Birinci Dünya Savaşında Enver Paşa, Rus ordularının ağırlıklı olarak Batı cephesinde olması nedeni ile Sarıkamış üzerinden Kafkasya’ya bir harekat başlatmıştı. Ruslar için stratejik olan ise Osmanlının dikkatini batı sınırlarına çekmesinin sağlanması idi. Bu nedenle müttefiklere en cazip teklif İstanbul yolunu da açacak olan batı cephesine saldırı planıydı. Böyle bir harekat planlandığında Türklerin Doğu ordularını batıya kaydıracağı ve Rusların doğu cephesinde elinin kolaylaşacağı belirtiyorlardı. İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı topraklarına saldırmak için provake edilmeye başlanmışlardı. Başlangıçta saldırı düzeninde olmasa da savaş gemilerinin Çanakkale Boğazından geçişi ile göz dağı verilmesi düşünülmüştü. Ancak Almanların savaştıkları cephelerde yenilgileri nedeni ile Osmanlıyıda savaşa daha fazla sokmaya çalıştıkları da görülmekteydi. Bu aylarda Kafkasya’da Osmanlı hücumunun başarısız olması, Rusya’nın bölgede kuvvetli ordu konuşlandırmasına gerek kalmadığını belirtmiş olsa da Churchill hala Rus talebini güncelmiş gibi öne sürerek Çanakkale’ye saldırı planlarını hazırlatmıştı. Almanya destekli Osmanlı ordusu ile Fransız-İngiliz ittifakı Çanakkale’de karşı karşıya geldiler. İngiliz saldırısı 1915 Şubatında boğazın girişindeki tabyalara yoğun ateşle başlayıp, 18 Mart 1915 de Çanakkale boğazını cehenneme çevirdi. Bu sırada Osmanlı idaresince Trablusgarp’taki başarısından sonra Mustafa Kemal Paşa Çanakkale’de görevlendirilerek savaşın tüm aşamalarında kritik rol oynadı , kararlılık ve en önemlisi sezgileri ile Çanakkale’yi geçilmez yaptı. Çanakkale’de tümenler özellikle Anzak gücüne karşı muharebeye girmişti. Savaş göğüs göğüse iki ordunun askerlerinin birbirinin gözüne baktığı siperlerde gerçekleşmiştir.
Siperler
Albayrak Sırtı
Kanlı Sırt
Çanakkale savaşı iki tarafında taktik mücadelesi olup, Arıburnu’nda, Kabatepe’ye yapılan çıkarmalar ile ağırlaşmış, Seddülbahir, Conkbayırı, Kocaçimentepe ve Kanlısırt ile devam etmiştir. Savaşın diğer bir yanıda lojistik yetersizlikler olmuştur. Yaralı ve hastaların ihtiyaçları Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından kurulan sahra hastanelerinde görevli hekimler ve sağlık personeli tarafından yetersiz teçhizat ve sargı malzemesi ile karşılanmaya çalışılıyordu. İngilizler uluslararası savaş ihlalleri yaparak hastane ve hastane gemilerimizi bombalıyor, tedavi sağlamayı imkansız hale getiriyordu. Çanakkale toprağının her karışı can veren Mehmetçiklerin kanları ile sulanıyor, savaşan askerler ise besin yetersizliği, kirli su ve bulaşıcı hastalıklar ile mücadele ediyordu. Ancak savaş yoğun insan gücüne gerek duyuyordu. Askerlik çağına gelmemiş olsa da, Galatasaray Lisesi, Vefa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, İzmir Erkek Lisesi yanı sıra Anadolu’nun tüm şehirlerinden lise öğrencileri gönüllü olarak orduya katılmışlardı. İstanbul Darülfünun (üniversite) 1.sınıf öğrencileri de, tamamı 2.500 tıbbiye öğrencisi, öğretmenleri ile cepheye koştular. Öğrenci ve Darülfünun taburlarının çekirdeğini oluşturdular. Maalesef Darülfünun öğrencileri Anzak saldırılarında şehit düştüler. Okullar 1 yıla yakın kapalı kaldı ve Üniversitemiz Tıbbiye-i Şahane binası hastane olarak kullanıldı. Tıbbiye 1 yıl mezun vermediği için, Mustafa Kemal Paşa bu durumu “Çanakkale’de bir Darülfünun gömdük” sözleriyle tespit etmiştir. Çanakkale’yi geçemeyen İngiliz komutan yenilgisinin tesellisini ”Türk milletinin genç neslini, eğitimli neslini, çiçeğini yok ettik” kelimelerinde aramıştır.
Şehitlik
Mehmetçiğe saygı
Kanla yoğrulan topraklarda bugün kırmızı gelincikler açar. “Kan çiçekleri “ savaşın, şehadetin simgesidir. Gelibolu’yu gezenler gelinciklere baktıklarında bu toprakların, Çanakkale ruhu ve vatan için canını feda etme bilincinin oluştuğu yer olduğunu kalpleri titreyerek hissederler. Gelincikler kulaklara Çanakkale geçilmez der, ruhlara Çanakkale türküsünü fısıldar.
(Fotoğraflar; Gelibolu 2025. Dr. Mehmet Yıldırım arşivi)