Cilt Doktorluğundan Şairliğe Uzanan Serüvende Cenap Şahabettin

Türkiye’nin Batılılaşma süreci Osmanlı Devleti zamanında Tanzimat’la başlamıştır. Bu süreçteki en önemli kilometre taşlarından biri aydınlarımızın Avrupa’ya gönderilmesidir.

Askeri, teknik, sanat ve edebiyattaki yenilik hareketleri Avrupa’dan dönen aydınlarımızla başlamıştır. Tıp uzmanlığı eğitimi için Fransa’ya gönderilen Cenap Şahabettin de Paris’te dört yıl cildiye alanında ihtisasını yaparken, şiir ve edebiyata olan merakını Avrupalı sanatçılarla yakın temas kurarak geliştirmiş ve İstanbul’a, uzman bir hekim olduğu kadar yeni fikirlerle donanmış bir şair ve bir edebiyat öncüsü olarak da dönmüştür.

Türk edebiyatının Tanzimat dönemi sanatçılarından şiirleri ve nesirleriyle bilinen Cenap Şahabettin, 1889 yılında doktor yüzbaşı olarak mezun olduğu Askeri Tıbiye’yi birincilikle bitirir. Başarılı hekimlik performansı nedeniyle mezuniyetinden 9 ay sonra cilt hastalıları ihtisası yapmak üzere devlet tarafından Paris’e gönderilir.

Paris’te dört yıl uzmanlık eğitimini aldıktan sonra Haydarpaşa Hastanesi’nde hekimlik yapar. Mersin ve Rodos’ta karantina doktoru, Cidde ve Suriye’de sıhhiye müfettişliği görevlerini ifa ettikten sonra İstanbul’a dönüş yapar. Burada da bir müddet sıhhiye müfettişliği yaptıktan sonra 1914 yılında emekliye ayrılır. Beyin kanaması nedeniyle 1934’te İstanbul’da vefat etmiştir.

Başarılı hekimlik ve idarecilik görevleri esnasında şiir ve edebiyat muhitleriyle yakın iletişim içerisinde olmuş; Darülfünun’da Türk Edebiyatı Tarihi derslerini okutmuştur. Muallim Naci ve Mustafa Asım Efendi’den şiirin teknik konuları hakkında eğitim almıştır. Fransa’da bulunduğu yıllarda da edebiyatla uğraşan Cenap, orada kendisinden edebiyat dersi aldığı Gaulois gazetesi yazarlarından Charles Brevet’ten bir şiirin sözle, kelimelerle resmedilen bir levha olduğunu öğrendi. Yurda döndükten sonra şiir anlayışını bu doğrultuda geliştirdi.

Cenap Şahabettin’in şiirleri Tevfik Fikret tarafından övülünce Servet-i Fünun hareketine katılır. Servet-i Fünun dergisinde “ Yeni Elfaz, Yeni Tabirat, Dekadizm ve Sembolizm Nedir?” başlıklı yazılar yazar. Cenap, kendi şiirinin asrın anlayışına uygun olduğunu savunuyor, şiirin ahengine önem veriyordu. Ahengi elde etmek için şiirlerinde hece ölçüsünü değil aruz veznini tercih etmiş, bütün şiirlerini aruzla yazmıştır. Zamanın değişmesiyle sanat anlayışlarında da değişiklik olabileceğini, dünkü kelime ve tabirlerin yerine yenilerinin konabileceğini ileri sürmüştür.

Cenap, şiirin gayesinin güzellik olduğunu söylemiş ve ona başka bir görev yüklememiştir. “Şiir hamiyet kulağıyla değil, sanat kulağıyla dinlenir, Şiir siyasi kanaat uğruna feda edilemez.” Tarzındaki cümleleri sanatın sanat için yapılması gerektiği fikrini ortaya koyduğu cümleleridir.

Şiirlerinde tasviri ön planda tutan, varlığı bir fotoğraf gibi idrak ederek şiirde renk ve şekilleri canlı tutan Cenap Şahabettin’in açtığı yeni yolda Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar uzanan bir etki görülür.

Elhân-ı Şitâ, Yakazât-ı Leyliyye, Temâşâ-yı Hazan gibi şiirleri nesiller boyunca okunmuştur. Nesir alanında yazıları ve eserleri bulunan Cenap Şahabettin’in şiirleri Türk edebiyatında daha büyük etki uyandırmıştır.

O’nun “güldürüyor redifli gazeli” günümüz Türkçesi’ne en yakın şiirlerinden biridir. Cenap Şahabettin bu şiirinde; sevgiliyi parnasizmin tesiriyle tasvir ve benzetmeleriyle yüceltirken, divan şiirinin tesiriyle de âşıkı büyüleyen, nazarıyla bütün kara bulutları dağıtan, aşkından mecnuna çeviren sevgili tipini ortaya koymaktadır.

O yâr toprak içinde mezârı güldürüyor
Şu nazlı nazlı gülen kız nigârı güldürüyor
Getirdi yâreli câna acıklı bir halecân
Şu mâî gözlü güzel ki bahârı güldürüyor.
Tebessümât-ı melâik sedîl-i iffeti âh
Tekellümât-ı garîbi hezârı güldürüyor
Güzel gözünde meânî-i cennetî okunur
Nigâh-ı nâz gehi kalb-i zârı güldürüyor
Kılar baharı nevîn âh o sâhirâne reviş
Sabah yıldızı san necm-i târı güldürüyor
Şu âşıkâne tecennün beni cerîm etti
Nezâre karşı gülüş inkisâr-ı güldürüyor
Cenab

Cenap Şahabettin bu şiirde kelimelerle adeta resim yapar. Zira nigâr (resim gibi güzel sevgili), mai gözlü güzel, nigâh-ı naz (nazlı bakış), o sahirane reviş (o büyüleyici duruş, tavır) ve sabah yıldızı gibi kelime ve terkiplerle sevgiliyi tasvir eder, okuyanın gözünde canlandırır. Son mısrada sevgilinin gülüşüyle yaraları iyi ettiğini inkisâr kelimesiyle anlatmıştır. İnkisar kelimesinin bir anlamının da deri ve kabuğunun soyulması anlamına geldiği düşünüldüğünde hekimlik alanı olan cildiye ile alaka kurmak mümkündür.

Netice itibariyle ömrünü hekimlik mesleğiyle geçirmesine ve bu alanda muhtelif coğrafyalarda vazife yapmasına rağmen, Cenap Şahabettin ismi Türk edebiyatı’nın önemli şairlerinden biri olarak anılmakta ve bilinmektedir. Şairliği ve edipliği hekimliğinin önüne geçmiş, küçük bir merakla başlayan şiir ve edebiyat, onun şahsiyetini şekillendiren ve tarihte iz bırakmasına vesile olan ana belirleyici olmuştur.