Algoritmaların Vicdanı: Yapay Zeka ve Genetiğin Etik Dansı

Geçtiğimiz sayılarımızda, telomerlerin o dürüst kum saatinden ve genlerimizin ötesindeki o devasa biyolojik mirastan söz etmiştik.

“Duruş genetikten güçlüdür” diyerek noktalamıştık sözlerimizi. Şimdi ise bizi çok daha karmaşık, bir o kadar da heyecan verici bir eşik bekliyor. Bilgisayar kodlarının, yaşamın kutsal alfabesiyle buluştuğu o ince, zarif ve puslu çizgideyiz: Yapay Zeka ve Genetik Etiği.

Aslında bu eşikte sadece bilim insanları değil, geleceğe dair söz söyleme sorumluluğu taşıyan hepimiz duruyoruz.

Bugün laboratuvarlarımızda sadece pipetler ve mikroskoplar değil; devasa veri setlerini saniyeler içinde tarayan, biz uyurken bile çalışan algoritmalar da mesai arkadaşımız oldu. Bir genetik uzmanı olarak, yaşamın en mahrem kütüphanesine dijital bir anahtarla giriyoruz. Ancak bir eğitimci ve akademik yönetici olarak sormadan edemiyorum: Bu anahtar kapıları açarken, acaba ruhumuzun hangi odalarını sessizliğe bürüyoruz?

Yapay zekayı, genlerimizin okunma biçimine eşlik eden yeni bir “dijital düzenleyici” olarak mı göreceğiz, yoksa sadece bir kolaylaştırıcı mı?

Veriden Varlığa: Sayıların Ötesindeki İnsan

Yapay zeka, bizlere hastalıkları henüz ortaya çıkmadan öngörme ve kişiye özel tedavileri bir terzi titizliğiyle kurgulama şansı tanıyor. Tıp tarihi için muazzam bir lütuf bu. Fakat insanı sadece bir “veri seti” olarak görmeye başladığımızda, o eşsiz “şifacı” dokunuşumuza ne olacak?

Hayat sadece tahmin edilebilir bir olasılıklar toplamı değil, her an yeniden doğan bir mucizedir. Yapay zeka bize “neyin olabileceğini” söyler; ama “neyin olması gerektiğine” karar verecek olan, insanın o hür ve vicdanlı iradesidir.

Tam da bu noktada, bir an durup kendimize şunu sormamız gerekiyor.
İstatistiksel tahminlerin yarattığı o soğuk verilerin, insanın özgür iradesini “dijital bir kadere” dönüştürmesine izin vermemeliyiz.

Genetik verilerimiz bizim en derin biyolojik kimliğimizdir ve bu kimliğin mülkiyetini değil, mahremiyetini ve onurunu korumak hepimizin ortak ödevidir.

Genetik Mimari ve Evrensel Adalet;

Yapay zeka ve genetik teknolojileri birleştiğinde, karşımıza “kusursuzluk” üzerine kurulu yeni bir dünya tasavvuru çıkıyor. Ancak burada asıl mesele teknolojinin kapasitesi değil, bizim o kapasiteyi hangi niyetle yönettiğimizdir. Kurucu roller üstlenmiş bir akademisyen ve yönetici olarak biliyorum ki; bir sistemin gücü, en zayıf halkasına verdiği değerle ölçülür.

Teknolojinin tarafsızlığı, onu kullanan insanın adalet anlayışıyla sınırlıdır.
Bilim dünyası olarak en büyük sorumluluğumuz; bu muazzam gücün toplumlar arasında yeni uçurumlar yaratmasına izin vermeden, verinin tarafsızlığını adaletin sıcaklığıyla harmanlayarak tüm insanlığa şifa sunmaktır. Bilim, bir imtiyazın dili değil, tüm insanlığın ortak esenliği için çarpan bir yürek olmalıdır. Farklılıklarımızı bir “hata” değil, biyolojik bir zenginlik olarak gören o vakur duruş, yapay zekanın soğuk mantığından çok daha kıymetlidir.

Laboratuvardaki Dijital Vicdan

Sevgili meslektaşlarım, kıymetli okurlar; bizler laboratuvar önlükleri içinde sadece teknik analizler yapan uzmanlar değiliz. Bizler, yaşamın kutsallığını savunan dijital çağın şifacılarıyız.

Bir algoritma, bir genetik varyasyonun risk oranını en hassas şekilde hesaplayabilir. Ancak bir genetik test sonucunu elinde tutan ve ne soracağını bilemeyen bir hastayı karşımıza aldığımızda, tablo değişir. O hastanın gözlerinin içine bakıp, “Buradayız ve bu yolu beraber yürüyeceğiz” diyerek sunulan güvenin hücresel düzeyde yarattığı o iyileştirici gücü henüz hiçbir kod satırı yazamadı.

Bu sorular sadece benim değil, bu satırları okuyan pek çok meslektaşımın da zihninde dolaşıyor.

Sonuç: Geleceği Kim Yazacak?

Gelecek, ne sadece genlerimizde ne de sadece bilgisayar işlemcilerindedir. Gelecek, bu ikisinin arasındaki dengeyi kuran insani duruşumuzdadır. Yapay zekayı bir hükmedici değil, bir yardımcı olarak konumlandırdığımızda; bilimin ışığı kararmayacak, aksine tüm insanlığa aynı şefkatle aydınlatacaktır.

Belki de bütün bu tartışmalar, tek bir yerde düğümleniyor.

Bugün attığınız bir adımın veya kurduğunuz bir cümlenin, iki nesil sonraki bir hücrede “şifa” olarak yankılanacağını bilseydiniz, algoritmanızın satır aralarına hangi insani erdemi kodlardınız?

Sizden Gelenler: Geleceği Birlikte Düşünelim

Kıymetli okurlar, yapay zeka ve genetiğin bu etik yolculuğunda sizin de zihninizde uyanan soruları, endişeleri veya umutları merak ediyorum. Algoritmaların vicdanı nerede başlamalı? Dijitalleşen tıpta “insan” kalmanın yolu sizce nereden geçiyor?

Sorularınızı ve düşüncelerinizi Tıbbiye Bülteni aracılığıyla bana iletebilirsiniz. Gelecek sayımızda, bu dijital pusulayı sizin merakınızla birlikte yönlendireceğiz.