Hipertansiyon çoğu zaman erişkinlere ait bir hastalık olarak düşünülse de, son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar çocukluk çağında da sanılandan daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Özellikle obezite sıklığındaki artış, fiziksel hareketsizlik ve yüksek tuz tüketimi, çocuklarda hipertansiyonun giderek daha fazla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

Çocuklarda hipertansiyon, erişkinlerden farklı olarak tek bir sabit tansiyon değeriyle tanımlanmaz. Yaş, cinsiyet ve boya göre belirlenmiş kan basıncı persantil değerlerinin yüzde 95’in üzerinde seyretmesi hipertansiyon olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalar, çocuk ve ergenlerin yaklaşık yüzde 3–5’inde hipertansiyon, yüzde 8–10’luk bir kesimde ise yüksek normal kan basıncı bulunduğunu göstermektedir.

Çocukluk çağında hipertansiyon her zaman masum değildir. Bu yaş grubunda hipertansiyon; altta yatan bir nedene bağlı gelişen sekonder hipertansiyon ile herhangi bir neden saptanmayan primer (esansiyel) hipertansiyon olarak iki ana gruba ayrılır. Özellikle küçük çocuklarda hipertansiyon çoğunlukla böbrek parankim hastalıkları, doğuştan böbrek ve idrar yolu anomalileri, renal damar hastalıkları veya endokrin bozukluklar gibi ciddi bir altta yatan hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle çocukluk çağında saptanan hipertansiyon mutlaka ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.

Hipertansiyon çocuklarda çoğu zaman belirti vermez. Bu sessiz seyir nedeniyle hastalık uzun süre fark edilmeyebilir. Bazı çocuklarda baş ağrısı, burun kanaması, halsizlik, konsantrasyon güçlüğü veya görme bulanıklığı gibi özgül olmayan belirtiler görülebilir; ancak bu bulgular her zaman hipertansiyona işaret etmeyebilir.

Uluslararası kılavuzlar, üç yaşından itibaren tüm çocuklarda rutin sağlık kontrolleri sırasında kan basıncı ölçülmesini önermektedir. Özellikle fazla kilolu çocuklarda, böbrek ya da kalp hastalığı olanlarda ve ailede hipertansiyon öyküsü bulunanlarda tansiyon ölçümü daha da önem kazanmaktadır. Ancak ölçümün doğru yapılması en az ölçümün kendisi kadar kritiktir. Uygun manşon kullanılmadan veya yanlış pozisyonda yapılan ölçümler, tansiyonun gerçekte olduğundan yüksek ya da düşük saptanmasına yol açabilir.

Çocuklarda kan basıncı ölçümü yapılırken, manşonun şişirilebilir kısmının kol çevresinin yaklaşık yüzde 40’ını kaplaması ve uzunluğunun kol çevresinin yüzde 80–100’ünü sarması gerekir. Dar manşon tansiyonu olduğundan yüksek, geniş manşon ise olduğundan düşük gösterebilir. Ölçüm öncesinde çocuğun en az beş dakika dinlenmiş olması, sırtı destekli şekilde oturması, ayaklarının yere basması ve ölçüm yapılan kolun kalp seviyesinde desteklenmesi önemlidir. İlk değerlendirmede tansiyonun her iki koldan ölçülmesi ve yüksek olan değerin esas alınması önerilir.

Yanlış teknikle yapılan tek bir tansiyon ölçümü, çocuğa gereksiz hipertansiyon tanısı konmasına ya da gerçek hipertansiyonun gözden kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle çocuklarda tansiyon ölçümü, mutlaka eğitimli sağlık personeli tarafından ve uygun ekipmanla yapılmalıdır.

Hipertansiyon tanısı alan çocukların büyük çoğunluğu spor yapabilir ve yapmalıdır. Düzenli fiziksel aktivite, tedavinin temel unsurlarından biridir. Tempolu yürüyüş, bisiklet, yüzme, hafif–orta tempolu koşu ve rekreatif düzeyde yapılan futbol veya basketbol gibi sporlar genellikle güvenlidir. Haftada en az beş gün, günde 30–60 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite önerilir. Ancak tansiyonu kontrol altına alınmamış çocuklarda halter, ağır ağırlık çalışmaları ve aşırı izometrik egzersizler geçici olarak önerilmez; çünkü bu aktiviteler tansiyonda ani yükselmelere yol açabilir. Spor izni, çocuğun tansiyon düzeyi ile kalp ve böbrek değerlendirmesi yapıldıktan sonra bireysel olarak verilmelidir.

Çocuklarda başlanan tansiyon ilaçları çoğu zaman ömür boyu kullanılmaz. İlaç tedavisi genellikle yaşam tarzı değişikliklerine rağmen tansiyon kontrol altına alınamıyorsa, evre 2 hipertansiyon varsa veya kalp ve böbrek gibi hedef organ etkilenmesi saptanmışsa gündeme gelir. Kilo kaybı sağlandığında, tuz tüketimi azaltıldığında, fiziksel aktivite artırıldığında ya da altta yatan neden ortadan kalktığında birçok çocukta ilaçlar kademeli olarak kesilebilir. Ancak tansiyon ilaçları hiçbir zaman hekime danışılmadan bırakılmamalıdır. Doğuştan böbrek hastalıkları veya kronik böbrek yetmezliği gibi durumlarda ise ilaç tedavisi daha uzun süre gerekebilir; bu durumda amaç, çocuğun kalp ve böbreklerini korumaktır.

Sonuç olarak, çocuklarda hipertansiyon görülebilen, çoğu zaman belirti vermeyen ancak her zaman masum olmayan bir sağlık sorunudur. Basit bir tansiyon ölçümü, sessiz seyreden bir hastalığın erken dönemde fark edilmesini sağlayabilir, uzun vadede kalp ve böbrek hasarlarını önleyebilir ve çocuğun erişkin yaşlardaki sağlık risklerini azaltabilir. Düzenli takip, doğru ölçüm ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla çocukluk çağı hipertansiyonunun olumsuz sonuçlarının büyük ölçüde önüne geçmek mümkündür.