Son yıllarda Türkiye’de arı sütü ve propolis kullanımı kontrolden çıkmış durumda. Televizyon reklamları ve özellikle sosyal medya platformlarında çocukları ve aileleri hedef alan agresif pazarlama yöntemleri dikkat çekiyor. “Bağışıklığı uçurur”, “çocuğunuz hiç hasta olmaz”, “zeka ve okul başarısını artırır”, “tamamen doğal ve yan etkisiz” gibi bilimsel karşılığı olmayan, yanıltıcı ve mevzuata aykırı iddialarla bu ürünler pazarlanıyor. Oysa gerçek tablo, reklamlarda çizilen pembe manzaradan çok uzak.
Türkiye’de bitkisel ve arı ürünleri pazarı son on yılda yaklaşık dört beş kat büyüyerek yıllık 20 milyar TL’nin üzerine çıktı. Bu büyüme, bilimsel rehberlikten çok reklam bütçeleri ve sosyal medya üzerinden yürütülen algı yönetimiyle sağlandı. Bu pastanın önemli bir bölümünü arı sütü ve propolis içeren ürünler oluşturuyor. Ne var ki bu hızlı genişleme, bilimsel denetim ve hekim rehberliği olmadan gerçekleşiyor. Daha da kaygı verici olan, bu ürünlerin büyük kısmının “takviye edici gıda” adı altında satılması ve ilaçlar gibi etkinlik ile güvenlik testlerinden geçmemesi. İçerik standardizasyonu yok, dozlar belirsiz ve ürünler arasında ciddi kalite farkları bulunuyor.
Toplumda yaygın bir yanılgı var: “Doğalsa zararsızdır.” Bu ifade bilimsel olarak doğru değildir. Arı sütü ve propolis; flavonoidler, fenolik bileşikler ve östrojen benzeri fitoöstrojenik maddeler içerebilir. Yüksek dozda, uzun süreli, merdiven altı üretimle veya çocuklarda ve ergenlerde hekim kontrolü olmadan kullanıldığında ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir.
Klinik pratiğimizde son yıllarda iki tablo dikkat çekici biçimde artıyor. Birincisi çocuklarda erken ergenlik. Türkiye’de kız çocuklarında erken ergenlik nedeniyle hekime başvuru son yirmi yılda yaklaşık iki üç kat artmış durumda. Bunun tek nedeni beslenme değil; dışarıdan alınan hormon benzeri maddeler de bu artışta önemli rol oynuyor. Bilimsel çalışmalar, arı sütü ve propolisin kontrolsüz ve düzensiz kullanımının özellikle küçük yaş gruplarında hormonal dengeyi bozarak ergenliği öne çekebildiğini gösteriyor. İkinci tablo ise ergen ve genç erkeklerde jinekomasti, yani meme gelişimi. Son yıllarda nedeni açıklanamayan bu vakalar artıyor ve klinik değerlendirmelerde hekim kontrolü olmadan yoğun propolis ve arı sütü kullanımı öyküsüne sıkça rastlanıyor. Bu durum yalnızca kozmetik bir sorun değildir; psikolojik travmaya, özgüven kaybına ve bazen cerrahi müdahaleye kadar giden ciddi sonuçlar doğurur. Arı sütü ve propolis kullanımı sonrası gelişen meme büyümesi geri dönüşümsüzdür; ürün kesildiğinde tablo düzelmez ve tek tedavi cerrahidir.
Arı ürünleri artık yalnızca geleneksel üreticilerin değil, büyük ticari firmaların da ilgi alanında. Sanayileşmeyle birlikte ürün sayısı arttı, reklam dili sertleşti, gerçek bilimsel veriler geri plana itildi ve firma destekli iddialar öne çıktı. “Ne kadar çok satarsak o kadar iyi” anlayışı hâkim oldu. “Bizim propolisimiz farklı”, “bizim arı sütümüz zararsız” gibi söylemler bilim değil pazarlama cümleleridir. Hiçbir arı ürünü çocuklar için koşulsuz güvenli ilan edilemez. Bu tür iddialar, hekim kontrolü dışı kullanımı artırarak erken ergenlik, erkeklerde geri dönüşümsüz meme büyümesi ve hormonal yan etkiler gibi ciddi riskleri görmezden gelir. Sağlık, reklam diliyle değil bilimle yönetilir; çocuk sağlığı gibi hassas bir alanda ticari kaygıların bilimin önüne geçmesi kabul edilemez.
Gündüz kuşağında, çocukların ve ebeveynlerin yoğun olduğu saatlerde yayınlanan televizyon reklamları ile sosyal medya sponsorlu paylaşımlarında “çocuğunuz hiç hasta olmasın”, “okul başarısını artırır”, “tamamen doğal, güvenli”, “en iyi, en doğalı bizim”, “en çok satan ürün bu” gibi bilimsel karşılığı olmayan iddialar sıkça yer alıyor. Buradan açıkça söylemek gerekir: Çocuklarda arı sütü ve propolis, hekim önerisi olmadan rutin olarak kullanılmamalıdır.
Peki hiç mi kullanılmasın? Elbette hayır. Doğal, standart üretimli, güvenilir kaynaklı, uygun dozda ve hekim kontrolünde kullanıldığında belirli hasta gruplarında fayda sağlayabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu ürünler ilaç değildir; herkese ve her yaşta uygun değildir.
Bu bir sağlık uyarısıdır. Arı sütü ve propolis çocuklarda kulaktan dolma bilgilerle ve sosyal medya etkisiyle kesinlikle kullanılmamalıdır. Takviye edici gıdalar ilaç benzeri bir denetim sürecine alınmalı, içerik ve doz standardizasyonu zorunlu hale getirilmelidir. Sosyal medya ve televizyon reklamlarında bilimsel kanıt sunulmadan yapılan sağlık beyanları açıkça yasaklanmalı ve ağır yaptırımlarla cezalandırılmalıdır. Aileler “doğal” kelimesine değil, bilime ve hekime güvenmelidir. Çocuklarımızın hormonal sağlığı, bağışıklığı ve geleceği kontrolsüz bir pazarın insafına bırakılamaz.
Prof. Dr. Vefik Arıca
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi