Bilimle başlayan yolculuk
1975 doğumlu Oytun Erbaş, tıp eğitiminin ardından sinirbilim (nörobilim) alanında çalıştı. Özellikle beyin, davranış, bağımlılık, beslenme ve hormon ilişkileri üzerine yoğunlaşan Erbaş, akademik dünyada “insan davranışının biyolojik altyapısı”na meraklı bir araştırmacı olarak tanındı. Onun için beyin, sadece bir organ değil; toplumun, alışkanlıkların ve modern hayatın aynasıydı.
Laboratuvardan ekrana
Birçok bilim insanı verilerini makalelerde saklarken, Oytun Erbaş mikrofonu eline aldı. Televizyon programları, gazeteler ve sosyal medyada bilimsel kavramları gündelik dile çevirmeye başladı. Dopamin, serotonin, kortizol gibi terimler onun anlatımında birer soğuk kavram olmaktan çıkıp, “modern insanın ruh hâli haritası”na dönüştü.
Bu geçiş onu popüler kıldı ama aynı zamanda tartışmaların da merkezine yerleştirdi. Kimi zaman cesur, kimi zaman provokatif bulunan açıklamaları; bilim ile magazin, akademi ile sokak dili arasında ince bir ipte yürüdüğünün göstergesiydi.
Tartışmaların adamı
Erbaş’ın adı sık sık “bilimsel sınırlar” tartışmalarıyla birlikte anıldı. Destekleyenler, onun bilimi halka indirdiğini savundu. Eleştirenler ise bazı açıklamalarının genelleştirmeye açık olduğunu dile getirdi. Kendisi ise bu durumu genellikle şu çizgide savundu: Bilimi cam fanusta tutmak yerine, risk alarak anlatmak.
Bu tavır, onu Türkiye’de “konuşulan” bilim insanlarından biri yaptı. Sessiz bir akademisyen olmayı değil, yüksek sesle düşünmeyi seçti.
Kitaplar, konferanslar ve dil
Yazdığı kitaplar ve verdiği konferanslarda Erbaş’ın dili dikkat çekicidir: Bazen sokak ağzına yaklaşan, bazen metaforlarla dolu, bazen de sert. Beyni anlatırken hayatı, hayatı anlatırken biyolojiyi merkeze alır. Onun anlatısında insan, hem hormonların esiri hem de farkındalıkla değişebilecek bir varlıktır.
Kısa bir portre
Oytun Erbaş;
-
Bilimi popülerleştirmeyi seçmiş bir nörobilimci,
-
Alkış kadar eleştiriyi de göze alan bir kamusal figür,
-
Türkiye’de “bilim insanı nasıl konuşmalı?” sorusunu sürekli diri tutan bir isimdir.
Belki de onu sıradışı kılan şey tam olarak budur: Bilimi sadece anlatmaması, onunla tartışmayı göze alması.