç olmanın ötesinde, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş durumda. Peki, bu kadar bağlantı içindeyken gerçekten sağlıklı mıyız?

Dijital çağın getirdiği imkânlar tartışmasız büyük. Bilgiye hızlı erişim, sağlık uygulamaları, çevrim içi randevular ve ölçüm cihazları sayesinde bedenimize dair pek çok veriye ulaşabiliyoruz. Ancak dijital sağlık çoğu zaman yalnızca bu imkânlarla sınırlı sanılıyor. Oysa dijital sağlık, teknolojiyi kullanabilmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Ekran karşısında nasıl oturduğumuz, gün içinde ne kadar hareketsiz kaldığımız, gözlerimizi ne sıklıkla dinlendirdiğimiz, dijital ortamda karşılaştığımız bilgileri ne kadar sorguladığımız da bu kavramın ayrılmaz parçaları.

Saatler boyunca fark etmeden yanlış pozisyonda oturmak, boynun öne doğru eğildiği bir duruşu normalleştirmek ya da gözleri dinlendirmeden ekrana bakmak zamanla bedende sessiz bir yük biriktiriyor. Başta önemsenmeyen boyun ağrıları, geçici sanılan baş ağrıları, gün sonunda hissedilen göz yanmaları ve bulanıklıklar çoğu zaman teknolojinin “olağan bedeli” gibi görülüyor. Oysa bu belirtiler, bedenin verdiği açık uyarılar. Aynı şekilde internette karşılaşılan her sağlık bilgisini doğru kabul etmek, uzman görüşüyle kişisel deneyimi ayırt edememek de dijital sağlığın görünmeyen riskleri arasında yer alıyor.

Dijital sağlık yalnızca bedensel etkilerle sınırlı değil. Gün boyu bitmeyen bildirimler, sürekli çevrim içi olma hâli ve ekrandan kopamama duygusu zihinsel yükü de artırıyor. Zihnin dinlenmesine fırsat tanımayan bu sürekli uyarılma hâli, zamanla dikkat dağınıklığına, tükenmişlik hissine ve duygusal yorgunluğa yol açabiliyor. Dijital ortamlarda karşılaşılan olumsuz haberler, kıyas kültürü ve bitmeyen hız duygusu ruh hâlini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen çoğumuz, “herkes böyle yaşıyor” ya da “şimdilik idare ederim” diyerek bu etkileri fark etmemeyi tercih ediyoruz.

Asıl sorun, teknolojinin hayatımızda kapladığı alanın giderek fark edilmez hâle gelmesi. Bize hizmet etmesi gereken araçlar, zamanla alışkanlıklarımızı belirleyen bir merkeze dönüşüyor. Günün ritmi bildirimlerle şekilleniyor, dikkatimizi neye vereceğimize çoğu zaman ekran karar veriyor. Bu durumun normalleşmesi, etkilerinin yok olduğu anlamına gelmiyor; aksine görünmezleşmesine yol açıyor.

Dijital çağda sağlıklı kalmanın yolu teknolojiden uzak durmak değil. Asıl mesele, teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmekte yatıyor. Ne zaman, ne kadar ve ne amaçla kullandığımızın farkında olmak; bedeni ve zihni ihmal etmeyen küçük ama bilinçli tercihler yapmak dijital sağlığın temelini oluşturuyor. Ekran karşısında geçirilen zamanı dengelemek, duruşa dikkat etmek, gözlere mola vermek ve dijital bilgiyi sorgulamak basit ama etkili adımlar.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormak gerekiyor: Bu kadar bağlantı içindeyken, kendimizle ne kadar temas hâlindeyiz? Dijital sağlık, modern yaşamın lüksü değil; hem bedensel hem de ruhsal iyilik hâlini korumanın vazgeçilmez bir gereği. Teknolojiyi hayatın merkezine koymadan, hayatın hizmetinde tutabilmek ise dijital çağın en önemli farkındalık sınavı olarak karşımızda duruyor.