Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 4 Mayıs 2026 tarihli verileri, Türkiye’de ceza infaz sisteminin kritik bir eşikte olduğunu ortaya koydu. Resmî verilere göre ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı 420 bin 798’e çıktı. Bu kişilerin 302 bin 608’i kapalı, 118 bin 190’ı ise açık ceza infaz kurumlarında bulunuyor.
Tablo yalnızca sayıların büyüklüğüyle değil, sistemin geleceği açısından da dikkat çekiyor. Verilere göre cezaevlerinde 395 bin 883 erkek, 20 bin 235 kadın ve 4 bin 680 çocuk bulunuyor. Bu durum, infaz politikalarının yalnızca ceza üzerinden değil; önleme, rehabilitasyon, meslek edindirme ve topluma dönüş ekseninde yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Bu tartışmanın ortasında Adalet Bakanlığı’nın cezaevlerini rehabilitasyon merkezlerine dönüştürme yönündeki adımı da gündeme geldi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, özellikle uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede ceza infaz kurumlarının yalnızca kapalı alanlar olmaktan çıkarılarak rehabilitasyon odaklı bir yapıya kavuşturulacağını duyurdu.
Ancak yeni modelin başarılı olabilmesi için cezaevlerinin yalnızca “barındırma alanı” olmaktan çıkarılması gerekiyor. Cezaevi, suç işleyenin yan gelip yattığı; acemi girenin profesyonel suçlu olarak çıktığı bir sisteme dönüşmemeli. Tam tersine, içeride geçirilen süre suç kültürünün pekiştiği değil, kişinin disiplin, eğitim, meslek, sorumluluk ve topluma dönüş bilinci kazandığı bir dönem olmalı.
Bu nedenle infaz kurumlarında mahkûmlara yönelik meslek eğitimi, bağımlılıkla mücadele, psikososyal destek, okuma-yazma ve değerler eğitimi güçlendirilmeli. Suç örgütlerinin içeride yeni bağlantılar kurduğu, genç hükümlülerin daha ağır suç ağlarıyla tanıştığı yapıların önüne geçilmeli.
Cezaevleri “suç akademisi” değil, caydırıcılığı olan, ıslah eden ve topluma güvenli dönüşü sağlayan kurumlar haline gelmeli. Aksi halde her yeni infaz düzenlemesi yalnızca geçici nefes aldırır; asıl sorun, duvarların içinde büyümeye devam eder.




