I. Dünya Savaşında Osmanlının müttefikleri yenilince
Osmanlı Devleti de yenilmiş
sayılır.

18 Mart 1915’de
Çanakkale Boğazını geçemeyen

İtilaf Devletleri
(İngiltere, Fransa ve Rusya'nın başını çektiği İtilaf bloğuna, sonradan İtalya, ABD,
Yunanistan katılmıştır)
13 Kasım 1918'de
İtilaf Devletleri donanmasının Haydarpaşa önlerine demirlemesiyle
İstanbul işgal edilmeye başlanır.

13 Kasım 1918 günü öğle saatlerinde trenle İstanbul’a gelen
M. Kemal’in Haydarpaşa Garında gördüğü manzara…
Bu manzara karşısında ağlayan yaveri Cevat Abbas’a
“Galdikleri gibi giderler” demiştir.


Çünkü
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan
Mondros Ateşkes Antlaşması
gereğidir,
İstanbul’un işgali…
Aynı zamanda
Orduların dağıtılması,
Silahların toplanıp,
işgalcilere verilmesi
yazar bu antlaşmada…

İşte bu koşullarda
vatanını, insanını, dinini, dilin
seven herkes
bir şeyler yapmanın derdindedir.

Saray’da (Saltanat) ha bire
“direnmeyin, boyun eğin”
diye fetvalar yayınlamakta,
yurdun dört bir yanına
Heyet-i Nâsıha
(Nasihat Heyetleri)
göndermektedir.

Saltanatın kurduğu Heyet-i Nasiha heyetlerinden biri;
İzmir’in İşgalinden Önce Şehzade Abdürrrahim Başkanlığında

Anadolu’ya Gönderilen Nasihat Heyeti

(Anadolu Heyet-i Nasihası): 16 Nisan- 18 Mayıs 1919


İstanbul’un
İngiliz, Fransız ve İtalyan
işgalcilerine karşı direnmek için
bir grup askerler
Anadolu’ya
kah kaçak yollarla,
kah görevlendirme bahaneleri ile
(Örneğin Bandırma vapurundaki
M. Kemal Paşa ve arkadaşları)
geçerken,
başka bir yurtsever grup
İstanbul’da direniş yapmanın
çabasındadır.

M. Kemal Paşa 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi (daha sonra 3. Ordu) sıfatıyla
Karadeniz bölgesinde yaşayan Rumları ve İşgalci İngiliz askerlerini
taciz eden eli silahlı Türkleri bastırmak ve ellerindeki silahları toplamak için
görevlendirilir.
Bandırma vapuru ile 16 Mayıs 1919’da
İstanbul’dan yola çıkar.
Görev başka, gidenin niyeti başka…



Bunların başında da
Tıbbiyeliler vardır.


İlk Tıp Fakültemiz olan
Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’nin
kuruluşunu (14 Mart 1827)
kuruluşunu bahane ederek;
İşgali kınayan
bir miting yapmayı planlarlar.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane
Binanın mimari tasarımı, dönemin önde gelen mimarlarından Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco’ya aittir.
Sultan II. Abdülhamit’in doğum günü olan 6 Kasım 1903 yılında bina hizmete açılmıştır.
İngilizler İstanbulu işgal edince
İngiliz askeri karargah olarak
el koyarak, işgal edilmiştir.



Üçüncü sınıf öğrencisi
Hikmet Boran
mitinge önderlik eder.

Mitinge Tıp Fakültesi öğrencileri,
hocaları başta olmak üzere
tüm yurtsever
diğer fakülte öğrencileri,
hocaları
ve
aydınlar katılır,
İşgal altındaki
İstanbul’da…

İstanbul’un işgalinde
İngiliz Karargahı olarak seçilen ve kullanılan
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binasının

iki kule arasına;
II. Mahmud döneminde 14 Mart 1827'de İstanbul'da kurulan
Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire'nin
kuruluşunu bahane ederek,
14 Mart 1919 tarihinde
Türk Bayrağı asarak,
işgali protesto etmişlerdir.
Protesto eylemlerini organize edenler arasında
spiker Orhan Boran’ın babası
Hikmet Boran’da vardır.

Protesto eylemi ve mitingden sonra tutuklanmışlardır.



Belki de bu nedenle
14 Mart’ı
Kurtuluş Savaşının
başlangıcı olarak sayabiliriz.

14 Mart 1919 tarihinde
işgali protesto eden gösterilere
dönemin tüm hocaları destek verdi.



Bu miting tüm ulusa cesaret vermiştir.
23 Mayıs 1919’da
Sultanahmet mitingi

ve diğer işgal karşıtı mitingler
ardı sıra yapılmıştır.

***************

Türkiye Cumhuriyeti’in
kuruluşuna giden süreçte
kilometre taşı direnişlerinden
biri olan
14 Mart 1919 mitinginin anısına
1930’ların başından itibaren
ülkemizde
Tıp Bayramı olarak
kutlanmaktadır.

Yunan birliklerinin 15 Mayıs’ta İzmir’e çıkması
Türkiye’nin birçok yerinde protesto gösterilerine yol açarken,
İstanbul’da da Türk Ocağı
ve Karakol Cemiyeti gibi örgütlerin öncülüğünde
çok sayıda miting düzenlendi.
En kalabalık miting ise 23 Mayıs 1919 günü
Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleştirildi.
Bu tarihten sonra Sultanahmet’te üç miting daha yapıldı
ve 150-200 bin kişinin katıldığı bu toplantılar
“Sultanahmet Mitingleri” adıyla tarihe geçti.

Mehmet Emin’in (Yurdakul) mitingde okuduğu şiirleri
peşinden Halide Edip’in (Adıvar)
konuşmaları, isyan ruhunu
ve kurtuluş mücadele azmini pekiştirdi.