Belirsizliğin Dar Koridorunda Bekleyiş ve Değişim: Hastalığın Sabır Testi

Hastalık sadece organları etkilemekle kalmaz, aynı zamanda insanın düşüncelerini, sabrını ve korkularını da etkiler. Peki hastalık sadece bedenle ilgili bir sorun mudur, yoksa insanın iç dünyasına açılan bir aşama mıdır?

Doktorlar hastalığı teşhisle tanırlar, ancak insanı hastalık tanıtır. Çünkü hastalık bedenle ilgili bir rahatsızlık olsa da, etkileri insanın düşüncelerine, sabrına ve hayata bakış açısına yayılır .Örneğin Uluslararası Sağlık Yönetimleri ve Stratejileri Araştırma dergisinde bir makalede sağlık bireyin yaşamını sürdürürken kendini iyi hissetme hali olarak ifade edilirken hastalık bireyin vücudunda meydana gelen olumsuz durumlar sonucunda iyilik halinden uzaklaşma durumu olduğu belirtiliyordu.

Bazı insanlar hastalandıktan sonra hayatlarını tamamen değiştirirler. Zamanın değerini anlarlar. Dün önemsiz görünen her şey, en küçük ayrıntılar bile, şimdi hayatlarının merkezindedir. En ciddi değişim çoğu zaman acının kendisinde değil, bekleyişte yaşanır. Bir sonuç beklemek, bir haberin gelmesini ummak, belirsizliğin içinde kalmak… Umut ile korku arasındaki bu dar alanda insan yalnızca bedenini değil, sabrını, dayanıklılığını ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de sınar. Beklemek neden bu kadar ağırdır? Çünkü insan beklerken, kontrolün artık kendi elinde olmadığını fark eder. En ciddi değişiklik acıda değil, beklemededir. Bir cevap beklemekte, umut ve korku arasında kalmakta.

Tedavinin görünmeyen yüzü

Bir hastalığı tedavi ederken insanın kendine bakışı da değişiyorsa, biz gerçekten neyi iyileştiriyoruz? Psikoterapide yayınlanan bir makalede tedavi sürecinde karşılaşılan yan etkiler saç dökülmesi, kilo değişimi, uyku problemleri, dikkat dağınıklığı, kronik yorgunluk bireyin beden algısını ve özgüvenini olumsuz etkileyebilir. Özellikle genç bireylerde beden imajı bozulması, sosyal kaygılar, içe kapanma ve ilişki kurmakta zorlanma gibi durumlar sıklıkla görüldüğü belirtilmiştir.

LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesinin paylaştığı bir makalede şöyle yazıyordu: Bu zorlu süreçte hastaların psikolojik ve sosyal destek alması hayati önem taşır. Psikoterapi veya destek gruplarına katılmak, hastaların yalnız olmadıklarını hissetmelerine ve duygularını daha sağlıklı bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olabilir. Örneğin, meme kanseri teşhisi konulan bir hasta, grup terapileri aracılığıyla benzer deneyimler yaşayan diğer bireylerle duygusal bir bağ kurabilir. Hasta yakınlarının da bu sürece dahil olması, hastaya büyük bir moral kaynağı sağlar. Empati kurarak, sabır göstererek ve yargılamadan destek olarak hastaların üzerindeki psikolojik baskıyı hafifletmek mümkündür.

Hastalık bu dönemde bir filtre görevi de görür. İnsan her zamankinden daha çok yalnız kalmak ister. Çevresi azalır, kimseyle ilişki kurmak istemez. Bazı hastalıklar tamamen iyileşir. Klinik olarak süreç sona erer, tedavi biter, sonuçlar normale döner. Ancak kişi çoğu zaman eski haline geri dönmez. Çünkü değişen yalnızca beden değildir. Sabır, beklentiler, hayata yüklenen anlam da değişmiştir. İnsan artık sınırlarını bilir. Gücünün nerede başlayıp nerede bittiğini görmüştür. Belki de hastalık insana kontrolün her zaman kendi elinde olmadığını ilk kez öğretir. Bu kolay bir ders midir?

Hastalık sonrasında bazı insanlar daha temkinli, daha kırılgan ya da daha dikkatli hale gelir. Bu durum çoğu zaman yanlışlıkla bir zayıflık ya da patolojik bir değişim olarak yorumlanır. Oysa bu dönüşüm hastalığın değil, insanın yaşadığı deneyimin doğal bir sonucudur. İnsan bedeninin ve yaşamının sınırsız olmadığını fark ettiğinde dünyayla kurduğu ilişki de ister istemez değişir. Bu değişimi patoloji olarak etiketlemek insan doğasını yanlış okumaktır. Hastalık sonrası temkinli olmak, bedenin ve ruhun kendini koruma refleksidir. Bu refleks iyileşmenin önünde bir engel değil, aksine onun sessiz bir parçasıdır. İnsan, başına geleni anlamlandırdıkça daha dikkatli, daha seçici ve çoğu zaman daha şefkatli birine dönüşür.

Bu nedenle, hastalık bedeni etkiler, ancak kişiyi değiştirir. Tıp yaşamı uzatabilir, ancak yaşadığı dönüşümün yükünü yalnızca birey taşıyabilir.