<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2026 17:26:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Obez Kadınlarda Mesane Şikâyetlerinde Yaş ve Sigara Öne Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/obez-kadinlarda-mesane-sikayetlerinde-yas-ve-sigara-one-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/obez-kadinlarda-mesane-sikayetlerinde-yas-ve-sigara-one-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde obezitesi olan 139 kadın üzerinde yürütülen ve Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmada, genel mesane depolama semptom yükü metabolik göstergelerden çok yaş ve aktif sigara kullanımıyla ilişkili bulundu. Katılımcıların yüzde 42,3’ü günde sekizden fazla idrara çıktığını, yüzde 44,5’i idrar sıkışması yaşadığını ve yüzde 38,1’i gecede en az iki kez tuvalete kalktığını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezitesi olan kadınlarda sık idrara çıkma, idrar sıkışması ve gece tuvalete kalkma gibi mesane yakınmalarını hangi faktörlerin etkileyebileceğini araştıran Türkiye merkezli yeni bir çalışma 2 Eylül 2026’da yayımlandı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği ile Obezite Merkezi’nden Dr. Abdulkadir Özmez ve Dr. Emel Şimşek tarafından gerçekleştirilen araştırmada, vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzerinde olan 139 kadının verileri incelendi.</p>

<p>Scientific Reports’ta yayımlanan çalışmada araştırmacılar, obezitesi olan kadınlardaki mesane depolama şikâyetlerinin metabolik bozukluklarla ne ölçüde ilişkili olduğunu değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmanın temel analizinde yaş ve aktif sigara kullanımı daha yüksek genel üriner depolama semptom yüküyle bağımsız olarak ilişkili bulundu. İncelenen tekil metabolik göstergelerden hiçbiri ise çok değişkenli modelde bağımsız belirleyici olarak öne çıkmadı.</p>

<h3>Kadınların yüzde 42’si günde sekizden fazla idrara çıktı</h3>

<p>Çalışmada mesane yakınmalarının yaygınlığına ilişkin veriler de ortaya konuldu.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 44,5’i ani ve güçlü idrar yapma ihtiyacı olarak tanımlanan idrar sıkışması yaşadığını bildirdi.</p>

<p>Kadınların yüzde 42,3’ü günde sekizden fazla idrara çıktığını, yüzde 38,1’i ise geceleri en az iki kez idrar yapmak için uyandığını belirtti.</p>

<p>Bu oranlar yalnızca obezitesi olan ve bir obezite merkezinde değerlendirilen kadınları kapsıyor. Araştırmada obezitesi olmayan bir kontrol grubu bulunmadığı için sonuçlar, obezitenin bu şikâyetleri normal kilolu kadınlara göre ne kadar artırdığını göstermiyor.</p>

<h3>Metabolik göstergeler bağımsız belirleyici çıkmadı</h3>

<p>Araştırmacılar, insülin direncinin hesaplanmasında kullanılan HOMA-IR, HDL kolesterol ve diğer metabolik göstergeler ile mesane semptomları arasındaki ilişkileri değerlendirdi.</p>

<p>İlk analizlerde HOMA-IR ve HDL kolesterol ile genel semptom puanı arasında zayıf ilişkiler görüldü. Çok sayıda istatistiksel karşılaştırmanın etkisini hesaba katan düzeltmelerden sonra ise bu ilişkiler anlamlılığını korumadı.</p>

<p>Diğer faktörlerin birlikte değerlendirildiği çok değişkenli modelde de herhangi bir tekil metabolik belirteç, genel mesane depolama semptom yükünün bağımsız belirleyicisi olmadı.</p>

<p>Bu bulgu, yüksek kan şekeri veya diyabetin sık idrara çıkmayla ilişkili olmadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diyabet ve belirgin kan şekeri yüksekliği idrar miktarını artırabilen bilinen tıbbi durumlar arasında bulunuyor. Yeni çalışma ise farklı bir soruya odaklanarak yalnızca obezitesi olan kadınların kendi aralarındaki metabolik farklılıkların genel mesane semptom yükünü açıklayıp açıklamadığını araştırdı.</p>

<h3>Yaş ilerledikçe semptom yükü yükseldi</h3>

<p>Çok değişkenli analizde yaş, genel mesane depolama semptom yüküyle bağımsız ilişki gösteren iki değişkenden biri oldu.</p>

<p>Yaş için beta katsayısı bir standart sapmalık artış başına 1,81 olarak hesaplandı. Çalışmadaki yaş standart sapması yaklaşık 12,2 yıldı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yaklaşık 12 yıllık yaş farkı, modelde diğer değişkenler hesaba katıldığında genel semptom puanının yaklaşık 1,8 puan daha yüksek olmasıyla ilişkiliydi.</p>

<p>Bu sonuç her yaş yılı için 1,81 puanlık artış olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmanın kesitsel yapısı nedeniyle ileri yaşın mesane şikâyetlerine doğrudan neden olduğu da söylenemiyor.</p>

<h3>Aktif sigara kullananlarda puan yaklaşık 3,6 daha yüksekti</h3>

<p>Aktif sigara kullanımı da genel semptom yüküyle bağımsız ilişki gösterdi.</p>

<p>Diğer değişkenler hesaba katıldığında aktif sigara kullananların mesane depolama semptom puanı yaklaşık 3,6 puan daha yüksekti.</p>

<p>Bu bulgunun önemli sınırlılıkları bulunuyor. Çalışmadaki 139 kadından yalnızca 24’ü aktif sigara kullanıyordu. Sigara maruziyeti de günlük tüketim, kullanım süresi veya paket-yıl üzerinden ayrıntılı olarak ölçülmedi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan sigaranın doğrudan mesane şikâyetlerine yol açtığı sonucu çıkarılamıyor.</p>

<p>Kronik öksürük, yaşam tarzı, eşlik eden hastalıklar ve ölçülmeyen başka faktörler görülen ilişkiye katkıda bulunmuş olabilir.</p>

<h3>Gece iki kez idrara kalkmanın bağımsız nedeni bulunmadı</h3>

<p>Araştırmacılar gecede iki veya daha fazla kez idrara kalkmayı ayrıca değerlendirdi.</p>

<p>Ana analizde yaş, aktif sigara kullanımı ve incelenen metabolik göstergelerin hiçbiri gecede en az iki kez idrara kalkmayla bağımsız olarak ilişkili bulunmadı.</p>

<p>Bu nedenle araştırma, gece tuvalete kalkmanın nedeninin sigara, yaş veya obezite olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Gece idrara çıkma sayısının 0, 1, 2 ve 3 veya daha fazla şeklinde derecelendirildiği ikincil duyarlılık analizinde ise yaş ve aktif sigara kullanımı daha yüksek noktüri yüküyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak bu ikincil sonuç, araştırmanın önceden belirlenen ana noktüri analizinin yerine geçmiyor.</p>

<p>Gecede en az iki kez idrara kalkan katılımcı sayısının 53 olması da bu analizin daha küçük ilişkileri yakalama gücünü sınırlamış olabilir.</p>

<h3>Kullanılan semptom puanı çalışmaya özgü</h3>

<p>Araştırmada üriner şikâyetleri değerlendirmek amacıyla aşırı aktif mesane sorgulamasından uyarlanmış altı maddelik bir ölçüm kullanıldı.</p>

<p>Araştırmacılar, soruların ve puanlamanın standart OAB-q Short Form ölçeğinden farklı olduğunu belirtti.</p>

<p>Bu nedenle elde edilen 6 ile 36 arasındaki toplam puan, doğrulanmış standart ölçeğin puanı olarak değil, yalnızca bu araştırmaya özgü genel semptom yükü ölçümü olarak değerlendirildi.</p>

<p>Bu ayrım sonuçların klinik yorumlanması açısından önemli. Çalışmadaki belirli bir puanın tek başına aşırı aktif mesane tanısı koydurduğu söylenemez.</p>

<h3>Obezite ve mesane sağlığı arasındaki ilişki uzun süredir araştırılıyor</h3>

<p>Obezite ile idrar kaçırma ve diğer alt üriner sistem yakınmaları arasındaki bağlantı daha önce de çok sayıda araştırmaya konu oldu.</p>

<p>Karın içi basıncın artması ve pelvik tabana binen yük, obeziteyle üriner yakınmalar arasındaki olası mekanizmalardan bazıları olarak değerlendiriliyor. Metabolik ve inflamatuvar değişikliklerin de mesane işlevlerini etkileyebileceği araştırılıyor.</p>

<p>Yeni çalışmanın odak noktası ise obezitesi olan kadınların kendi içindeki farklılıkları karşılaştırmak oldu.</p>

<p>Sonuçlar, bu gruptaki genel depolama semptom yükünün yalnızca kan şekeri, insülin direnci veya lipid değerleri üzerinden açıklanamayabileceğine işaret etti.</p>

<h3>Obezite kliniklerinde mesane yakınmaları da sorgulanabilir</h3>

<p>Araştırmacıların sonuçları, obezite kliniklerinde özellikle ileri yaştaki ve aktif sigara kullanan kadınlarda mesane yakınmalarının sorgulanmasının gözden kaçan semptomların belirlenmesine yardımcı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu bulgu yeni bir tedavi önerisi veya tarama kılavuzu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sık idrara çıkmanın diyabetten aşırı aktif mesaneye, kullanılan ilaçlardan fazla sıvı tüketimine kadar çok sayıda nedeni bulunabiliyor. Gece idrara kalkma ise uyku apnesi, kalp hastalıkları, sıvı tüketimi, yaşa bağlı değişiklikler ve uyku sorunları dahil farklı durumlarla ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Yeni başlayan veya giderek artan sık idrara çıkma; aşırı susama, açıklanamayan kilo kaybı, idrarda kan, yanma, ateş, ağrı veya belirgin idrar kaçırmayla birlikte görülüyorsa tıbbi değerlendirme gerekiyor.</p>

<h3>Çalışmanın sonuçları neden temkinli yorumlanmalı</h3>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı kesitsel olması. Katılımcıların belirli bir dönemdeki özellikleri ve semptomları birlikte değerlendirildiği için hangi faktörün diğerine neden olduğu belirlenemiyor.</p>

<p>Çalışmanın tek merkezde yapılması ve yalnızca 139 obez kadın içermesi sonuçların daha geniş nüfusa genellenmesini de sınırlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Obezitesi olmayan kadınlardan oluşan bir kontrol grubu bulunmuyor.</p>

<p>Mesane yakınmalarının değerlendirilmesinde standart ölçeğin değiştirilmiş bir biçiminin kullanılması ve semptomların büyük ölçüde katılımcıların kendi bildirimlerine dayanması da diğer sınırlılıklar arasında.</p>

<p>Uyku apnesi, akşam alınan sıvı miktarı, gece üretilen idrar hacmi, uyku kalitesi, fiziksel aktivite, bazı ilaçların kullanım zamanı ve sigara maruziyetinin miktarı gibi sonuçları etkileyebilecek bazı değişkenler ayrıntılı olarak ölçülmedi.</p>

<p>Bu nedenle yaş ve sigarayla saptanan ilişkilerin daha geniş, çok merkezli ve uzun süreli araştırmalarda doğrulanması gerekiyor.</p>

<h3>Türkiye’den aynı gün yayımlanan araştırma</h3>

<p>Çalışma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Dr. Abdulkadir Özmez ve Dr. Emel Şimşek tarafından gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmada dış finansman kullanılmadığı ve yazarların çıkar çatışması bildirmediği açıklandı.</p>

<p>Çalışma için Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’ndan onay alındı ve katılımcılardan yazılı bilgilendirilmiş onam toplandı.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu temel tablo, obezitesi olan kadınlardaki mesane depolama şikâyetlerinin yalnızca metabolik değerlerle açıklanamayabileceği yönünde.</p>

<p>Yaş ve aktif sigara kullanımı daha yüksek genel semptom yüküyle ilişkili görünürken, incelenen metabolik göstergeler bağımsız belirleyici olarak öne çıkmadı.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• Scientific Reports – Storage symptom burden in women with obesity is associated more with age and smoking than metabolic biomarkers: prospectively collected cross-sectional data, 2 Eylül 2026</p>

<p>• Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi – Obezitesi olan kadınlarda mesane depolama semptomları araştırması</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/obez-kadinlarda-mesane-sikayetlerinde-yas-ve-sigara-one-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/obez-kadinlar-mesane-200kb.webp" type="image/jpeg" length="27319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alkole Bağlı Karaciğer Kanseri Ölümlerinde Pandemi Kırılması]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alkole-bagli-karaciger-kanseri-olumlerinde-pandemi-kirilmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alkole-bagli-karaciger-kanseri-olumlerinde-pandemi-kirilmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GBD 2023 verileriyle yapılan küresel analiz, alkole bağlı karaciğer kanseri ölüm oranlarının 2016-2019’daki düşüşten 2020-2023’te artışa geçtiğini ve kadınlarda ivmenin daha belirgin olduğunu gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alkole bağlı bazı ölüm nedenlerinde küresel düşüş sürerken, karaciğer kanseri farklı bir tablo çizdi. npj Science of Food’da yayımlanan yeni analiz, alkole atfedilen karaciğer kanseri ölüm oranlarının pandemi yıllarında yön değiştirdiğini ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Li, Jin ve Tay imzalı çalışmada, Global Burden of Disease 2023 verileri kullanılarak 1990-2023 arasındaki ölüm eğilimleri incelendi. Araştırma, 204 ülke ve bölgeyi kapsadı; alkole bağlı karaciğer kanseri, siroz, alkolik kardiyomiyopati ve alkol kullanım bozukluklarına bağlı ölümler ayrı ayrı değerlendirildi.</p>

<p>Verilere göre 2023 yılında bu dört başlıkta dünya genelinde 637 bin 780 ölüm alkole atfedildi. Bu ölümlerin 308 bin 829’u siroz, 171 bin 585’i alkol kullanım bozuklukları, 95 bin 54’ü karaciğer kanseri, 62 bin 312’si ise alkolik kardiyomiyopati ile ilişkilendirildi.</p>

<p>Uzun dönemli tabloya bakıldığında siroz, alkolik kardiyomiyopati ve alkol kullanım bozukluklarına bağlı yaşa standardize ölüm oranlarında düşüş görüldü. Alkole bağlı karaciğer kanserinde ise küresel oran 1990’da 100 binde 0,95 iken 2023’te 100 binde 1,03’e yükseldi.</p>

<p>Çalışmanın en çarpıcı bölümü pandemi dönemindeki kırılma oldu. Alkole bağlı karaciğer kanseri ölüm oranları 2016-2019 arasında yıllık tahmini yüzde 0,74 düşerken, 2020-2023 döneminde yıllık yüzde 1,73 artışa geçti.</p>

<p>Cinsiyete göre analizde kadınlarda değişim daha belirgin hesaplandı. 2020-2023 döneminde alkole bağlı karaciğer kanseri ölüm oranı kadınlarda yıllık yüzde 2,73, erkeklerde ise yıllık yüzde 1,47 arttı. Erkeklerde mutlak oran hâlâ daha yüksek olsa da kadınlardaki ivme araştırmacıların özellikle üzerinde durduğu başlıklardan biri oldu.</p>

<p>Ülkelere göre belirgin farklılıklar da saptandı. 2023 verilerinde Moğolistan, alkole bağlı karaciğer kanseri için 100 binde 20,60 ile en yüksek yaşa standardize ölüm oranına sahip ülke olarak bildirildi. Alkol kullanım bozukluklarında da en yüksek oran Moğolistan’da, sirozda Türkmenistan’da, alkolik kardiyomiyopatide ise Letonya’da kaydedildi.</p>

<p>Araştırmacılar, pandemi dönemindeki değişimi tek bir nedene bağlamıyor. Kanser taramalarındaki aksamalar, tanı ve tedavi gecikmeleri, sağlık hizmetlerine erişimdeki bozulma ve alkol tüketim alışkanlıklarındaki değişim olası etkenler arasında değerlendirildi.</p>

<p>Yazarlar, karaciğer kanserinin genellikle uzun yıllar içinde geliştiğini hatırlatarak pandemi dönemindeki içki tüketimi değişikliklerinin tek başına bu artışı açıklamasının biyolojik olarak zayıf bir ihtimal olduğunu belirtti. Bu nedenle bulgular, doğrudan neden-sonuç ilişkisi değil, aynı döneme denk gelen nüfus düzeyinde bir değişim olarak yorumlanmalı.</p>

<p>Çalışmanın sınırlılığı da bu noktada önem kazanıyor. Analiz, birey düzeyinde hasta kayıtlarına değil, GBD’nin modellenmiş küresel tahminlerine dayanıyor. Özellikle 2023 gibi yakın yıllarda ölüm nedeni kayıtlarındaki gecikmeler nedeniyle modelleme payı daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılara göre veriler, alkolle ilişkili karaciğer hastalıklarında erken tanı, riskli içiciliğin azaltılması ve kanser tarama yollarının güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle uzun süreli alkol kullanımı, siroz, kronik viral hepatit veya metabolik karaciğer hastalığı öyküsü bulunan kişilerde düzenli hekim takibi daha fazla anlam kazanıyor.</p>

<p>[1] Li Y.-Y., Jin Y. ve Tay F. R. - Global and national trends in alcohol-attributable deaths from 1990 to 2023 and projections to 2050 - npj Science of Food, 2026 - DOI: 10.1038/s41538-026-01067-0. [2] Global Burden of Disease 2023 - Küresel hastalık yükü ve ölüm nedeni tahminleri, 1990-2023. [3] News-Medical - Hugo Francisco de Souza tarafından hazırlanan bilimsel haber özeti, 1 Eylül 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alkole-bagli-karaciger-kanseri-olumlerinde-pandemi-kirilmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9629.jpeg" type="image/jpeg" length="62994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemoterapi Alan Hastalar İçin Mide Bulantısını Hafifleten Öneriler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-alan-hastalar-icin-mide-bulantisini-hafifleten-oneriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-alan-hastalar-icin-mide-bulantisini-hafifleten-oneriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemoterapi sonrası mide bulantısı çoğu hastada kontrol altına alınabilir. İlaç saatine uymak, az ve sık beslenmek, kokusu hafif yiyecekler seçmek ve sıvıyı doğru zamanda almak süreci kolaylaştırır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kemoterapi Sonrası Mide Bulantısı İçin Sağlık ve Beslenme Önerileri</p>

<p>Kemoterapi sonrası mide bulantısı, tedavinin en sık görülen yan etkilerinden biridir. Çoğu hastada doğru ilaç kullanımı, uygun sıvı alımı ve küçük beslenme değişiklikleriyle belirgin şekilde hafifletilebilir.</p>

<p>İlk kural, bulantı ilacını kusma başladıktan sonra değil, onkoloji ekibinin önerdiği saatte almaktır. Çünkü kemoterapiye bağlı bulantı bazen tedaviden hemen sonra, bazen de 24 saatten sonra başlayabilir.</p>

<p>Kemoterapi ilaçlarının bulantı yapma olasılığı birbirinden farklıdır. Bu nedenle her hastaya aynı ilaç, aynı öğün düzeni veya aynı beslenme önerisi uygun olmayabilir. Tedavi protokolü, yaş, eşlik eden hastalıklar, kabızlık, reflü ve kullanılan diğer ilaçlar tabloyu değiştirebilir.</p>

<p>Bulantı döneminde mideyi tamamen boş bırakmak çoğu kişide şikayeti artırabilir. Bunun yerine 2-3 saatte bir küçük porsiyonlar tercih edilebilir. Birkaç lokmalık kuru ekmek, kraker, haşlanmış patates, pirinç lapası, yoğurt, çorba veya sade makarna bazı hastalarda daha rahat tolere edilir.</p>

<p>Sıcak yemek kokusu bulantıyı artırıyorsa yiyecekler ılık, oda sıcaklığında veya soğuk tüketilebilir. Yağlı, kızartılmış, çok baharatlı ve ağır kokulu yemeklerden uzak durmak mideyi rahatlatabilir. Yemek sırasında mutfağın havalandırılması, parfüm ve yoğun oda kokularından kaçınılması da işe yarayabilir.</p>

<p>Sıvı alımı bulantı yönetiminde ayrı bir başlıktır. Çok miktarda suyu bir anda içmek yerine gün içine yayılmış küçük yudumlar daha iyi tolere edilebilir. Su, açık çay, ayran, çorba suyu veya hekimin uygun gördüğü elektrolit içecekleri kullanılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı hastalarda sıvıyı yemekle birlikte almak mide dolgunluğunu artırabilir. Bu nedenle sıvıların çoğunu öğün aralarında içmek daha rahat olabilir. Ancak ağız kuruluğu, koyu renkli idrar, baş dönmesi veya halsizlik varsa sıvı kaybı açısından onkoloji ekibine haber verilmelidir.</p>

<p>Bulantı varken protein alımı tamamen bırakılmamalıdır. İyi pişmiş yumurta, yoğurt, kefir, peynir, iyi pişmiş tavuk, balık, çorba veya mercimek gibi seçenekler küçük porsiyonlarla denenebilir. Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda çiğ yumurta, iyi yıkanmamış sebze ve meyve, pastörize edilmemiş ürünler ve az pişmiş etlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Zencefil bazı kişilerde bulantıyı hafifletebilir; ancak herkes için uygun değildir. Kan sulandırıcı ilaç kullananlar, kanama riski olanlar, ameliyat sürecindeki hastalar ve mide hassasiyeti belirgin olanlar bitkisel ürünleri mutlaka hekimine danışmalıdır.</p>

<p>Bulantıyı artıran bir diğer neden kabızlıktır. Kemoterapi, hareketsizlik, bazı ağrı kesiciler ve bulantı ilaçları bağırsak hareketlerini yavaşlatabilir. Karında şişlik, gaz çıkaramama, dışkılayamama veya kramp tarzı ağrı varsa bu durum sıradan mide bulantısı gibi değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Ağız tadında bozulma da iştahı azaltabilir. Metalik tat hisseden hastalarda metal çatal kaşık yerine farklı malzeme kullanmak, ağız bakımını aksatmamak ve çok sıcak yiyeceklerden kaçınmak yardımcı olabilir. Ağız yarası varsa asitli, sert ve acı yiyecekler tahrişi artırabilir.</p>

<p>Kusma sık tekrarlıyorsa hasta kendi kendine ilaç artırmamalı, farklı bulantı ilacı eklememeli ve bitkisel karışımlara yönelmemelidir. Onkoloji ekibi kullanılan kemoterapiye göre ilaç saatini, doz aralığını veya ek tedaviyi yeniden düzenleyebilir.</p>

<p>Şu belirtilerde gecikmeden sağlık ekibiyle iletişime geçilmelidir: 24 saatten uzun süre sıvı tutamama, sık kusma, kanlı ya da kahve telvesi görünümünde kusma, ateş, şiddetli karın ağrısı, bilinç bulanıklığı, çok az idrar yapma, belirgin baş dönmesi, gaz ve dışkı çıkaramama.</p>

<p>Kemoterapi sonrası mide bulantısı hastanın su içmesini, beslenmesini ve tedaviye uyumunu etkileyebilir. Bu nedenle şikayet hafif görünse bile düzenli takip edilmeli, her kürde ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü ve hangi yiyeceklerle arttığı not edilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. National Cancer Institute, Nausea and Vomiting and Cancer<br />
2. National Cancer Institute, Nutrition in Cancer Care<br />
3. American Society of Clinical Oncology, Antiemetics Guideline Update<br />
4. MASCC and ESMO, Guideline Update for Prevention of Treatment Induced Nausea and Vomiting<br />
5. MD Anderson Cancer Center, Managing Nausea Caused by Cancer Treatment </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-alan-hastalar-icin-mide-bulantisini-hafifleten-oneriler</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9563.jpeg" type="image/jpeg" length="16165"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her Gece Melatonin Almak Güvenli mi? Uzun Süre Kullananlar İçin Kalp Sağlığı Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gece-melatonin-almak-guvenli-mi-uzun-sure-kullananlar-icin-kalp-sagligi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gece-melatonin-almak-guvenli-mi-uzun-sure-kullananlar-icin-kalp-sagligi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Melatonin kullananlarda kalp yetersizliği riskinin daha yüksek görüldüğü yeni ön çalışma, kesin neden-sonuç göstermiyor. Uzmanlar özellikle uzun ve kontrolsüz kullanıma dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Melatonin Kalp Sağlığını Etkiler mi? Uzun Kullanım İçin Yeni Uyarı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uykuya dalmayı kolaylaştırmak için kullanılan melatonin, birçok kişi tarafından “doğal” ve zararsız bir destek gibi görülüyor. Ancak 130 binden fazla yetişkinin sağlık kayıtlarını inceleyen yeni bir ön çalışma, uzun süreli melatonin kullanımı ile kalp yetersizliği tanısı arasında dikkat çeken bir ilişki bildirdi.</p>

<p>Araştırmada asıl mesaj şu: Melatoninin kalp yetersizliğine yol açtığı kanıtlanmış değil. Fakat özellikle kronik uykusuzluğu olan ve bir yıl ya da daha uzun süre melatonin kullanan kişilerde kalp sağlığı açısından daha dikkatli değerlendirme yapılması gerekebilir.</p>

<p>Melatonin nedir?</p>

<p>Melatonin, beyinde salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen bir hormondur. Karanlıkla birlikte düzeyi artar, gün ışığıyla azalır. Takviye formu ise jet lag, uykuya dalma güçlüğü ve bazı uyku ritmi sorunlarında tercih edilebilir.</p>

<p>Sorun, melatoninin kısa süreli ve uygun dozda kullanımından çok, her gece ve uzun aylar boyunca hekim değerlendirmesi olmadan alınmasıdır. Çünkü uyku sorunu bazen stres, depresyon, anksiyete, uyku apnesi, tiroit hastalığı, kalp hastalığı veya kullanılan ilaçlarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Yeni çalışma ne buldu?</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği’nin bilimsel toplantısında sunulan ön çalışmada, kronik uykusuzluk tanısı olan 130 bin 828 yetişkinin beş yıllık sağlık kayıtları incelendi. Katılımcıların yarısı en az bir yıl melatonin kullananlardan, diğer yarısı ise melatonin kaydı olmayan benzer kişilerden oluştu.</p>

<p>Beş yıl içinde kalp yetersizliği tanısı, melatonin grubunda yüzde 4,6; kontrol grubunda yüzde 2,7 olarak bildirildi. Bu, göreceli olarak yaklaşık yüzde 90 daha yüksek risk anlamına geliyor.</p>

<p>Kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış oranı da melatonin grubunda daha yüksek bulundu. Araştırmacılar, ölüm oranlarında da melatonin kullanan grupta artış görüldüğünü aktardı.</p>

<p>Bu bulgu melatonin kalbe zarar verir demek mi?</p>

<p>Hayır. Çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için “melatonin kalp yetersizliği yapar” şeklinde kesin bir hüküm verilemez. Bu tür çalışmalar iki durumun birlikte görülüp görülmediğini gösterir; tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz.</p>

<p>Üstelik araştırma henüz tam hakemli makale olarak yayımlanmış değil. Bu nedenle sonuçlar ön veri olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>Neden dikkatli yorumlanmalı?</p>

<p>Melatonin kullanan kişilerde uykusuzluk daha ağır olabilir. Kronik uykusuzluk, depresyon, anksiyete, obezite, yüksek tansiyon, diyabet, hareketsizlik ve uyku apnesi gibi durumlar da kalp sağlığını etkileyebilir.</p>

<p>Araştırmada bu faktörlerin önemli bir bölümü dengelenmeye çalışılsa da tüm etkileri tamamen ayırmak kolay değildir. Ayrıca bazı ülkelerde melatonin reçeteyle, bazı ülkelerde reçetesiz satıldığı için kayıtların eksik olma ihtimali de vardır.</p>

<p>Kimler daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Kalp yetersizliği, ritim bozukluğu, kontrolsüz tansiyon, diyabet, böbrek hastalığı, uyku apnesi veya çoklu ilaç kullanımı olan kişiler melatonini düzenli kullanmadan önce hekimle görüşmelidir.</p>

<p>Kan sulandırıcı, tansiyon ilacı, diyabet ilacı, sakinleştirici veya uyku ilacı kullananlarda da etkileşim ihtimali göz ardı edilmemelidir. Hamileler, emzirenler, çocuklar ve ileri yaştaki kişilerde takviye kullanımı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Melatonin nasıl daha güvenli kullanılabilir?</p>

<p>Uzman yaklaşımı, melatoninin mümkünse kısa süreli, en düşük etkili dozda ve doğru zamanda kullanılması yönündedir. Her gece aylarca kullanmak yerine, uyku sorununun nedeni araştırılmalıdır.</p>

<p>Uykuya dalma güçlüğü yaşayan kişilerde düzenli uyku saati, akşam parlak ekran ışığını azaltma, geç saat kafeinden kaçınma, yatak odasını karanlık ve serin tutma, gündüz hareketi artırma ve alkolü sınırlama çoğu zaman ilk basamak önerilerdir.</p>

<p>Kronik uykusuzlukta bilişsel davranışçı terapi, ilaç veya takviyeden önce ya da onlarla birlikte değerlendirilebilen etkili bir yöntem olarak kabul edilir. Bu terapi, uykuya dair yanlış koşullanmayı ve uykuyu bozan alışkanlıkları hedefler.</p>

<p>Okur için net mesaj</p>

<p>Melatonin kısa süreli kullanımda birçok kişi için güvenli kabul edilse de, yeni veriler uzun süreli ve kontrolsüz kullanımın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle her gece melatonin alan kişiler, bunu kalıcı bir alışkanlık haline getirmeden önce hekimlerine danışmalıdır.</p>

<p>Bu çalışma panik nedeni değil; uyku takviyelerini “doğal olduğu için sınırsız güvenli” saymamak gerektiğini hatırlatan güçlü bir uyarıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Amerikan Kalp Derneği Bilimsel Oturumları 2025, MP2306 araştırma özeti<br />
2. American College of Cardiology, melatonin ve kalp yetersizliği değerlendirmesi<br />
3. Health, Julia Ries Wexler imzalı sağlık haberi, Temmuz 2026 güncellemesi<br />
4. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, kronik uykusuzlukta davranışsal tedavi kılavuzu </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gece-melatonin-almak-guvenli-mi-uzun-sure-kullananlar-icin-kalp-sagligi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9553.jpeg" type="image/jpeg" length="29172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her Unutkanlık Alzheimer Değil: Günlük Yaşamı Bozan Değişiklikler Önemli]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-unutkanlik-alzheimer-degil-gunluk-yasami-bozan-degisiklikler-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-unutkanlik-alzheimer-degil-gunluk-yasami-bozan-degisiklikler-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1 Eylül itibarıyla Dünya Alzheimer Ayı başladı. Alzheimer’s Disease International, 2026 kampanyasını “Ne kadar erken bilirseniz, o kadar çok şey yapabilirsiniz: Demans tanısı önemlidir” temasıyla yürütürken Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşları da farkındalık çalışmalarını sürdürüyor. Her unutkanlık Alzheimer anlamına gelmiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Asıl uyarı, hafıza ve düşünme sorunlarının yeni ortaya çıkması, zaman içinde ilerlemesi ve kişinin daha önce bağımsız yaptığı günlük işleri etkilemeye başlaması.</p>

<h2>Dünya Alzheimer Ayı başladı: Erken tanıda günlük yaşamdaki değişiklikler öne çıkıyor</h2>

<p>Dünya Alzheimer Ayı, 1 Eylül 2026 itibarıyla erken tanı ve zamanında değerlendirme mesajıyla başladı. Alzheimer’s Disease International tarafından yürütülen küresel kampanyanın bu yılki teması, demans belirtilerinin göz ardı edilmemesi ve tanının geciktirilmemesi üzerine kuruldu.</p>

<p>Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşları da Dünya Alzheimer Ayı kapsamında farkındalık içerikleri yayımlamaya başladı. <strong>21 Eylül ise Dünya Alzheimer Günü</strong> olarak anılıyor.</p>

<p>Kampanyanın gündeme taşıdığı en önemli sorulardan biri şu ayrımda düğümleniyor: Yaş ilerledikçe görülebilen sıradan unutkanlık nerede bitiyor, değerlendirilmesi gereken bilişsel değişiklik nerede başlıyor?</p>

<p>Uluslararası sağlık otoritelerinin üzerinde durduğu temel ölçüt, tek başına unutkanlığın varlığından çok <strong>değişikliğin kişinin önceki durumuna göre yeni olması, giderek artması ve günlük yaşamını etkilemeye başlaması.</strong></p>

<h3>Her unutkanlık Alzheimer anlamına gelmiyor</h3>

<p>Telefonun nereye bırakıldığını zaman zaman unutmak, bir kişinin adını hemen hatırlayamamak veya bir randevuyu unutup daha sonra hatırlamak tek başına Alzheimer hastalığına işaret etmiyor.</p>

<p>Yaş ilerledikçe yeni bilgileri öğrenmek veya hatırlamak daha fazla zaman alabiliyor.</p>

<p>Daha dikkatle değerlendirilmesi gereken tablo ise farklı.</p>

<p>Yıllardır kendi parasını yöneten bir kişinin faturaları karıştırmaya başlaması, birkaç dakika önce konuşulanları sürekli unutması, aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar tekrar sorması veya çok iyi bildiği bir yerde yolunu bulamaması sıradan yaşa bağlı unutkanlıktan farklı değerlendiriliyor.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel sınır da bulunuyor:</p>

<p><strong>Bu belirtiler Alzheimer hastalığına özgü değil.</strong></p>

<p>Diğer demans türleri ve bazı tedavi edilebilir sağlık sorunları da benzer bilişsel değişikliklere neden olabiliyor.</p>

<h3>Alzheimer ile demans aynı şey değil</h3>

<p>Demans tek bir hastalığın adı değil.</p>

<p>Hafıza, düşünme, muhakeme, dil ve diğer bilişsel işlevlerdeki bozulmanın günlük yaşamı etkileyecek düzeye ulaştığı tablolar için kullanılan genel bir kavram.</p>

<p>Alzheimer hastalığı ise demansa yol açan hastalıkların en yaygını.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel verilerine göre 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık <strong>57 milyon kişi demansla yaşıyordu</strong> ve her yıl yaklaşık <strong>10 milyon yeni vaka</strong> ortaya çıkıyor.</p>

<p>Alzheimer hastalığının tüm demans vakalarının yaklaşık <strong>yüzde 60–70’ini</strong> oluşturduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Yaş demans için en önemli risk faktörlerinden biri olsa da <strong>demans yaşlanmanın normal ve kaçınılmaz sonucu değil.</strong></p>

<h3>Yakın zamanda öğrenilen bilgilerin sürekli unutulması</h3>

<p>Alzheimer hastalığının erken dönemindeki yaygın değişikliklerden biri, yeni öğrenilen bilgilerin hatırlanmasındaki bozulma olabiliyor.</p>

<p>Kişi yıllar önce yaşadığı olayları ayrıntılı biçimde anlatabildiği halde kısa süre önce yapılan bir konuşmayı unutabiliyor.</p>

<p>Aynı sorunun tekrar tekrar sorulması, yeni yapılan planların sürekli unutulması veya kısa süre önce konuşulan bir konunun hiç yaşanmamış gibi yeniden gündeme getirilmesi değerlendirilmesi gereken değişiklikler arasında.</p>

<p>Bir kez unutmak yerine <strong>tekrarlayan bir örüntünün oluşması</strong> daha fazla önem taşıyor.</p>

<h3>Tanıdık yerlerde kaybolma</h3>

<p>İlk kez gidilen bir yerde yönünü şaşırmak herkesin başına gelebilir.</p>

<p>Ancak kişinin yıllardır yaşadığı mahallede eve dönüş yolunu bulamaması veya sürekli gittiği bir yerden nasıl döneceğini hatırlayamaması farklı değerlendiriliyor.</p>

<p>Tanıdık yerlerde kaybolma, Alzheimer ve diğer demans türlerinde görülebilen önemli bilişsel değişikliklerden biri.</p>

<h3>Günlük işlerin giderek zorlaşması</h3>

<p>Alzheimer yalnızca hafızayı etkilemiyor.</p>

<p>Planlama, problem çözme, karar verme ve bir işi doğru sırayla yerine getirme becerileri de bozulabiliyor.</p>

<p>Daha önce kolaylıkla yemek yapan bir kişinin aşamaları karıştırması, uzun yıllardır kendi bankacılık işlemlerini yapan birinin ödemeleri yönetememesi veya alışılmış günlük görevleri yerine getirmesinin giderek zorlaşması değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.</p>

<p>Temel ölçüt yine aynı:</p>

<p><strong>Kişinin daha önce yapabildiği bir işte yeni ve ilerleyici güçlük ortaya çıkması.</strong></p>

<h3>Zaman ve yer kavramındaki değişiklikler</h3>

<p>Zaman zaman haftanın hangi günü olduğunu karıştırıp daha sonra hatırlamak yaşla birlikte görülebilen bir durum olabilir.</p>

<p>Ancak kişinin bulunduğu zamanı, mevsimi veya yeri sık sık karıştırması ve oraya nasıl geldiğini hatırlamakta zorlanması daha ayrıntılı değerlendirme gerektiriyor.</p>

<p>Bu bulgular Alzheimer’da görülebilse de yalnızca Alzheimer’a özgü kabul edilmiyor.</p>

<h3>Dil ve konuşmadaki değişiklikler</h3>

<p>Zaman zaman doğru kelimeyi bulmakta zorlanmak tek başına demans belirtisi değil.</p>

<p>Daha dikkat çekici olan, kişinin konuşma sırasında giderek daha sık kelime bulamaması, konuşmanın ortasında ne anlatacağını unutması veya başkalarının anlattıklarını takip etmekte belirgin biçimde zorlanması.</p>

<p>Alzheimer bazı kişilerde hafıza dışında <strong>dil, görsel-mekânsal beceriler, planlama ve muhakeme</strong> sorunlarıyla da kendini gösterebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle Alzheimer’ın ilk belirtisinin herkeste mutlaka unutkanlık olması gerekmiyor.</p>

<h3>Davranış değişiklikleri de görülebiliyor</h3>

<p>Demans yalnız bilişsel testlerde ortaya çıkan bir sorun değil.</p>

<p>Bazı kişilerde daha önce bulunmayan belirgin içe kapanma, ilgisizlik, kuşkuculuk veya davranış değişiklikleri görülebiliyor.</p>

<p>Ancak davranış değişiklikleri de Alzheimer’a özgü değil.</p>

<p>Özellikle bazı diğer demans türlerinde davranışsal belirtiler hafıza bozukluğundan önce bile ön plana çıkabiliyor.</p>

<h3>Unutkanlığın tedavi edilebilir nedenleri de var</h3>

<p>Hafıza sorunu yaşayan herkes Alzheimer hastası değil.</p>

<p>Unutkanlık ve düşünme güçlüğüne yol açabilecek nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>uyku bozuklukları,</li>
 <li>depresyon ve anksiyete,</li>
 <li>bazı ilaçların yan etkileri,</li>
 <li>tiroid bozuklukları,</li>
 <li>B12 vitamini eksikliği,</li>
 <li>alkol veya madde kullanımı,</li>
 <li>bazı enfeksiyonlar,</li>
 <li>metabolik hastalıklar,</li>
 <li>başka nörolojik hastalıklar</li>
</ul>

<p>yer alabiliyor.</p>

<p>Bu nedenlerin bazılarında uygun tedaviyle bilişsel yakınmalar azalabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kişiye yalnızca <strong>“yaşlandın, normal”</strong> demek de <strong>“bu kesin Alzheimer”</strong> demek de doğru değil.</p>

<p>Amaç, değişikliğin altında yatan nedeni belirlemek.</p>

<h3>Hafif bilişsel bozukluk demansla aynı değil</h3>

<p>Normal yaşlanma ile demans arasında <strong>hafif bilişsel bozukluk</strong>, tıptaki kısaltmasıyla MCI olarak adlandırılan bir tablo bulunuyor.</p>

<p>Bu kişiler yaşıtlarına göre daha belirgin hafıza veya düşünme sorunları yaşayabiliyor ancak günlük yaşamlarını büyük ölçüde bağımsız sürdürebiliyor.</p>

<p>MCI bulunan herkes ilerleyen yıllarda Alzheimer hastalığı geliştirmiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde durum sabit kalabiliyor, bazılarında düzelebiliyor, bazılarında ise zaman içerisinde demansa ilerleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tek bir değerlendirmeden çok değişikliğin <strong>zaman içindeki seyri</strong> önem taşıyor.</p>

<h3>Ani başlayan kafa karışıklığı ayrı değerlendirilmeli</h3>

<p>Alzheimer hastalığı genellikle <strong>yavaş başlayan ve zaman içinde ilerleyen</strong> bir hastalık.</p>

<p>Saatler veya birkaç gün içinde aniden gelişen ağır kafa karışıklığı, bilinç düzeyinde değişiklik, aşırı uyku hali veya belirgin davranış değişikliği yalnız Alzheimer üzerinden değerlendirilmemeli.</p>

<p>Enfeksiyonlar, ilaç etkileri, metabolik bozukluklar, inme ve <strong>deliryum</strong> gibi durumlar akut bilişsel değişikliklere neden olabiliyor.</p>

<p>National Institute for Health and Care Excellence, demans ile deliryumun birbirinden ayırt edilemediği akut durumlarda öncelikle deliryumun değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Bu nedenle <strong>aniden ortaya çıkan belirgin kafa karışıklığı “Alzheimer başladı” diye beklenmemeli ve tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli.</strong></p>

<h3>Alzheimer tanısı tek bir testle konulmuyor</h3>

<p>Alzheimer için kişinin kendi kendine uygulayabileceği tek ve kesin bir test bulunmuyor.</p>

<p>Değerlendirmede kişinin ve yakınlarının anlattığı değişiklikler, günlük yaşam becerileri, fizik ve nörolojik muayene, bilişsel testler ve gerekli laboratuvar incelemeleri birlikte ele alınıyor.</p>

<p>Gerekli hastalarda beyin görüntüleme yöntemlerinden yararlanılıyor.</p>

<p>Seçilmiş hastalarda Alzheimer hastalığıyla ilişkili biyolojik süreçleri değerlendirmek için beyin omurilik sıvısı, görüntüleme veya farklı biyobelirteç yöntemleri de kullanılabiliyor.</p>

<p>Tek bir bilişsel testten normal sonuç alınması da demansı her durumda tek başına dışlamıyor.</p>

<h3>İnternetteki hafıza testleri tanı koymuyor</h3>

<p>Çevrim içi bilişsel testler kişinin bazı güçlüklerini fark etmesine yardımcı olabilir ancak Alzheimer tanısı koyamaz.</p>

<p>Birkaç sorunun yanlış yanıtlanması Alzheimer olduğu anlamına gelmediği gibi yüksek puan almak da hastalığı kesin biçimde dışlamıyor.</p>

<p>Bilişsel testler, hekim değerlendirmesinin yalnızca bir parçasını oluşturuyor.</p>

<h3>Erken tanının önemi tedaviyle sınırlı değil</h3>

<p>2026 Dünya Alzheimer Ayı kampanyasının merkezindeki konulardan biri erken tanı.</p>

<p>Erken değerlendirme öncelikle bilişsel sorunların Alzheimer dışındaki ve bazen tedavi edilebilir nedenlerinin bulunmasını sağlayabiliyor.</p>

<p>Demans tanısı konulduğunda ise kişi ve ailesi mevcut tedavi ve destek seçeneklerini daha erken değerlendirebiliyor.</p>

<p>Güvenlik, günlük yaşam, bakım ihtiyaçları ve gelecekteki finansal veya hukuki kararlar için daha fazla zaman kazanılabiliyor.</p>

<p>Uygun hastalar hastalığın evresine göre mevcut tedavilere veya klinik araştırmalara yönlendirilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle 2026 kampanyasının mesajı yalnızca hastalığa erken isim koymak değil, <strong>kişiye ve ailesine daha erken hareket etme olanağı sağlamak.</strong></p>

<h3>Demans riskinin bir bölümü değiştirilebilir</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, Temmuz 2026’da bilişsel gerileme ve demans riskinin azaltılmasına ilişkin güncel kılavuzunu yayımladı.</p>

<p>DSÖ’ye göre <strong>demans riskinin yüzde 45’e kadar olan bölümü değiştirilebilir risk faktörleriyle ilişkili olabilir</strong> ve bu faktörlerin azaltılması bazı demans vakalarının önlenmesine veya geciktirilmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bu oran yalnız Alzheimer hastalığını değil, <strong>genel demans riskini</strong> ifade ediyor.</p>

<p>Risk azaltma yaklaşımında fiziksel aktivite, tütün kullanımının bırakılması, zararlı alkol kullanımının azaltılması ve sağlıklı beslenme öne çıkıyor.</p>

<p>Hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi kardiyometabolik risklerin kontrolü; sosyal ve bilişsel aktivitenin sürdürülmesi, işitme kaybının uygun biçimde ele alınması ve hava kirliliği maruziyetinin azaltılması da değerlendirilen alanlar arasında.</p>

<p>Ancak risk faktörlerini azaltmak, kişinin kesinlikle demans geliştirmeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<h3>Vitamin takviyeleri demansı önlemek için rutin çözüm değil</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel yaklaşımında takviyeler konusunda da önemli bir sınır bulunuyor.</p>

<p>Tanılanmış bir eksiklik veya başka tıbbi gereklilik yoksa <strong>B vitaminleri, E vitamini, omega-3 yağ asitleri veya multivitaminlerin yalnızca demansı önlemek amacıyla rutin kullanımını destekleyen yeterli kanıt bulunmuyor.</strong></p>

<p>Bu durum, eksiklik saptanan kişinin tedavi edilmemesi gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Örneğin B12 eksikliği bilişsel yakınmalara yol açabileceği için tanı konulduğunda uygun biçimde tedavi edilmeli.</p>

<h3>Normal yaşlanma ile değerlendirilmesi gereken değişiklik arasındaki çizgi</h3>

<p>Dünya Alzheimer Ayı’nın 2026 mesajı, insanları her unutkanlıkta hastalık endişesine sürüklemek yerine <strong>yeni, ilerleyici ve günlük yaşamı etkileyen değişikliklerin fark edilmesini</strong> hedefliyor.</p>

<p>Bir ismi unutup daha sonra hatırlamakla yakın zamanda konuşulanları sürekli unutmak aynı şey değil.</p>

<p>Anahtarı zaman zaman nereye koyduğunu unutmakla eşyaları sürekli uygunsuz yerlere koyup nasıl oraya geldiğini hatırlayamamak aynı şey değil.</p>

<p>Bir faturayı unutmakla yıllardır yönetilen para işlerini artık sürdürememek de aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni bir yerde yönünü şaşırmak ile yıllardır bilinen bir yerde kaybolmak arasındaki fark da önemli.</p>

<p>Kişinin aynı soruları sürekli tekrarlaması, tanıdık yerlerde kaybolması, günlük işlerini yönetmekte giderek zorlanması veya ailesinin fark ettiği belirgin bilişsel değişiklikler göstermesi durumunda profesyonel değerlendirme geciktirilmemeli.</p>

<p><strong>Erken fark etmek, kişiye Alzheimer etiketi koymak için değil; değişikliğin nedenini zamanında anlayabilmek için önemli.</strong></p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>Alzheimer’s Disease International — World Alzheimer’s Month 2026 ve 2026 Campaign Toolkit</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü — Dementia Fact Sheet, 2026</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü — Bilişsel gerileme ve demans riskinin azaltılmasına ilişkin güncel kılavuz, 2026</li>
 <li>ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü — Hafıza sorunları, yaşlanma ve Alzheimer hastalığına ilişkin klinik bilgilendirmeler</li>
 <li>ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü — Hafif bilişsel bozukluk bilgilendirmesi</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence — Demans değerlendirme, yönetim ve destek kılavuzu</li>
 <li>Alzheimer’s Association — Alzheimer hastalığının erken uyarı işaretleri</li>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşları — 1–30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı farkındalık duyuruları</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-unutkanlik-alzheimer-degil-gunluk-yasami-bozan-degisiklikler-onemli</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/normal-yaslanma-mi-alzheimer-mi.webp" type="image/jpeg" length="42424"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özbekistan Bağımsızlığının 35. Yılında: Sağlıkta 35 Yılda Ne Değişti?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-bagimsizliginin-35-yilinda-saglikta-35-yilda-ne-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-bagimsizliginin-35-yilinda-saglikta-35-yilda-ne-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün 1 Eylül, Özbekistan’ın Bağımsızlık Günü. Bundan 35 yıl önce kendi geleceğini belirleme iradesini dünyaya ilan eden ülkede sağlık göstergeleri de önemli ölçüde değişti. Bağımsızlıktan bu yana beş yaş altı çocuk ölüm hızının yaklaşık yüzde 81 azalması dönüşümün en çarpıcı göstergelerinden biri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ise aile hekimliği, devlet sağlık sigortası, dijital sağlık, kalite ve akreditasyon reformları yeni dönemin merkezinde. Buna karşılık kronik hastalıklar, cepten sağlık harcamaları ve sağlık hizmetlerindeki bölgesel eşitsizlikler önemli sınamalar olmaya devam ediyor.</p>

<h2>1 Eylül: Özbek halkı için bir bayramdan daha fazlası</h2>

<p>Bugün Özbekistan’da yalnızca bir millî bayram kutlanmıyor.</p>

<p>1 Eylül, milyonlarca Özbek için <strong>kendi geleceğini belirleyebilmenin, ulusal egemenliğin ve bağımsız bir devlet olarak yolunu çizebilmenin simgesi.</strong></p>

<p>31 Ağustos 1991’de Özbekistan’ın devlet bağımsızlığı ilan edildi. 1 Eylül ise ülkenin Bağımsızlık Günü olarak kabul edildi.</p>

<p>Semerkant’tan Buhara’ya, Taşkent’ten Fergana Vadisi’ne uzanan ve yüzyıllar boyunca bilim, tıp, ticaret ve kültürün önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafya, 1991’de tarihinde yeni bir döneme girdi.</p>

<p>Bugün Özbekistan bağımsızlığının <strong>35. yılını</strong> kutluyor.</p>

<p>2026 yılı kutlamaları ülke genelinde <strong>“Tek Vatan, Tek Halk — Birlikte Yeni Bir Hayat ve Gelecek Yaratıyoruz”</strong> ana düşüncesi etrafında gerçekleştiriliyor. Özbekistan’ın resmî kurumları Bağımsızlık Günü’nü ulusal gurur, barış ve ilerlemenin sembolü olarak tanımlıyor.</p>

<p>Ancak bir ülkenin bağımsızlık dönemindeki gelişimini yalnız ekonomik büyüklüğü, yolları veya şehirleri göstermez.</p>

<p>Bir bebeğin hayatta kalabilmesi, bir annenin güvenli doğuma ulaşması, insanların ne kadar yaşadığı ve hastalandıklarında nitelikli sağlık hizmeti alabilmesi de kalkınmanın temel göstergeleri arasında yer alır.</p>

<p>Özbekistan’ın son 35 yılına sağlık penceresinden bakıldığında önemli bir değişim görülüyor.</p>

<h1>En çarpıcı değişim çocukların hayatta kalmasında</h1>

<p>Sağlık sistemlerinin gelişimini gösteren en hassas göstergelerden biri beş yaş altı çocuk ölüm hızıdır.</p>

<p>UNICEF’in uluslararası karşılaştırılabilir verilerine göre Özbekistan’ın bağımsızlığını kazandığı <strong>1991 yılında her 1000 canlı doğumda 69,3 çocuk beş yaşına ulaşamadan hayatını kaybediyordu.</strong></p>

<p>2024’te bu oran <strong>13,4’e</strong> geriledi.</p>

<p>Bu, yaklaşık <strong>yüzde 81’lik bir azalma</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Bu gelişmeyi tek bir sağlık politikasıyla açıklamak mümkün değil.</p>

<p>Anne ve çocuk sağlığı hizmetlerinin gelişmesi, doğum öncesi takip, yenidoğan bakımındaki ilerlemeler, aşılama programları, enfeksiyonların kontrolü, beslenme koşulları, temiz su ve sanitasyon gibi birçok faktör uzun dönemli değişime katkıda bulundu.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, bağımsızlığın ilk yıllarıyla karşılaştırıldığında Özbek çocuklarının yaşamın ilk beş yılını geçirme şansının belirgin biçimde arttığını gösteriyor.</p>

<h1>Anne sağlığında ilerleme var</h1>

<p>Bir sağlık sisteminin niteliğini değerlendirmede anne ölüm oranı da temel göstergeler arasında.</p>

<p>Dünya Bankası’nın uluslararası ortak tahminlerine göre Özbekistan’da <strong>2023 yılı anne ölüm oranı 100 bin canlı doğumda 26</strong> olarak hesaplandı.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bu sayı doğrudan tek bir hastane kayıt sisteminden elde edilen ham veri değil; ülkeler arasında karşılaştırılabilirlik amacıyla oluşturulan <strong>modellenmiş uluslararası tahmin</strong>.</p>

<p>Anne ölümlerini daha da azaltabilmek için riskli gebeliklerin erken belirlenmesi, obstetrik acillere zamanında erişim, kan ürünlerinin bulunabilirliği, etkin sevk zinciri ve özellikle kırsal bölgelerde nitelikli doğum hizmetlerinin güçlendirilmesi önemini koruyor.</p>

<h1>Ortalama yaşam süresi yaklaşık 72 yıl</h1>

<p>Dünya Bankası’nın erişilebilir en güncel karşılaştırılabilir verilerine göre Özbekistan’da doğuşta beklenen yaşam süresi <strong>2023 yılında yaklaşık 72 yıl</strong> düzeyinde.</p>

<p>Ancak insanların daha uzun yaşaması sağlık sisteminin yükünü ortadan kaldırmıyor; hastalıkların niteliğini değiştiriyor.</p>

<p>Özbekistan’da sağlık gündeminin önemli bölümü artık kronik hastalıklardan oluşuyor.</p>

<h1>Yeni büyük mücadele: Kalp hastalıkları ve diğer kronik hastalıklar</h1>

<p>WHO Avrupa Sağlık Sistemleri Gözlemevi’nin değerlendirmesine göre bulaşıcı olmayan hastalıklar Özbekistan’daki hastalık ve ölüm yükünün temel bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Kalp-damar hastalıkları başlıca ölüm nedenleri arasında öne çıkarken hipertansiyon, sağlıksız beslenme, tütün kullanımı ve hava kirliliği de önemli risk faktörleri arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu tablo, ülkenin sağlık politikasını hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten daha fazla <strong>erken tanı ve korunmaya</strong> yöneltiyor.</p>

<h1>Kalp krizi ve inmeye karşı yeni program</h1>

<p>Bu yaklaşımın en güncel örneklerinden biri 2026’da açıklanan ulusal kalp krizi ve inme programı.</p>

<p>20 Ocak 2026’da duyurulan resmî plana göre uluslararası <strong>“Stent for Life”</strong> ve <strong>“Action Plan for Stroke”</strong> modellerinden yararlanılarak hazırlanan programın 1 Mayıs 2026’dan itibaren Taşkent şehri ve Semerkant bölgesinde uygulanması öngörüldü.</p>

<p>Programın 1 Ekim 2026’dan itibaren Andican, Namangan ve Fergana bölgelerine, 2027’den itibaren ise ülkenin diğer bölgelerine yaygınlaştırılması planlandı.</p>

<p>Program kapsamında 30 yaş üzerindeki nüfusun düzenli risk değerlendirmesine alınması, yüksek risk taşıyan kişilerin hedefli incelemelere yönlendirilmesi ve akut kalp krizi ile inmede müdahale süresinin kısaltılması amaçlanıyor.</p>

<p>Ambulansların telemetrik EKG ve monitörlü defibrilatörlerle desteklenmesi, EKG sonuçlarının yapay zekâ yardımıyla değerlendirilmesi ve inme tanısında dijital teknolojilerin kullanılması da planın bileşenleri arasında.</p>

<p>Ancak program yeni olduğu için <strong>1 Eylül 2026 itibarıyla ölüm, komplikasyon veya uzun dönemli klinik sonuçları ne ölçüde değiştirdiğini gösterecek yeterli izlem verisi bulunmuyor.</strong></p>

<p>Bu nedenle programın nihai başarısı konusunda şimdiden hüküm vermek doğru değil.</p>

<h1>Aile hekimliği yeni sistemin merkezine yerleşiyor</h1>

<p>Özbekistan’daki en önemli yapısal değişikliklerden biri birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşanıyor.</p>

<p>Syrdarya bölgesinde 2021’den itibaren stratejik sağlık hizmeti satın alma ve daha kapsamlı birinci basamak hizmetlerine dayalı bir model pilot olarak uygulanmaya başladı. WHO Avrupa Sağlık Sistemleri Gözlemevi bu uygulamayı sağlık reformlarının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Yeni modelin daha sonra diğer bölgelere yaygınlaştırılması yönünde adımlar atıldı.</p>

<p>2025’te alınan kararlarla modelin <strong>1 Ocak 2026’dan itibaren Semerkant bölgesinin ilçe ve şehirlerinde uygulanması</strong> öngörüldü.</p>

<p>Mart 2026 tarihli resmî veriler ise Semerkant’ın Pakhtachi ilçesinde yeni birinci basamak modelinin <strong>19 sağlık kuruluşunda fiilen uygulamaya alındığını</strong> gösteriyor.</p>

<p>Yeni yaklaşımda aile hekimliği ve koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bu dönüşüm başarılı biçimde yaygınlaştırılabilirse sağlık sisteminin ağırlığı hastane merkezli yapıdan daha güçlü bir birinci basamak modeline doğru kayabilir.</p>

<h1>Devlet sağlık sigortasında yeni dönem</h1>

<p>Özbekistan’ın 2026 sağlık reformlarının dikkat çeken başlıklarından biri devlet sağlık sigortası.</p>

<p>5 Mayıs 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla <strong>1 Temmuz 2026’dan itibaren özel sağlık kuruluşlarının da lisansları kapsamındaki alanlarda devlet sağlık sigortası sistemi üzerinden kamu bütçesiyle finanse edilen sağlık hizmetleri sunabilmesine izin verildi.</strong></p>

<p>Tedavi giderlerinin kamu ve özel sağlık kuruluşları için ortak temel fiyatlar üzerinden karşılanması öngörüldü.</p>

<p>Aynı düzenlemede özel sektörün sağlık hizmetlerindeki payının <strong>2030’a kadar yüzde 30’a çıkarılması</strong> hedeflendi.</p>

<p>Bu reformun önemini artıran temel nedenlerden biri ise vatandaşların doğrudan yaptığı sağlık harcamaları.</p>

<h1>Cepten sağlık harcamaları hâlâ önemli bir sorun</h1>

<p>WHO Avrupa Sağlık Sistemleri Gözlemevi’nin 2024 değerlendirmesine göre Özbekistan’da kamu tarafından finanse edilen temel bir sağlık paketi bulunuyor ancak bu paket bütün temel hizmetleri ve ilaçları kapsamıyor.</p>

<p>2021’de kişi başına kamu sağlık harcaması satın alma gücü paritesine göre <strong>673 dolar</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Raporda cepten sağlık harcamalarının yüksek olmasının özellikle daha düşük gelirli grupların sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırabildiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet sağlık sigortası reformunun başarısı yalnız sisteme kaç sağlık kuruluşunun katıldığıyla değil, <strong>vatandaşların sağlık nedeniyle karşılaştığı ekonomik yükün ne kadar azaltıldığıyla</strong> ölçülecek.</p>

<h1>Aşılama güçlü alanlardan biri</h1>

<p>Özbekistan’ın dikkat çeken sağlık başarılarından biri çocukluk çağı aşılama programı.</p>

<p>UNICEF verilerine göre 2024 yılında bir yaşından küçük çocukların <strong>yüzde 96,8’i difteri, tetanoz ve boğmacaya karşı üç doz aşı</strong>, yüzde <strong>98,9’u ise kızamık aşısı</strong> aldı.</p>

<p>Özbekistan HPV aşılamasında da bölgede dikkat çeken örneklerden biri oldu.</p>

<p>HPV aşısı 2019’da ulusal aşılama programına alındı. WHO’nun 2022’de yayımladığı verilere göre 12–14 yaşındaki kızların <strong>yüzde 94’ü HPV aşısının ilk dozunu</strong> almıştı.</p>

<p>Bu yüzde 94’lük oran <strong>2022 yılına ait ilk doz verisi</strong> olduğundan güncel 2026 aşılama oranı olarak yorumlanmamalı.</p>

<h1>Dijital sağlıkta yaklaşık 38 milyon kişilik sistem</h1>

<p>Özbekistan’ın son yıllardaki en hızlı dönüşümlerinden biri sağlık hizmetlerinin dijitalleştirilmesinde yaşandı.</p>

<p>Sağlık Bakanı Asilbek Khudayarov’un Ocak 2026 tarihli açıklamasında <strong>37,7 milyon kişinin DMED sistemine bağlandığı ve elektronik sağlık kayıtlarının oluşturulduğu</strong> bildirildi.</p>

<p>Daha güncel, Haziran 2026 tarihli resmî bir açıklamada ise DMED platformunun <strong>yaklaşık 38 milyon kişiyi kapsadığı</strong>, sisteme 8 binden fazla özel klinik ile yaklaşık 6 bin eczanenin bağlandığı belirtildi.</p>

<p>Bu nedenle 1 Eylül 2026 itibarıyla dijital sağlık sisteminin kapsamını <strong>yaklaşık 38 milyon kişi</strong> olarak ifade etmek daha güncel.</p>

<p>Elektronik reçete sistemi de dijital dönüşümün önemli parçalarından biri.</p>

<p>Resmî açıklamalarda elektronik reçete uygulaması sonrasında gereksiz ilaç yazımı olarak değerlendirilen vakalarda yüzde 40 azalma bildirildi. Bu sayı resmî operasyonel veri niteliğinde olduğundan bağımsız akademik etki araştırmasıyla aynı kanıt düzeyinde değerlendirilmemeli.</p>

<p>2026’da alınan yeni kararlarla sağlık kuruluşlarının bilgi sistemlerinin ortak <strong>Dijital Sağlık Platformu</strong> ile bütünleştirilmesi de hedeflendi.</p>

<p>Bundan sonraki sınav; sistemlerin birbirleriyle uyumu, veri güvenliği, hasta mahremiyeti ve dijitalleşmenin sağlık çalışanlarının iş yükü ile hizmet kalitesine gerçek etkisi olacak.</p>

<h1>Kalite ve akreditasyonda yeni standartlar</h1>

<p>5 Mayıs 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özbekistan sağlık sisteminde kalite denetimi açısından önemli hedefler belirlendi.</p>

<p>Buna göre <strong>2030’a kadar 3 binden fazla kamu sağlık kuruluşunun lisanslama gerekliliklerine uygun hâle getirilmesi</strong> ve sağlık hizmetlerinde <strong>en az 75 ulusal akreditasyon standardının uygulanması</strong> amaçlanıyor.</p>

<p>Kamu ve özel sağlık kuruluşları için ortak gereklilikler oluşturulması ve hizmet kalitesinin elektronik sistemler üzerinden izlenmesi de kararın hedefleri arasında.</p>

<p>Ayrıca 1 Temmuz 2026’dan itibaren tıbbi faaliyetlerin lisanslanmasına ilişkin işlevlerin Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Tıbbi Kuruluşları Lisanslama ve Akreditasyon Merkezinde toplanması kararlaştırıldı.</p>

<p>Bunun gerçek etkisi ancak önümüzdeki yıllardaki kalite ve hasta güvenliği göstergeleriyle değerlendirilebilecek.</p>

<h1>Özel sağlık sektörü hızla büyüyor</h1>

<p>Özbekistan sağlık sisteminde özel sektörün kapasitesi de son yıllarda belirgin biçimde arttı.</p>

<p>Mayıs 2026’daki resmî değerlendirmede ülkedeki özel klinik sayısının 2016’da yaklaşık <strong>3 bin 200</strong> olduğu, bu sayının <strong>2026 sonunda 8 bin 700’e ulaşmasının beklendiği</strong> bildirildi.</p>

<p>Aynı açıklamada özel sektörde sunulan tıbbi hizmet alanlarının 39’dan 116’ya, yatak kapasitesinin ise 16 binden 57 bine yükseldiği belirtildi.</p>

<p>Buradaki <strong>8 bin 700 rakamı kesin mevcut sayı değil, 2026 sonuna ilişkin resmî beklenti</strong>.</p>

<p>Özel sağlık sektörünün genişlemesi kapasite ve hizmet çeşitliliğini artırabilir. Ancak devlet sağlık sigortası kaynaklarının özel kuruluşlarda da kullanılmaya başlanması; kalite denetimi, akreditasyon ve hasta güvenliğini daha da kritik hâle getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1>Özbekistan’ın önündeki sağlık sınavı değişti</h1>

<p>Bağımsızlığın ilk yıllarında anne ve çocuk sağlığı ile bulaşıcı hastalıkların kontrolü ön plandayken bugün Özbekistan çok daha karmaşık bir sağlık yüküyle karşı karşıya.</p>

<p>Kalp-damar hastalıkları ve diğer kronik hastalıklar giderek daha önemli hâle gelirken cepten sağlık harcamaları, sağlık çalışanlarının bölgeler arasındaki dağılımı, ilaçlara erişim ve hizmet kalitesindeki farklılıklar çözülmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor.</p>

<p>WHO değerlendirmeleri çok ilaca dirençli tüberkülozun da ülkede önemini koruduğunu gösteriyor.</p>

<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde başarı yalnız daha fazla hastane veya daha fazla teknolojiyle ölçülmeyecek.</p>

<p>Asıl ölçüt, bu reformların <strong>insanların daha sağlıklı yaşamasını, hastalandığında zamanında sağlık hizmetine ulaşmasını ve sağlık harcamaları nedeniyle ekonomik güçlük yaşamamasını sağlayıp sağlamadığı</strong> olacak.</p>

<h1>35 yıl sonra</h1>

<p>1 Eylül 1991’de başlayan bağımsızlık dönemi, Özbekistan’a kendi kurumlarını ve sağlık politikalarını şekillendirme imkânı verdi.</p>

<p>Aradan geçen 35 yılda çocukların hayatta kalma ihtimalinden aşılama programlarına kadar pek çok temel göstergede önemli ilerlemeler kaydedildi.</p>

<p>Bugün ise yeni bir dönem başlıyor.</p>

<p><strong>Özbekistan’ın bundan sonraki sağlık hikâyesini, insanların yalnız ne kadar uzun yaşadığı değil; o yılları ne kadar sağlıklı, güvenli ve sağlık hizmetine eşit biçimde erişerek geçirdiği belirleyecek.</strong></p>

<hr />
<h1>BİLİMSEL VERİ KUTUSU</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Gösterge</th>
   <th>En güncel doğrulanmış veri</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>Bağımsızlığın ilanı</td>
   <td><strong>31 Ağustos 1991</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Bağımsızlık Günü</td>
   <td><strong>1 Eylül</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>2026</td>
   <td><strong>Bağımsızlığın 35. yılı</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Beş yaş altı ölüm hızı, 1991</td>
   <td><strong>69,3 / 1000 canlı doğum</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Beş yaş altı ölüm hızı, 2024</td>
   <td><strong>13,4 / 1000 canlı doğum</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>1991–2024 değişimi</td>
   <td><strong>Yaklaşık %81 azalma</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Doğuşta beklenen yaşam süresi</td>
   <td><strong>72 yıl — 2023</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Anne ölüm oranı</td>
   <td><strong>26 / 100.000 canlı doğum — 2023 modellenmiş tahmin</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>DTP3 aşılama</td>
   <td><strong>%96,8 — 2024</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kızamık aşılama</td>
   <td><strong>%98,9 — 2024</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>DMED dijital sağlık sistemi</td>
   <td><strong>Yaklaşık 38 milyon kişi — Haziran 2026 resmî açıklama</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Lisanslama hedefi</td>
   <td><strong>2030’a kadar 3.000’den fazla kamu sağlık kuruluşu</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Akreditasyon hedefi</td>
   <td><strong>En az 75 ulusal standart</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Özel sektör hedefi</td>
   <td><strong>2030’a kadar sağlık hizmetlerinin %30’u</strong></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>Metodolojik not</h2>

<p>Sağlık göstergeleri aynı takvim yılında yayımlanmadığı için 1 Eylül 2026 itibarıyla erişilebilen en güncel uluslararası karşılaştırılabilir veriler farklı yıllara ait olabilir.</p>

<p>Bu nedenle 2023 ve 2024 göstergeleri <strong>“2026 yılı sağlık sonuçları” olarak değil, 1 Eylül 2026 itibarıyla erişilebilen en güncel doğrulanmış uluslararası veriler</strong> olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>2026’da başlayan veya genişletilen reformların ölüm, hastalık yükü, mali koruma ve sağlık hizmeti kalitesi üzerindeki uzun dönemli etkilerini değerlendirmek için ise henüz yeterli izlem süresi bulunmuyor.</p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>Özbekistan Cumhuriyeti resmî devlet kurumları — 35. Bağımsızlık Günü ve 2026 kutlamaları</li>
 <li>UNICEF Data — Özbekistan çocuk ölüm göstergeleri</li>
 <li>UNICEF Uzbekistan — Ulusal Bağışıklama Programı</li>
 <li>Dünya Bankası — Yaşam beklentisi ve anne ölüm göstergeleri</li>
 <li>WHO / European Observatory on Health Systems and Policies — <i>Health Systems in Action 2024: Uzbekistan</i></li>
 <li>WHO Europe — HPV aşılama verileri</li>
 <li>Özbekistan Cumhurbaşkanlığı — 2026 sağlık reformları, devlet sağlık sigortası, özel sektör, lisanslama ve akreditasyon kararları</li>
 <li>Özbekistan Sağlık Bakanlığı — Birinci basamak ve dijital sağlık verileri</li>
 <li>Özbekistan Cumhurbaşkanlığı — Kalp krizi ve inme programı</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-bagimsizliginin-35-yilinda-saglikta-35-yilda-ne-degisti</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/ozbekistan-bagimsizlik-saglik.webp" type="image/jpeg" length="96962"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçlarında Doz Düşürmek Güvenli mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-doz-dusurmek-guvenli-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-doz-dusurmek-guvenli-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 ilaçları artık yalnız kilo kaybıyla değil, kan şekeri, kalp ve böbrek etkileriyle de tartışılıyor. Mikrodoz yaklaşımı ise umut verse de henüz standart tedavi kabul edilmiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>GLP-1 İlaçlarında Mikrodoz Tartışması: Fayda Korunur mu?</p>

<p>Kilo verme ilaçları olarak bilinen GLP-1 temelli tedaviler, artık yalnız tartıdaki değişimle konuşulmuyor. Yeni derlemeler, bu ilaçların kan şekeri, iştah kontrolü, kalp-damar sağlığı ve böbrek sonuçları gibi alanlarda da etkileri olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak gündeme gelen “mikrodoz” yaklaşımı için aynı kesinlikten söz etmek mümkün değil. Daha düşük ya da bölünmüş dozların yan etkileri azaltıp bazı faydaları koruyup korumadığı henüz geniş ve doğrudan klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GLP-1, bağırsaklardan salgılanan ve yemekten sonra insülin yanıtını destekleyen doğal bir hormondur. GLP-1 reseptör agonisti denilen ilaçlar bu hormonun etkisini taklit eder; tokluk hissini artırabilir, mide boşalmasını yavaşlatabilir ve kan şekeri kontrolünü iyileştirebilir.</p>

<p>Semaglutid, liraglutid ve dulaglutid bu grupta yer alan ilaçlar arasında sayılır. Tirzepatid ise GLP-1 etkisine ek olarak GIP adı verilen başka bir metabolik yolu da hedefleyen çift etkili bir tedavi olarak kullanılır.</p>

<p>Bu ilaçların popülerleşmesinin temel nedeni kilo kaybı olsa da bilimsel ilgi artık daha geniş bir alana yayılmış durumda. Kalp-damar hastalığı riski yüksek bazı hasta gruplarında büyük kalp olayları, ölüm riski ve böbrek sonuçları üzerine olumlu etkiler bildiren çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Yine de bu bulgular “her kullanıcı aynı faydayı görür” anlamına gelmez. Etki; kişinin diyabet durumu, kilosu, kalp-damar riski, böbrek fonksiyonu, kullandığı diğer ilaçlar ve doz planına göre değişebilir.</p>

<p>Mikrodoz ise ilacın standart tedavi dozundan daha düşük miktarlarda kullanılması anlamına geliyor. Bu yaklaşım bazı hastalarda bulantı, kusma, kabızlık, ishal ve karın rahatsızlığı gibi yan etkileri azaltma beklentisiyle gündeme geliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, özellikle standart doza hassas yanıt veren veya yan etki nedeniyle tedaviyi bırakma noktasına gelen kişilerde daha esnek doz planlarının tartışılabileceğini belirtiyor. Fakat bu, kişinin kendi kendine enjeksiyon miktarını değiştirmesi gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Mevcut veriler daha çok dolaylı kanıt niteliğinde. Düşük doz tirzepatid kullanılan bazı gözlemsel çalışmalarda vücut ağırlığı, beden kitle indeksi, trigliserid, HbA1c ve LDL kolesterol gibi ölçümlerde iyileşme bildirilmiştir. HbA1c, kan şekerinin son birkaç aylık ortalamasını yansıtan bir testtir.</p>

<p>Semaglutid çalışmalarında da zamanla mide-bağırsak yan etkilerine toleransın artabildiği görülmüştür. Buna rağmen bu veriler, mikrodozun standart dozlarla aynı kalp, böbrek veya metabolik faydayı koruduğunu göstermeye yetmez.</p>

<p>Uzmanların özellikle vurguladığı nokta güvenliktir. Enjeksiyon cihazlarının planlanan kullanım şekli dışında bölünmesi, doz hatası ve sterilite sorunu gibi riskler doğurabilir. Ayrıca safra kesesi sorunları, mide boşalmasında gecikme ve nadir ciddi sindirim sistemi etkileri açısından dikkatli olunmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle GLP-1 tedavisi alan kişilerin doz azaltma, ara verme, yeniden başlama veya mikrodoz deneme kararını hekimle birlikte vermesi gerekir. Özellikle diyabet, böbrek hastalığı, safra kesesi hastalığı, pankreas iltihabı öyküsü veya çoklu ilaç kullanımı olan kişilerde bireysel değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bugünkü tablo şunu gösteriyor: GLP-1 ilaçları kilo kaybının ötesinde önemli bilimsel soruların merkezinde yer alıyor. Mikrodoz yaklaşımı ise yan etkiyi azaltma ve tedavi sürekliliğini destekleme fikriyle dikkat çekiyor; fakat henüz kanıta dayalı standart bir uygulama olarak görülmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Panlilio M.A., Piserchio N., Hennessey M., Torres K., Khan S., Choy L. Multisystem Benefits of GLP-1 Microdosing: A Narrative Review. Cureus Journal of Medical Science, 2026; 18(7): e113635. DOI: 10.7759/cureus.113635<br />
2. Tarun Sai Lomte. GLP-1 drugs have benefits beyond weight loss. Could microdoses preserve them? News Medical, 1 Eylül 2026.<br />
3. Dünya Sağlık Örgütü. GLP-1 tedavilerinin erişkin obezitesinde kullanımı ve endikasyonlarına ilişkin kılavuz, JAMA, 2026.<br />
4. Nauck M.A., Quast D.R., Wefers J., Meier J.J. GLP-1 receptor agonists in the treatment of type 2 diabetes, state of the art. Molecular Metabolism, 2021. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-doz-dusurmek-guvenli-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-2688.webp" type="image/jpeg" length="41891"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migren, Uyku ve Bağırsak Arasında Yeni Beslenme Bulgusu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/migren-uyku-ve-bagirsak-arasinda-yeni-beslenme-bulgusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/migren-uyku-ve-bagirsak-arasinda-yeni-beslenme-bulgusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Migrenli yetişkinlerde yapılan 12 haftalık pilot çalışmada, kişiye özel eliminasyon diyeti bağırsak mikrobiyotasını değiştirdi; zonulin düzeyi düştü, bazı migren ve uyku göstergeleriyle ilişki saptandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Migren ve bağırsak sağlığı arasındaki bağlantıya ilişkin yeni bir pilot klinik çalışma, kişiye özel beslenme düzenlemelerinin yalnızca baş ağrısı günleriyle değil, bağırsak mikrobiyotası ve geçirgenlik belirteçleriyle de ilişkili olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Frontiers in Nutrition’da yayımlanan araştırmada, migren tanısı olan yetişkinlerde gıdaya özgü IgG sonuçlarına göre hazırlanan 12 haftalık eliminasyon diyeti incelendi. Çalışmada gerçek eliminasyon diyeti uygulayan grupta bağırsak bakteri yapısında değişim, serum zonulin düzeylerinde ise anlamlı düşüş bildirildi.</p>

<p>Araştırma, Harbin Tıp Üniversitesi Birinci Bağlı Hastanesi ve Harbin Tıp Üniversitesi Dördüncü Bağlı Hastanesi araştırmacıları tarafından yürütüldü. İlk aşamada 129 migren hastası değerlendirildi; gıdaya özgü IgG pozitifliği bulunan 98 kişi çalışmaya randomize edildi.</p>

<p>Katılımcıların 52’si IgG pozitif çıkan gıdaları diyetinden çıkaran gerçek diyet grubuna, 46’sı ise IgG negatif gıdaların çıkarıldığı sahte diyet grubuna alındı. Çalışmanın sonunda 84 kişi anket, kan ve dışkı örnekleriyle takip değerlendirmesini tamamladı.</p>

<p>Araştırmacılar dışkı örneklerinde 16S rRNA dizileme yöntemiyle bağırsak mikrobiyotasını analiz etti. Kan örneklerinde zonulin, IL-6, TNF-alfa ve CGRP gibi migren ve inflamasyonla ilişkilendirilen biyobelirteçler ELISA yöntemiyle ölçüldü.</p>

<p>Gerçek eliminasyon diyeti uygulanan grupta 12 hafta sonunda mikrobiyota kompozisyonunda değişim izlendi. Bifidobacterium, Butyricicoccus ve Ruminococcus gibi bazı bakteri gruplarında artış; Prevotella düzeyinde ise azalma bildirildi.</p>

<p>Zonulin düzeyindeki değişim de çalışmanın öne çıkan bulguları arasında yer aldı. Gerçek diyet grubunda ortalama serum zonulin düzeyi 399,5 pg/mL’den 253,3 pg/mL’ye geriledi. Sahte diyet grubunda benzer düzeyde anlamlı bir düşüş saptanmadı.</p>

<p>Zonulin, bağırsak bariyeri ve geçirgenliğiyle ilişkili bir belirteç olarak değerlendiriliyor. Araştırmacılar, bu düşüşün migren, bağırsak bariyeri ve inflamasyon arasındaki olası bağlantıları anlamak açısından yeni hipotezler doğurduğunu belirtti.</p>

<p>Çalışmada Bifidobacterium artışı ile CGRP azalması ve migrene özgü yaşam kalitesi skorlarındaki değişimler arasında ilişki bulundu. CGRP, migren fizyolojisinde yakından izlenen bir nöropeptit olarak biliniyor.</p>

<p>Aynı araştırma grubunun daha önce aynı kohorttan yayımladığı analizlerde, IgG temelli eliminasyon diyetinin IL-6, TNF-alfa ve CGRP düzeylerinde azalma ve bazı migren belirtilerinde iyileşme ile ilişkili olduğu bildirilmişti. Yeni yayın, bu bulgulara mikrobiyota ve zonulin verilerini ekledi.</p>

<p>Bulgular, migren tedavisinde “herkes için aynı diyet” yaklaşımından çok kişisel tetikleyicilerin ve biyolojik yanıtların izlenmesi gerektiğini düşündürüyor. Yine de çalışma, gıda kesmenin tek başına tedavi gibi sunulamayacağını özellikle gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar sonuçların keşif niteliğinde olduğunu vurguladı. Örneklem sayısının sınırlı olması, başlangıç mikrobiyota farkları, orta düzey korelasyonlar ve çoklu karşılaştırma düzeltmesinin olmaması nedeniyle bulguların daha büyük çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle migreni olan kişilerin hekim veya diyetisyen değerlendirmesi olmadan geniş kapsamlı eliminasyon diyetlerine başlamaması öneriliyor. Özellikle uzun süreli ve kontrolsüz gıda kısıtlamaları beslenme yetersizliği riskini artırabilir.</p>

<p>[1] Zhao Z-M, Wan F-J, Yang M-M, Ning B-L, Song T, Fu J - IgG positive food elimination diet altered gut microbiota, decreased zonulin in migraine adults: a pilot dietary intervention trial - Frontiers in Nutrition, 2026 - DOI: 10.3389/fnut.2026.1878772 [2] Zhao Z, Yang M, Wan F, Ning B, Song T, Fu J ve ark. - Food-specific IgG-based elimination diet decreased IL-6, TNF-α, and CGRP and improved symptoms in adults with migraine - Frontiers in Nutrition, 2025 - DOI: 10.3389/fnut.2025.1720389 [3] Hugo Francisco de Souza - A personalized elimination diet changed the gut microbiome in people with migraine - News-Medical, 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/migren-uyku-ve-bagirsak-arasinda-yeni-beslenme-bulgusu</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9534.jpeg" type="image/jpeg" length="14180"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sakızdaki Ksilitol Kalp Krizi Riskini Artırıyor mu? 17 Bin Kişilik Araştırma Ne Gösterdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakizdaki-ksilitol-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-17-bin-kisilik-arastirma-ne-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakizdaki-ksilitol-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-17-bin-kisilik-arastirma-ne-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şekersiz sakızlardan bazı tatlılara ve ağız bakım ürünlerine kadar pek çok üründe kullanılan ksilitol yeniden tartışma konusu oldu. ESC Congress 2026’da sunulan ve toplam 17 bin 710 kişiyi kapsayan iki büyük gözlemsel kohortun analizinde, kanındaki ksilitol düzeyi en yüksek olan kişilerde kalp krizi, inme veya ölümden oluşan büyük kardiyovasküler olayların daha sık görüldüğü bildirildi. Ancak araştırma ksilitol tüketiminin kalp krizine neden olduğunu kanıtlamıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kandaki ksilitol düzeyi ile tüketilen ksilitol miktarı aynı şey değil ve yeni 2026 sonuçları henüz tam hakemli bilimsel makale olarak yayımlanmış değil.</p>

<p></p>

<p>“Şekersiz” etiketi yıllardır birçok tüketici için daha sağlıklı bir ürün çağrışımı yapıyor.</p>

<p>Şekersiz sakızlarda, bazı şekerlemelerde, düşük şekerli ürünlerde ve ağız bakım ürünlerinde kullanılan <strong>ksilitol</strong> de bu nedenle sık karşılaşılan tatlandırıcılardan biri.</p>

<p>Ancak Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin 2026 kongresinde sunulan yeni uzun dönem veriler, ksilitol konusunda önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıdı:</p>

<p><strong>Kanında daha yüksek ksilitol bulunan kişilerde kalp krizi ve inme riski gerçekten daha mı fazla?</strong></p>

<p>İki büyük toplum kohortundan toplam <strong>17 bin 710 kişinin</strong> değerlendirildiği çalışmada, kanındaki ksilitol düzeyi en yüksek grupta bulunan kişilerde büyük kardiyovasküler olayların, en düşük düzeye sahip gruba kıyasla daha sık görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçtan:</p>

<p><strong>“Ksilitollü sakız kalp krizi yapıyor”</strong></p>

<p>sonucu çıkarmak bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Çünkü araştırma gözlemsel ve doğrudan tüketilen ksilitol miktarını kalp krizi nedeni olarak test etmedi.</p>

<h2>Ksilitol nedir?</h2>

<p>Ksilitol, <strong>şeker alkolleri ya da polioller</strong> olarak adlandırılan karbonhidrat grubunda yer alan tatlı bir madde.</p>

<p>İnsan vücudu da metabolizma sırasında düşük miktarlarda ksilitol üretebiliyor. Ayrıca bazı meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunuyor.</p>

<p>Bunun yanında ksilitol, şeker yerine tat vermek amacıyla daha yüksek miktarlarda bazı işlenmiş ürünlere eklenebiliyor.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>şekersiz sakızlarda,</li>
 <li>şekersiz şekerlemelerde,</li>
 <li>bazı düşük şekerli tatlılarda,</li>
 <li>bazı unlu mamullerde,</li>
 <li>bazı reçel ve benzeri ürünlerde,</li>
 <li>diş macunlarında ve çeşitli ağız bakım ürünlerinde</li>
</ul>

<p>karşımıza çıkabiliyor.</p>

<p>Ksilitolün sofra şekerinden farklı metabolik özelliklere sahip olması, uzun yıllardır şeker alternatifi olarak kullanılmasının nedenlerinden biri.</p>

<h2>Yeni çalışmada 17 bin 710 kişi incelendi</h2>

<p>Yeni araştırma iki büyük prospektif gözlemsel kohortun verilerine dayanıyor:</p>

<p><strong>Canadian Longitudinal Study on Aging — CLSA</strong></p>

<p>ve</p>

<p><strong>EPIC-Norfolk.</strong></p>

<p>Toplam <strong>17 bin 710 katılımcının</strong> kanındaki ksilitol düzeyleri ile ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler olaylar arasındaki ilişki değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları kan ksilitol düzeylerine göre gruplara ayırdı ve en yüksek düzeye sahip dörtte birlik kesim ile en düşük dörtte birlik kesimi karşılaştırdı.</p>

<p>Büyük kardiyovasküler olaylar çalışmada ölüm, miyokard enfarktüsü yani kalp krizi ve inme gibi sonuçları kapsıyordu.</p>

<h2>Altı yıllık takipte yüzde 57 daha yüksek risk</h2>

<p>Kanada’daki CLSA kohortunda katılımcılar yaklaşık altı yıl boyunca takip edildi.</p>

<p>Kanındaki ksilitol düzeyi en yüksek dörtte birlik grupta bulunan kişilerde büyük kardiyovasküler olay riski, en düşük gruba göre <strong>yüzde 57 daha yüksek</strong> bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, lipid düzeyleri, diyabet ve yüksek tansiyon gibi bilinen kardiyovasküler risk faktörlerini hesaba kattıktan sonra da ilişkinin sürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Buradaki yüzde 57’nin anlamını doğru okumak önemli.</p>

<p>Bu oran:</p>

<p><strong>“Ksilitol kullanan her 100 kişinin 57’si kalp krizi geçirecek”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yüzde 57, çalışmadaki en yüksek ve en düşük kan ksilitol grupları arasındaki <strong>göreli risk farkını</strong> ifade ediyor.</p>

<h2>30 yıllık takipte de ilişki görüldü</h2>

<p>Araştırmacılar aynı ilişkiyi İngiltere’deki EPIC-Norfolk kohortunda da değerlendirdi.</p>

<p>Bu grupta takip süresi 30 yıla kadar uzandı.</p>

<p>Kan ksilitol düzeyi en yüksek grupta büyük kardiyovasküler olay riski, en düşük gruba kıyasla <strong>yüzde 18 daha yüksek</strong> bulundu.</p>

<p>İki kohortun takip süreleri, yaş dağılımları ve diğer özellikleri birbirinden farklı olduğu için yüzde 57 ile yüzde 18’i doğrudan karşılaştırmak doğru değil.</p>

<p>Asıl dikkat çekici nokta, birbirinden farklı iki büyük toplum grubunda ilişkinin aynı yönde görülmesi.</p>

<h2>Kan ksilitol düzeyi arttıkça olay oranı da arttı</h2>

<p>Araştırmacılar yalnızca en yüksek ve en düşük grupları karşılaştırmadı.</p>

<p>Ara gruplar da değerlendirildiğinde, <strong>kan ksilitol düzeyi yükseldikçe kardiyovasküler olay oranının da arttığı kademeli bir ilişki</strong> görüldü.</p>

<p>İlişkinin yaş ve cinsiyet gibi temel özelliklerden bağımsız olarak benzer yönde seyrettiği; vücut kitle indeksi, hipertansiyon, diyabet ve lipid düzeyleri hesaba katıldıktan sonra da devam ettiği bildirildi.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Bu sonuç:</p>

<p><strong>“Daha fazla ksilitol tükettikçe risk artıyor”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çünkü çalışmada tüketilen ksilitol miktarı değil, <strong>kandaki ksilitol konsantrasyonu</strong> ölçüldü.</p>

<h2>Peki ksilitol kalp krizi yapıyor mu?</h2>

<p>Şu anki kanıtlarla:</p>

<p><strong>Bunu söyleyemeyiz.</strong></p>

<p>Yeni çalışma gözlemsel.</p>

<p>Araştırmacılar insanların ne kadar ksilitol tükettiğini belirleyip onları rastgele gruplara ayırarak kalp krizi gelişimini karşılaştırmadı.</p>

<p>Bunun yerine kandaki ksilitol düzeyi ile yıllar sonraki kardiyovasküler olaylar arasındaki ilişkiye baktı.</p>

<p>Dolayısıyla bilimsel olarak en doğru sonuç:</p>

<p><strong>“Yüksek kan ksilitol düzeyi, daha yüksek kardiyovasküler olay riskiyle ilişkili bulundu.”</strong></p>

<p>şeklinde ifade edilmeli.</p>

<p><strong>“Ksilitol kalp krizine neden oldu”</strong> denmemeli.</p>

<h2>Kandaki ksilitol yüksekse çok fazla ksilitol tüketilmiş olmak zorunda mı?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın yorumlanmasındaki en kritik noktalardan biri bu.</p>

<p>Ksilitol yalnızca yiyeceklerden alınan bir madde değil. İnsan vücudu da kendi metabolizması sırasında ksilitol üretebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kandaki ksilitol düzeyi:</p>

<p><strong>“Bu kişi ne kadar ksilitollü sakız veya ürün tüketti?”</strong></p>

<p>sorusunun doğrudan cevabı değil.</p>

<p>Yüksek kan ksilitolünün bir kısmının metabolik durumla bağlantılı olması da mümkün.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>yüksek kan ksilitolü = yüksek ksilitol tüketimi</strong></p>

<p>şeklinde basit bir denklem kurulamaz.</p>

<h2>2024 çalışması neden önemli?</h2>

<p>Ksilitol ile kalp-damar sistemi arasındaki tartışma 2026’da başlamadı.</p>

<p>2024 yılında <i>European Heart Journal</i>’da yayımlanan önceki araştırmada, kardiyovasküler açıdan daha yüksek risk taşıyan <strong>3 binden fazla kişinin</strong> verileri incelendi.</p>

<p>Bu çalışmada da yüksek kan ksilitol düzeyleri, üç yıllık dönemde büyük kardiyovasküler olayların daha sık görülmesiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bağımsız doğrulama kohortunda en yüksek ksilitol grubunda riskin, en düşük gruba kıyasla düzeltilmiş analizlerde yaklaşık <strong>yüzde 57 daha yüksek</strong> olduğu bildirildi.</p>

<p>Yeni 2026 araştırmasının önemi ise benzer ilişkinin bu kez <strong>17 bin 710 kişilik daha büyük ve toplum temelli kohortlarda, çok daha uzun takip sürelerinde</strong> araştırılmış olması.</p>

<h2>Ksilitol trombositleri etkileyebilir mi?</h2>

<p>2024 araştırmasında yalnızca gözlemsel verilere bakılmadı.</p>

<p>Araştırmacılar insan trombositleri, kan örnekleri ve deneysel modeller üzerinde de ksilitolün etkilerini inceledi.</p>

<p>Bulgular, ksilitolün belirli deney koşullarında <strong>trombositlerin uyarılabilirliğini artırabildiğini ve trombüs oluşumunu kolaylaştırabilecek etkiler gösterebildiğini</strong> düşündürdü.</p>

<p>Trombositler damar yaralandığında kanamanın durdurulmasına yardımcı olan kan hücreleri.</p>

<p>Ancak aşırı veya uygunsuz şekilde aktive olduklarında damar içinde pıhtı oluşumuna katkıda bulunabiliyorlar.</p>

<p>Kalp damarını tıkayan bir pıhtı kalp krizine, beyin damarını tıkayan bir pıhtı ise inmeye yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle mekanistik bulgular, gözlemsel ilişki için biyolojik olarak olası bir açıklama sunuyor.</p>

<h2>10 sağlıklı gönüllüye 30 gram ksilitol verildi</h2>

<p>2024 araştırmasının küçük insan deneyinde <strong>10 sağlıklı gönüllü</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılara suda çözünmüş <strong>30 gram ksilitol</strong> verildi.</p>

<p>Kan ksilitol düzeyinin yaklaşık 30 dakika içinde çok büyük ölçüde yükseldiği ve aynı dönemde trombositlerin bazı uyarıcılara verdiği yanıtın arttığı bildirildi.</p>

<p>Ancak deney yalnızca <strong>10 kişiyle</strong> gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca bu bölümde kalp krizi veya inme gibi klinik sonuçlar araştırılmadı.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma:</p>

<p><strong>“30 gram ksilitol kalp krizine neden olur”</strong></p>

<p>sonucunu göstermiyor.</p>

<p>Yalnızca kısa süreli metabolik ve trombosit yanıtları değerlendirildi.</p>

<h2>2024 çalışmasının yorumlanması tartışıldı</h2>

<p>Bu mekanistik bulgular bilimsel açıdan ilgi çekici olsa da çalışmanın yorumlanmasına yönelik eleştiriler de yayımlandı.</p>

<p><i>European Heart Journal</i>’da yer alan bilimsel değerlendirmelerde, oral ksilitol deneyinin yalnızca <strong>10 kişiyle yapılması</strong>, plasebo kontrol grubunun bulunmaması ve trombosit yanıtının sınırlı zaman noktalarında değerlendirilmesi önemli sınırlılıklar arasında gösterildi.</p>

<p>Ayrıca açlık kanındaki ksilitol düzeylerinin yalnızca tüketimi değil, <strong>vücudun kendi ksilitol üretimini ve altta yatan metabolik süreçleri de yansıtabileceği</strong> vurgulandı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut kanıtlarla:</p>

<p><strong>“Ksilitol tüketimi doğrudan kalp krizi ve inmeye neden olur”</strong></p>

<p>şeklinde bir nedensellik ilişkisi kurulamaz.</p>

<h2>Ksilitol kandan hızla temizleniyor</h2>

<p>2024 çalışmasında 30 gram ksilitol tüketiminin ardından kandaki düzeyler hızla yükseldi.</p>

<p>Ancak daha sonra belirgin şekilde azaldı ve birkaç saat içinde başlangıca yakın değerlere geriledi.</p>

<p>Bu durum önemli bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Uzun süreli açlık kan örneklerinde ölçülen ksilitol düzeylerinin ne kadarı beslenmeyle, ne kadarı vücudun kendi metabolik üretimiyle açıklanıyor?</p>

<p>Bu sorunun kesin yanıtı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla uzun dönem gözlemsel çalışmalardaki kan ksilitol düzeylerini doğrudan günlük sakız veya tatlandırıcı tüketiminin göstergesi olarak yorumlamak doğru değil.</p>

<h2>Sakız çiğnemeyi bırakmalı mıyız?</h2>

<p>Mevcut veriler böyle kesin bir öneriyi desteklemiyor.</p>

<p>Yeni araştırma belirli bir miktarda ksilitollü sakız tüketmenin kalp krizi veya inmeye yol açtığını göstermedi.</p>

<p>Ürünlerde bulunan ksilitol miktarı da önemli ölçüde değişebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>“Ksilitollü sakız tehlikelidir”</strong></p>

<p>şeklinde genel bir sonuca varmak için yeterli kanıt yok.</p>

<p>Bununla birlikte yeni uzun dönem sonuçlar ve önceki mekanistik çalışmalar, özellikle <strong>yüksek miktarlarda gıda katkısı olarak kullanılan ksilitolün uzun dönem kardiyovasküler güvenliğinin daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini</strong> gösteriyor.</p>

<h2>Peki diş macunundaki ksilitol?</h2>

<p>Ksilitol bazı diş macunları ve ağız bakım ürünlerinde de bulunuyor.</p>

<p>Ancak diş macununun kullanım biçimiyle gram düzeyinde ksilitol içeren yiyecek veya içeceklerin tüketilmesi aynı maruziyet değil.</p>

<p>Ağız bakım ürünleri genellikle yutulmak amacıyla kullanılmıyor ve alınan sistemik miktar çok daha düşük olabilir.</p>

<p>Bu nedenle mevcut araştırmalar:</p>

<p><strong>“Ksilitol içeren diş macunlarını kullanmayın”</strong></p>

<p>şeklinde bir öneriyi desteklemiyor.</p>

<h2>“Şekersiz” etiketi otomatik olarak “daha sağlıklı” anlamına gelir mi?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Bir ürünün şekersiz olması, o ürünün genel olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Ürünün sağlık açısından değerlendirilmesinde:</p>

<ul>
 <li>toplam besin içeriği,</li>
 <li>kullanılan tatlandırıcının türü,</li>
 <li>porsiyon miktarı,</li>
 <li>enerji içeriği,</li>
 <li>yağ miktarı,</li>
 <li>lif miktarı,</li>
 <li>işlenme derecesi</li>
</ul>

<p>gibi birçok unsur birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Aynı şekilde ksilitolle ilgili yeni bulgular:</p>

<p><strong>“O halde normal şeker daha sağlıklı”</strong></p>

<p>şeklinde de yorumlanmamalı.</p>

<p>Yüksek miktarda serbest şeker tüketiminin obezite, diş çürüğü ve çeşitli metabolik sorunlarla ilişkili olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel soru birini diğerinin otomatik olarak “iyi” alternatifi ilan etmekten çok, farklı tatlandırıcıların uzun dönem sağlık etkilerini ayrı ayrı belirlemek.</p>

<h2>Eritritol de daha önce gündeme gelmişti</h2>

<p>Ksilitol tek başına araştırılan bir şeker alkolü değil.</p>

<p>Aynı araştırma grubu daha önce <strong>eritritol</strong> adı verilen başka bir şeker alkolünün yüksek kan düzeyleri ile kardiyovasküler olaylar arasında ilişki gösterdiğini bildirmişti.</p>

<p>Bu çalışmalar, özellikle yüksek miktarlarda kullanılan şeker alkollerinin uzun dönem kardiyovasküler güvenliğine ilişkin bilimsel ilgiyi artırdı.</p>

<p>Ancak ksilitol ve eritritol aynı madde değil.</p>

<p>Birine ilişkin bulgular diğerine otomatik olarak genellenemez.</p>

<h2>Yeni çalışmanın en büyük sınırlaması ne?</h2>

<p>2026 verilerinin en önemli sınırlaması araştırmanın <strong>gözlemsel</strong> olması.</p>

<p>Bu nedenle başka faktörlerin hem kandaki ksilitol düzeyini hem de kalp-damar riskini etkiliyor olması mümkün.</p>

<p>Araştırmacılar çok sayıda bilinen kardiyovasküler risk faktörünü istatistiksel olarak hesaba katmış olsa da gözlemsel çalışmalarda ölçülmeyen veya bilinmeyen karıştırıcı faktörlerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca çalışmada ölçülen değer <strong>kan ksilitol düzeyi</strong>.</p>

<p>Katılımcıların ksilitollü sakız, yiyecek veya içeceklerden ne kadar ksilitol tükettiği doğrudan ölçülerek klinik sonuçlarla karşılaştırılmadı.</p>

<p>Bir diğer önemli nokta da yeni sonuçların <strong>ESC Congress 2026’da sunulmuş kongre verileri</strong> olması.</p>

<p>Tam yöntem ve sonuçların hakem değerlendirmesinden geçmiş bilimsel makale olarak yayımlanması, bulguların gücünün daha ayrıntılı değerlendirilmesi açısından önemli olacak.</p>

<h2>Araştırmanın en önemli mesajı ne?</h2>

<p>Bugünkü kanıtlarla söylenebilecek en güvenli sonuç şu:</p>

<p><strong>Kanında daha yüksek ksilitol düzeyi bulunan kişilerde büyük kardiyovasküler olayların daha sık görüldüğüne ilişkin yeni uzun dönem gözlemsel veriler bulunuyor. Önceki deneysel çalışmalar da ksilitolün belirli koşullarda trombosit aktivitesini artırabileceğine ilişkin biyolojik bir mekanizma ortaya koyuyor.</strong></p>

<p>Ancak mevcut araştırmalar:</p>

<p><strong>ksilitollü sakızın kalp krizine neden olduğunu kanıtlamıyor,</strong></p>

<p><strong>yüksek kan ksilitolünün mutlaka yüksek ksilitol tüketimi anlamına geldiğini göstermiyor,</strong></p>

<p><strong>ksilitol tüketimi arttıkça kalp krizi riskinin belirli oranda arttığını kanıtlamıyor,</strong></p>

<p><strong>normal şekerin daha sağlıklı olduğunu göstermiyor,</strong></p>

<p><strong>ksilitol içeren diş macunlarının bırakılması gerektiğini göstermiyor.</strong></p>

<p>Yeni bulguların asıl mesajı, yaygın kullanılan bu şeker alkolünün ve kandaki yüksek ksilitol düzeylerinin <strong>kardiyovasküler sağlık açısından daha ayrıntılı araştırılması gerektiği.</strong></p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>European Society of Cardiology — ESC Congress 2026, ksilitol ve kardiyovasküler olaylar araştırması</li>
 <li>ESC 365 — CLSA ve EPIC-Norfolk kohortlarında ksilitol ve kardiyovasküler olaylar analizi</li>
 <li>European Heart Journal — Ksilitol, trombosit aktivitesi ve kardiyovasküler risk araştırması, 2024</li>
 <li>European Heart Journal — Ksilitol araştırmasının metodolojisi ve yorumuna ilişkin bilimsel değerlendirme</li>
 <li>Cleveland Clinic — Ksilitol ve kardiyovasküler risk araştırmasına ilişkin açıklama</li>
 <li>Canadian Longitudinal Study on Aging</li>
 <li>EPIC-Norfolk Study</li>
</ul>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakizdaki-ksilitol-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-17-bin-kisilik-arastirma-ne-gosterdi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ksilitol-kalp-krizi.webp" type="image/jpeg" length="79370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Portakal Yemekle Suyunu İçmek Aynı Şey mi? Bilim Ne Gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-portakal-yemekle-suyunu-icmek-ayni-sey-mi-bilim-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-portakal-yemekle-suyunu-icmek-ayni-sey-mi-bilim-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir portakalı yemekle suyunu içmek, aynı meyveyi tüketmenin iki farklı yolu gibi görünebilir. Ancak meyvenin fiziksel yapısının değişmesi, lif miktarının azalabilmesi ve sıvı halde daha hızlı ve daha fazla tüketilebilmesi; özellikle tokluk ve toplam enerji alımı açısından önemli farklar oluşturabiliyor. Bilimsel araştırmalar günlük beslenmede bütün meyveyi öne çıkarırken, yüzde 100 meyve suyunun şeker eklenmiş meyveli içeceklerle aynı kabul edilmemesi gerektiğini de gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Bir portakal yemekle suyunu içmek aynı şey mi?</h2>

<p>Kahvaltı sofralarının en tanıdık görüntülerinden biri bir bardak portakal suyu.</p>

<p>Peki birkaç portakalın suyunu sıkıp içmek ile bir portakalı bütün olarak yemek beslenme açısından gerçekten aynı sonucu mu oluşturuyor?</p>

<p>Her ikisi de meyveden geliyor. Vitaminler, doğal şekerler ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor.</p>

<p>Ancak beslenme biliminde yalnızca bir gıdanın <strong>hangi maddeleri içerdiği</strong> değil, o gıdanın <strong>hangi fiziksel biçimde tüketildiği</strong> de önem taşıyor.</p>

<p>Meyveyi bütün halde yemek; çiğneme, lifli yapı, tüketim süresi ve tokluk açısından meyve suyundan farklı bir deneyim oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut bilimsel kanıtların genel yönü günlük beslenmede <strong>bütün meyvenin öncelikli tercih edilmesi</strong> yönünde.</p>

<h2>Meyvenin önemli avantajlarından biri lifli yapısı</h2>

<p>Elma, armut, portakal veya şeftali gibi meyveler bütün olarak tüketildiğinde meyvenin lifli yapısının önemli bölümü korunuyor.</p>

<p>Meyve suyu hazırlanırken ise kullanılan yönteme bağlı olarak meyvenin posasının ve lifinin önemli bir bölümü ayrılabiliyor.</p>

<p>Bu fark yalnızca bağırsak sağlığı açısından önemli değil.</p>

<p>Meyvenin bütün halde tüketilmesi daha fazla çiğneme gerektiriyor, tüketim süresini uzatıyor ve bazı araştırmalarda daha yüksek tokluk hissiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Bir başka önemli fark da miktar.</p>

<p>Bir kişinin kısa sürede üç veya dört portakal yemesi zor olabilirken aynı miktardaki meyvenin suyunu birkaç dakika içinde içmek çok daha kolay olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle büyük porsiyonlarda toplam enerji alımının fark edilmeden artmasını kolaylaştırabilir.</p>

<h2>Bütün elma daha fazla tokluk sağladı</h2>

<p>Meyvenin fiziksel biçiminin tokluk üzerindeki etkisini araştıran kontrollü deneylerden birinde <strong>58 yetişkin</strong> incelendi.</p>

<p>Katılımcılara farklı zamanlarda bütün elma, elma püresi veya elma suyu verildi ve ardından yedikleri öğün değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmada bütün elmanın, meyve suyuna göre daha yüksek tokluk hissi oluşturduğu görüldü.</p>

<p>Öğünden önce bütün elma tüketildiğinde toplam öğün enerji alımı, kontrol koşuluna göre yaklaşık <strong>yüzde 15 daha düşük</strong> bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, aynı meyvenin benzer enerji içeriğiyle farklı biçimlerde tüketilmesinin bile tokluk üzerinde aynı sonucu oluşturmayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak çalışma kısa süreli ve sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Dolayısıyla bu deneyden “bütün meyve yemek uzun vadede kesin olarak kilo verdirir” sonucu çıkarılamaz.</p>

<h2>Büyük araştırmalar diyabet açısından da farklı bir tablo gösteriyor</h2>

<p>Bütün meyve ve meyve suyu tüketimi ile tip 2 diyabet arasındaki ilişki büyük prospektif çalışmalarla da incelendi.</p>

<p><i>The BMJ</i>'de yayımlanan geniş kapsamlı araştırmada yaklaşık <strong>187 bin kişinin</strong> uzun dönemli verileri değerlendirildi.</p>

<p>Takip süresince 12 binden fazla kişide tip 2 diyabet gelişti.</p>

<p>Araştırmada daha fazla bütün meyve tüketimi genel olarak daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulunurken, daha fazla meyve suyu tüketimi daha yüksek riskle ilişkilendirildi.</p>

<p>Ancak bu çalışma gözlemsel nitelikteydi.</p>

<p>Dolayısıyla sonuç:</p>

<p><strong>“Meyve suyu diyabete neden olur”</strong></p>

<p>şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, vücut ağırlığı ve yaşam tarzının diğer unsurları sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Ayrıca söz konusu araştırmanın yayımlanmasının ardından bazı hesaplamaları etkileyen bir kodlama hatası için düzeltme yayımlandı. Araştırmanın temel sonucu değişmese de bu nedenle tek tek yüzdelik risk değerlerinden ziyade genel ilişkiyi dikkate almak daha güvenli.</p>

<h2>Yüzde 100 meyve suyu ile meyveli içecek aynı değil</h2>

<p>Meyve suyu konusunda en önemli ayrımlardan biri ürünün gerçekten <strong>yüzde 100 meyve suyu</strong> olup olmadığı.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan prospektif kohort çalışmalarının meta-analizinde yüzde 100 meyve suyu ile yüzde 100 olmayan meyve suyu ve meyveli içecekler ayrı değerlendirildi.</p>

<p>Analizde <strong>yüzde 100 meyve suyu tüketimi ile tip 2 diyabet riski arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.</strong></p>

<p>Buna karşılık yüzde 100 olmayan meyve suları ve meyveli içeceklerin daha fazla tüketimi daha yüksek tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu sonuç önemli bir ayrımı ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>Yüzde 100 meyve suyu ile ilave şeker içerebilen meyveli içecekler bilimsel olarak aynı kategoride değerlendirilmemeli.</strong></p>

<p>Ancak yüzde 100 meyve suyunda anlamlı risk artışı bulunmaması, meyve suyunun bütün meyveyle beslenme açısından tamamen eşdeğer olduğu anlamına da gelmiyor.</p>

<h2>Meyve suyu kan şekerini mutlaka daha fazla mı yükseltiyor?</h2>

<p>Meyve suyu hakkındaki en yaygın iddialardan biri kan şekerini bütün meyveye göre mutlaka çok daha fazla yükselttiği.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel veriler ise bu konuda daha temkinli olunması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan küçük bir randomize çapraz çalışmada iyi kontrollü tip 2 diyabeti bulunan <strong>15 kişi</strong> incelendi.</p>

<p>Katılımcılar standart bir kahvaltının yanında farklı günlerde yüzde 100 portakal suyu, benzer miktarda şeker içeren bütün portakal parçaları veya şekerle tatlandırılmış portakal aromalı içecek tüketti.</p>

<p>Dört saatlik takipte gruplar arasında toplam kan şekeri ve insülin yanıtlarında anlamlı farklılık görülmedi.</p>

<p>Bu sonuç:</p>

<p><strong>“Meyve suyu her durumda bütün meyveden çok daha yüksek kan şekeri oluşturur”</strong></p>

<p>şeklindeki kesin bir genellemeyi desteklemiyor.</p>

<p>Ancak çalışma yalnızca 15 kişiyle gerçekleştirildi ve tek bir öğün sonrasındaki kısa süreli metabolik yanıtı değerlendirdi.</p>

<p>Dolayısıyla uzun dönemli sağlık sonuçlarını göstermiyor.</p>

<h2>Kilo açısından durum nasıl?</h2>

<p>Meyve suyu tüketiminin vücut ağırlığıyla ilişkisi de kapsamlı araştırmaların konusu oldu.</p>

<p><i>JAMA Pediatrics</i>'te yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde toplam <strong>42 çalışma</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Analize <strong>45 binden fazla çocuk</strong> ve yaklaşık <strong>268 bin yetişkinin</strong> verileri dahil edildi.</p>

<p>Çocuklarda günde her ek bir porsiyon yüzde 100 meyve suyu tüketimi, zaman içerisinde <strong>çok küçük ancak istatistiksel olarak anlamlı bir beden kitle indeksi artışıyla</strong> ilişkili bulundu.</p>

<p>Yetişkinlerde ise sonuç daha karmaşıktı.</p>

<p>Gözlemsel araştırmalardaki ilişki toplam enerji alımının hesaba katılıp katılmamasına göre değişti.</p>

<p>Yetişkinlerde gerçekleştirilen randomize çalışmalar bir arada değerlendirildiğinde ise yüzde 100 meyve suyunun vücut ağırlığını anlamlı biçimde artırdığı gösterilemedi.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel sonuç:</p>

<p><strong>“Meyve suyu içen herkes kilo alır”</strong></p>

<p>değil.</p>

<p>Daha doğru mesaj, özellikle büyük ve sık tüketilen porsiyonların günlük toplam enerji alımına katkısının göz önünde bulundurulması gerektiği.</p>

<h2>Meyve suyu besin değeri açısından tamamen değersiz mi?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Yüzde 100 meyve suyu; C vitamini, potasyum, karotenoidler, polifenoller ve meyvenin türüne göre farklı biyoaktif bileşikler sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüzde 100 meyve suyunu şeker eklenmiş gazlı veya meyveli içeceklerle birebir aynı kabul etmek doğru değil.</p>

<p>Ayrıca 2017 yılında yayımlanan ve <strong>18 randomize kontrollü araştırmayı</strong> değerlendiren bir meta-analizde yüzde 100 meyve suyu tüketiminin açlık glukozu, açlık insülini, insülin direnci göstergeleri veya HbA1c üzerinde anlamlı olumsuz etki oluşturduğu gösterilemedi.</p>

<p>Dolayısıyla bilimsel tartışmanın merkezindeki soru:</p>

<p><strong>“Meyve suyu zararlı mı?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Daha anlamlı soru:</p>

<p><strong>“Günlük beslenmede bütün meyvenin yerine meyve suyu koymak doğru mu?”</strong></p>

<p>Mevcut kanıtların genel yönü bu soruya <strong>bütün meyve lehine</strong> yanıt veriyor.</p>

<h2>Taze sıkılmış olması farkı ortadan kaldırıyor mu?</h2>

<p>Evde taze sıkılan meyve suyunda ilave şeker veya bazı paketli ürünlerde bulunabilecek başka bileşenler olmayabilir.</p>

<p>Ancak taze sıkılmış olması meyvenin fiziksel yapısının değişmediği anlamına gelmez.</p>

<p>Üç portakalı bütün halde yemek ile üç portakalın suyunu birkaç dakika içinde içmek aynı tüketim biçimi değildir.</p>

<p>Bütün meyve daha fazla çiğneme gerektirir ve lifli yapının daha büyük bölümünü korur.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Evde sıktım, o halde meyvenin kendisiyle tamamen aynı”</strong></p>

<p>düşüncesi beslenme açısından doğru değildir.</p>

<h2>Smoothie ile meyve suyu aynı şey mi?</h2>

<p>Tam olarak değil.</p>

<p>Blenderda bütün meyve kullanılarak ve posası atılmadan hazırlanan smoothie'de meyvenin lifinin daha büyük bölümü içeceğin içinde kalabilir.</p>

<p>Ancak meyvenin fiziksel yapısı yine parçalanır ve sıvı veya yarı sıvı hale geldiğinde daha büyük miktarlarda tüketilmesi kolaylaşabilir.</p>

<p>Ayrıca smoothie'ye bal, şurup, meyve suyu veya başka enerji içeren malzemeler eklenmesi toplam kalori miktarını önemli ölçüde artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle bir ürünün “smoothie” olarak adlandırılması tek başına sağlıklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<h2>Çocuklarda neden daha dikkatli olunmalı?</h2>

<p>Meyve suyu tüketiminde özellikle dikkat edilmesi gereken gruplardan biri çocuklar.</p>

<p>Bir bardak meyve suyunun sağladığı enerji, küçük bir çocuğun günlük enerji ihtiyacının yetişkinlere kıyasla daha büyük bir bölümünü oluşturabilir.</p>

<p><i>JAMA Pediatrics</i> meta-analizinde de yüzde 100 meyve suyu tüketimi ile beden kitle indeksi arasındaki küçük ilişkinin özellikle çocuklarda dikkate alınması gerektiği görüldü.</p>

<p>Bu nedenle çocukların meyveyi mümkün olduğunca bütün haliyle tüketmeye alışması önemli.</p>

<p>Meyve suyu, suyun veya bütün meyvenin rutin alternatifi haline getirilmemeli.</p>

<h2>Peki hangisini tercih etmeli?</h2>

<p>Mevcut bilimsel kanıtların bütünü değerlendirildiğinde günlük beslenmede öncelikli tercih <strong>bütün meyve</strong> olmalı.</p>

<p>Bunun nedeni meyve suyunun mutlaka zararlı olması değil.</p>

<p>Bütün meyve;</p>

<ul>
 <li>lifli yapısını daha fazla korur,</li>
 <li>daha fazla çiğneme gerektirir,</li>
 <li>bazı çalışmalarda daha yüksek tokluk sağlar,</li>
 <li>tek seferde çok miktarda tüketilmesi daha zordur.</li>
</ul>

<p>Yüzde 100 meyve suyu ise dengeli bir beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Ancak bütün meyvenin birebir karşılığı olarak görülmemeli ve tüketilen miktar göz ardı edilmemeli.</p>

<h2>Sonuç: Meyvenin yalnız içeriği değil, tüketim biçimi de önemli</h2>

<p>Bir elma ile elma suyu veya bir portakal ile portakal suyu benzer vitamin ve bitkisel bileşikler sağlayabilir.</p>

<p>Ancak bütün meyvenin lifli yapısı, çiğneme gerektirmesi, tüketim hızı ve tokluk üzerindeki etkileri nedeniyle iki tüketim biçiminin beslenme açısından tamamen eşdeğer kabul edilmesi doğru değil.</p>

<p>Günlük yaşam için bilimsel kanıtlarla en uyumlu mesaj şu:</p>

<p><strong>Meyveyi mümkün olduğunca bütün haliyle tüketmek daha avantajlı bir tercih.</strong></p>

<p>Bununla birlikte mevcut araştırmalar yüzde 100 meyve suyunu “zararlı içecek” olarak tanımlamayı veya tek başına diyabet ve kilo artışının nedeni olarak göstermeyi desteklemiyor.</p>

<p>Asıl belirleyici unsurlar; <strong>miktar, tüketim sıklığı, ürünün yüzde 100 meyve suyu olup olmadığı ve kişinin genel beslenme düzeni.</strong></p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p><i>Appetite</i> — <i>The Effect of Fruit in Different Forms on Energy Intake and Satiety at a Meal</i></p>

<p><i>The BMJ</i> — <i>Fruit Consumption and Risk of Type 2 Diabetes: Results From Three Prospective Longitudinal Cohort Studies</i></p>

<p><i>The American Journal of Medicine</i> — <i>Consumption of Fruit Juice and Risk of Type 2 Diabetes Mellitus: A Systematic Review and Meta-Analysis of Prospective Cohort Studies</i></p>

<p><i>European Journal of Clinical Nutrition</i> — <i>Acute Glycaemic Response of Orange Juice Consumption With Breakfast in Individuals With Type 2 Diabetes: A Randomized Cross-Over Trial</i></p>

<p><i>JAMA Pediatrics</i> — <i>Consumption of 100% Fruit Juice and Body Weight in Children and Adults: A Systematic Review and Meta-Analysis</i></p>

<p><i>Journal of Nutritional Science</i> — <i>100% Fruit Juice and Measures of Glucose Control and Insulin Sensitivity: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomised Controlled Trials</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-portakal-yemekle-suyunu-icmek-ayni-sey-mi-bilim-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/meyve-mi-suyu-mu.webp" type="image/jpeg" length="82933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite Beynin Yüksek Kan Şekerine Verdiği Yanıtı Bozuyor mu? Yeni Çalışmadan Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/obezite-beynin-yuksek-kan-sekerine-verdigi-yaniti-bozuyor-mu-yeni-calismadan-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/obezite-beynin-yuksek-kan-sekerine-verdigi-yaniti-bozuyor-mu-yeni-calismadan-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Communications’ta yayımlanan yeni araştırmada, yüksek yağlı diyetle beslenen farelerin beyninde kan şekeri yükseldiğinde normalde ortaya çıkan bazı hücresel ve transkripsiyonel yanıtların büyük ölçüde kaybolduğu veya tersine döndüğü görüldü. Araştırmacılar 75 binden fazla hücreyi tek çekirdek düzeyinde analiz etti. Bulgular, yüksek yağlı diyet koşullarında beynin hiperglisemiye verdiği normal metabolik yanıtların bozulabileceğini düşündürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak çalışma farelerde yapıldı; sonuçların insanlardaki obezitenin bütün biçimlerine doğrudan genellenmesi mümkün değil.</p>

<p>Kan şekeri yükseldiğinde yalnızca pankreas ve karaciğer devreye girmiyor.</p>

<p>Beyin de kandaki glikoz düzeyindeki değişiklikleri algılayan ve enerji dengesiyle kan şekeri kontrolüne katkıda bulunan önemli organlardan biri.</p>

<p>Peki yüksek yağlı beslenmeyle gelişen metabolik değişiklikler, beynin kan şekeri yükselmesine verdiği yanıtı bozabilir mi?</p>

<p>31 Ağustos 2026’da <i>Nature Communications</i> dergisinde yayımlanan yeni çalışma bu soruya dikkat çekici verilerle yaklaşıyor.</p>

<p>Araştırmacılar yüksek yağlı diyetle beslenen erkek farelerde, kan şekerinin yükselmesine karşı beynin bazı bölgelerinde normalde görülen hücresel ve gen aktivitesine ilişkin yanıtların önemli ölçüde değiştiğini gösterdi.</p>

<p>Çalışmada hipotalamus ve beyin sapındaki toplam <strong>75 bin 787 hücre tek çekirdek düzeyinde</strong> analiz edildi.</p>

<h2>Beyin kan şekerini gerçekten algılıyor mu?</h2>

<p>Evet.</p>

<p>Beyin yalnızca düşünme, hafıza ve hareket gibi işlevleri yöneten bir organ değil.</p>

<p>Özellikle hipotalamus ve beyin sapının bazı bölgeleri, vücudun enerji durumuyla ilgili çok sayıda sinyali sürekli olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Bu bölgeler; kan şekeri, insülin, leptin, açlık-tokluk sinyalleri ve enerji depolarının durumu gibi bilgilerin işlenmesine katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle beynin glikoz değişikliklerine verdiği yanıtların bozulması teorik olarak yalnızca iştahı değil, bütün vücudun metabolik kontrolünü de etkileyebilir.</p>

<p>Ancak yeni çalışma doğrudan “beynin şekeri algılamayı bıraktığını” göstermiyor.</p>

<p>Araştırmacıların ölçtüğü temel özellik, <strong>kan şekeri yükseldiğinde farklı beyin hücrelerinde ortaya çıkan transkripsiyonel, yani gen aktivitesine ilişkin yanıtlar</strong> oldu.</p>

<h2>Araştırmada hangi beyin bölgeleri incelendi?</h2>

<p>Çalışmada metabolik kontrol açısından önemli üç bölge değerlendirildi:</p>

<p><strong>Arkuat çekirdek, ventromedial hipotalamus ve dorsal vagal kompleks.</strong></p>

<p>Bu bölgelerin tümü besin alımı, enerji dengesi ve glikoz metabolizmasının sinirsel kontrolünde rol oynuyor.</p>

<p>Araştırmacılar <strong>kontrol diyetiyle</strong> ve yüksek yağlı diyetle beslenen erkek farelerin beyinlerinden örnekler aldı.</p>

<p>Daha sonra hayvanlara damar yoluyla glikoz veya kontrol amacıyla tuzlu su verildi.</p>

<p>Araştırmanın amacı, kan şekeri yükseldiğinde farklı beyin hücrelerinin gen aktivitesinin nasıl değiştiğini belirlemekti.</p>

<h2>75 bin 787 hücre tek çekirdek düzeyinde incelendi</h2>

<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri kullanılan yöntemdi.</p>

<p>Araştırmacılar <strong>tek çekirdek RNA dizilemesi</strong> olarak bilinen yöntemle toplam 75 bin 787 hücreyi değerlendirdi.</p>

<p>Bu teknoloji, beyin dokusunu tek bir bütün olarak incelemek yerine farklı hücre türlerinin değişikliklere nasıl yanıt verdiğini ayrı ayrı değerlendirmeye olanak sağlıyor.</p>

<p>Böylece araştırmacılar yalnızca “beyinde bir değişiklik oldu” demek yerine hangi hücre tiplerinin hiperglisemiye yanıt verdiğini inceleyebildi.</p>

<h2>Kontrol diyetiyle beslenen farelerde belirgin yanıt görüldü</h2>

<p>Kontrol diyetiyle beslenen farelerde kan şekeri yükseltildiğinde bazı beyin hücrelerinde belirgin gen aktivitesi değişiklikleri ortaya çıktı.</p>

<p>Özellikle astrositler ve oligodendrositler olarak bilinen destek hücrelerinde farklı beyin bölgelerinde ortak transkripsiyonel yanıtlar görüldü.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca <strong>Ghrh nöronlarının</strong> da yüksek kan şekerine yanıt verdiğini tespit etti.</p>

<p>Bu nöronlarda görülen gen aktivitesi değişikliklerinin, nöronal aktivitenin azalmasıyla uyumlu olduğu değerlendirildi.</p>

<p>Ancak bu bulgu, nöronal aktivitenin doğrudan ve kesin biçimde azaldığının gösterildiği anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Yüksek yağlı diyetle beslenen farelerde yanıt değişti</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu yüksek yağlı diyet grubunda ortaya çıktı.</p>

<p>Yüksek yağlı diyet, beyin hücrelerinin gen aktivitesinde geniş çaplı değişikliklerle ilişkiliydi.</p>

<p>Daha önemlisi, kontrol diyetiyle beslenen farelerde hiperglisemi sonrasında görülen bazı hücresel ve transkripsiyonel yanıtların yüksek yağlı diyetle beslenen farelerde <strong>büyük ölçüde kaybolduğu veya tersine döndüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, yüksek yağlı diyet koşullarında beynin kan şekeri yükselmesine verdiği normal hücresel yanıtların bozulabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Çalışma:</p>

<p><strong>“Beyin artık kan şekerini algılayamıyor”</strong></p>

<p>sonucunu göstermiyor.</p>

<p>Daha doğru bilimsel ifade:</p>

<p><strong>Beynin hiperglisemiye verdiği normal hücresel ve transkripsiyonel yanıtların yüksek yağlı diyet koşullarında önemli ölçüde değiştiği.</strong></p>

<h2>Hangi nöronlarda değişiklik görüldü?</h2>

<p>Yüksek yağlı diyetin etkileri tek bir hücre grubuyla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Araştırmada özellikle bazı:</p>

<p><strong>Agrp, Ghrh, Trh/Cxcl12 ve Th/Slc6a3 nöronlarında</strong></p>

<p>gen aktivitesi farklılıkları bildirildi.</p>

<p>Bu hücre gruplarının bir bölümü iştah, enerji dengesi, hormonal düzenleme ve metabolik kontrolle bağlantılı.</p>

<p>Bu bulgular, yüksek yağlı diyetin beyin metabolizmasını tek bir yol üzerinden değil, birden fazla hücresel sistem üzerinden etkileyebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak bu mekanizmaların insanlarda aynı biçimde çalışıp çalışmadığı henüz bilinmiyor.</p>

<h2>Bulgular tip 2 diyabeti açıklıyor mu?</h2>

<p>Henüz hayır.</p>

<p>Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor.</p>

<p>Beynin glikoz değişikliklerine verdiği yanıtların bozulması bu ilişkinin olası mekanizmalarından biri olabilir.</p>

<p>Ancak yeni çalışma:</p>

<p><strong>“Beyindeki glikoz algısının bozulması tip 2 diyabete neden olur”</strong></p>

<p>sonucunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Tip 2 diyabetin gelişiminde insülin direnci, pankreas beta hücrelerinin işlevi, karaciğer, kas dokusu, yağ dokusu, genetik yatkınlık, beslenme ve fiziksel aktivite dahil çok sayıda faktör rol oynuyor.</p>

<p>Yeni araştırma bu karmaşık sistemin yalnızca beyinle ilgili bir bölümüne ışık tutuyor.</p>

<h2>Daha önce de benzer bulgular elde edilmişti</h2>

<p>Beyindeki glikoz algısının obezite koşullarında değişebileceği düşüncesi tamamen yeni değil.</p>

<p>Daha önce yapılan hayvan çalışmalarında hipotalamustaki <strong>POMC nöronlarının glikoza verdiği yanıtın obezite koşullarında bozulabildiğine</strong> ilişkin bulgular elde edilmişti.</p>

<p>Yeni araştırmanın önemli farklarından biri yalnızca tek bir nöron grubuna odaklanmaması.</p>

<p>Araştırmacılar on binlerce hücreyi aynı anda inceleyerek glikoz yanıtının farklı hücre tipleri ve farklı beyin bölgelerinde nasıl değiştiğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, beynin metabolik yanıt sistemine ilişkin daha geniş bir hücresel harita sunuyor.</p>

<h2>İnsan genetiğiyle de bağlantı araştırıldı</h2>

<p>Araştırmacılar farelerden elde ettikleri sonuçları insanlarla ilgili genetik verilerle de karşılaştırdı.</p>

<p>Çalışmada, <strong>fare ve insan GHRH nöronlarında zenginleşen bazı genlerin insanlardaki glisemik özelliklerle ilişkilendirilmiş genetik bölgelerde bulunduğu</strong> gösterildi.</p>

<p>Bu bağlantı, araştırılan mekanizmanın insan metabolizması açısından da önemli olabileceğine yönelik bir ipucu sunuyor.</p>

<p>Ancak bu sonuç:</p>

<p><strong>“İnsanlarda da aynı mekanizma kanıtlandı”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Genetik bağlantılar, mekanizmanın insanlarda daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini gösteriyor.</p>

<h2>Çalışma insanlarda mı yapıldı?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlamalarından biri bu.</p>

<p>Deneyler <strong>erkek farelerde</strong> gerçekleştirildi.</p>

<p>Bu nedenle sonuçların kadın farelere veya insanlara doğrudan genellenmesi mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca araştırmada kullanılan yüksek yağlı diyet modeli, insanlarda görülen obezitenin bütün nedenlerini temsil etmiyor.</p>

<p>İnsanlarda obezite; genetik, çevresel, hormonal, davranışsal ve sosyal çok sayıda faktörün etkileşimi sonucunda gelişebiliyor.</p>

<p><strong>Bu nedenle sonuçlar, insanlarda beslenmeyle ilişkili veya diğer nedenlerle gelişen obezite biçimlerinin tamamına doğrudan genellenemez.</strong></p>

<p>İnsan beynindeki glikoz yanıtlarının benzer şekilde etkilenip etkilenmediğini gösterecek ek araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<h2>“Yağlı yemek beynin şeker sensörünü kapatıyor” demek doğru mu?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu çalışma tek bir yağlı öğünün veya belirli bir yiyeceğin beynin kan şekeri yanıtını bozduğunu göstermedi.</p>

<p>Araştırma, belirli süre boyunca yüksek yağlı diyetle beslenen deney hayvanlarını değerlendirdi.</p>

<p>Bu nedenle bulgular:</p>

<p><strong>“Yağlı yemek beynin şeker algısını bozar”</strong></p>

<p>şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Daha doğru ifade:</p>

<p><strong>Yüksek yağlı diyet koşullarında beynin kan şekeri yükselmesine verdiği bazı hücresel ve transkripsiyonel yanıtların önemli ölçüde değiştiği görüldü.</strong></p>

<h2>Kilo verilirse bu sistem düzelir mi?</h2>

<p>Bu araştırma bu soruya yanıt vermiyor.</p>

<p>Çalışmada kilo kaybının, egzersizin, beslenme değişikliğinin veya obezite tedavilerinin beyindeki değişen glikoz yanıtlarını eski haline getirip getirmediği test edilmedi.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>“Kilo verildiğinde beynin şeker algısı düzelir”</strong></p>

<p>şeklinde bir sonuç çıkarmak için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu soru gelecekte yapılacak araştırmalar açısından önemli başlıklardan biri.</p>

<h2>Obezite yalnızca fazla kilo değil</h2>

<p>Yeni çalışma, obezite araştırmalarında giderek önem kazanan daha geniş bir bakış açısını da destekliyor.</p>

<p>Vücudun metabolik kontrolünde yağ dokusu, karaciğer, kas, pankreas, bağırsak ve beyin arasında sürekli bir iletişim bulunuyor.</p>

<p>Hormonlar, besin sinyalleri ve sinir sistemi üzerinden yürüyen bu iletişim enerji dengesinin ve kan şekeri kontrolünün sürdürülmesine katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu ağdaki bozulmalar insülin direnci ve diğer metabolik değişikliklerle ilişkili olabilir.</p>

<p>Yeni araştırma, beynin de bu metabolik sistemin aktif parçalarından biri olduğunu gösteren deneysel verilere yenilerini ekliyor.</p>

<h2>Araştırmanın finansmanı ve çıkar çatışmaları açıklandı</h2>

<p>Araştırmacılar makalede finansman kaynaklarını ve olası çıkar çatışmalarını da beyan etti.</p>

<p>Araştırma ekibinde <strong>Novo Nordisk ile kurumsal veya araştırma bağlantıları bulunan bazı isimlerin yer aldığı</strong> bildirildi. Çalışmanın yürütüldüğü araştırma merkezinin de Novo Nordisk Foundation tarafından sağlanan koşulsuz destekten yararlandığı belirtildi.</p>

<p>Bu bağlantılar çalışmanın sonuçlarını tek başına geçersiz kılmıyor.</p>

<p>Ayrıca araştırmada <strong>herhangi bir obezite ilacı, ticari ürün veya tedavi test edilmedi.</strong></p>

<p>Bu nedenle çalışma, belirli bir ilacın etkinliğini veya güvenliğini değerlendiren bir klinik araştırma niteliği taşımıyor.</p>

<h2>Araştırmanın en önemli mesajı ne?</h2>

<p>Çalışma, beynin kan şekeri yükselmesine hücresel ve genetik düzeyde yanıt verdiğini ve bu yanıtların yüksek yağlı diyet koşullarında önemli ölçüde değişebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma:</p>

<p><strong>insanlarda yapılmadı,</strong></p>

<p><strong>obezitenin tip 2 diyabete bu mekanizmayla neden olduğunu kanıtlamadı,</strong></p>

<p><strong>tek bir yağlı öğünün bu değişikliklere yol açtığını göstermedi,</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>kilo kaybının veya herhangi bir tedavinin sistemi düzelttiğini test etmedi.</strong></p>

<p>Bu nedenle araştırmanın en güvenli bilimsel mesajı şöyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Yüksek yağlı diyetle beslenen erkek farelerde, beynin kan şekeri yükselmesine verdiği normal hücresel ve transkripsiyonel yanıtlar önemli ölçüde değişti. Bu mekanizmanın insan metabolizmasındaki klinik önemini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.</strong></p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>Nature Communications — Beynin glikoz yanıtlarının yüksek yağlı diyet koşullarında değişimine ilişkin araştırma, 31 Ağustos 2026</li>
 <li>Nature — POMC nöronları, glikoz algısı ve obeziteye ilişkin deneysel çalışma</li>
 <li>University of Copenhagen — Novo Nordisk Foundation Center for Basic Metabolic Research</li>
</ul>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/obezite-beynin-yuksek-kan-sekerine-verdigi-yaniti-bozuyor-mu-yeni-calismadan-bulgular</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/obezite-beyin-seker-yaniti.webp" type="image/jpeg" length="58159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşitme Kaybı Demans Riskinde Sanılandan Daha Etkili Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-demans-riskinde-sanilandan-daha-etkili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-demans-riskinde-sanilandan-daha-etkili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırmalar, yaşlılarda klinik olarak ölçülen işitme kaybının demans riskiyle ilişkili olabileceğini; işitme cihazlarının ise bazı gruplarda bilişsel gerilemeyi yavaşlatabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlılarda işitme kaybı, yalnızca günlük konuşmaları zorlaştıran bir sorun olarak görülmüyor. Son yıllarda yayımlanan geniş ölçekli araştırmalar, duyma güçlüğünün demans riskiyle ilişkili olabileceğini ve işitme cihazı kullanımının bazı kişilerde bilişsel gerilemeyle bağlantılı riskleri azaltabileceğini gösteriyor.</p>

<p>JAMA Otolaryngology–Head &amp; Neck Surgery’de yayımlanan 2025 tarihli bir kohort çalışmasında, 66-90 yaş aralığındaki 2.946 kişi sekiz yıla kadar izlendi. Araştırmada, demans vakalarının yüzde 32’ye kadar olan bölümünün objektif işitme testleriyle saptanan işitme kaybıyla ilişkilendirilebileceği hesaplandı.</p>

<p>Çalışmanın öne çıkan yanı, kişilerin “iyi duyuyorum” ya da “duymakta zorlanıyorum” şeklindeki beyanlarına değil, odyometrik ölçümlere dayanması oldu. Katılımcıların yüzde 66,1’inde testle saptanan işitme kaybı bulunurken, yalnızca yüzde 37,2’si işitme sorunu yaşadığını bildirdi. Bu fark, yaşlılarda işitme kaybının çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar, kendiliğinden bildirilen işitme kaybının demans riskiyle aynı güçte ilişki göstermediğini belirtti. Bu bulgu, özellikle 65 yaş sonrası düzenli işitme değerlendirmesinin yalnızca konfor değil, genel beyin sağlığı açısından da daha fazla gündeme alınması gerektiğini düşündürüyor.</p>

<p>2024 yılında aynı dergide yayımlanan Danimarka merkezli çok daha büyük bir analiz de benzer bir tablo sundu. Güney Danimarka’da 50 yaş ve üzerindeki 573.088 kişinin verileri incelendi; ortalama 8,6 yıllık takipte 23.023 demans vakası kaydedildi. İşitme kaybı olanlarda demans riski, işitme kaybı olmayanlara göre yüzde 7 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Aynı analizde işitme cihazı kullanmayan işitme kayıplı bireylerde demans riski daha belirgin seyretti. İşitme cihazı kullanmayanlarda risk artışı yaklaşık yüzde 20 düzeyindeyken, işitme cihazı kullananlarda bu oran yaklaşık yüzde 6 olarak hesaplandı. Bu sonuç, cihaz kullanımının riski tamamen ortadan kaldırdığını değil, daha düşük riskle ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bilim insanları bu ilişkiyi birkaç mekanizmayla açıklıyor. İşitme azaldığında beyin konuşmaları çözmek için daha fazla çaba harcayabiliyor; bu da zihinsel yükü artırabiliyor. Duyma güçlüğü ayrıca sosyal ortamlardan çekilmeye, yalnızlığa ve daha az zihinsel uyarana yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar, işitme cihazlarını “demansı önleyen tedavi” gibi sunmanın doğru olmadığını vurguluyor. Mevcut veriler daha çok ilişki düzeyinde; yani işitme kaybı ve demans arasında güçlü bir bağlantı var, ancak her birey için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulmuş değil.</p>

<p>Yine de tablo pozitif bir mesaj taşıyor: İşitme kaybı tedavi edilebilir bir durum. Uygun kişide işitme cihazı, iletişimi kolaylaştırabilir, sosyal katılımı artırabilir, günlük yaşam kalitesini yükseltebilir ve bazı riskli gruplarda bilişsel gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu konuda en güçlü verilerden biri de ACHIEVE çalışmasından geldi. 70-84 yaş aralığındaki 977 yaşlı yetişkini izleyen randomize çalışmada, bilişsel gerileme riski yüksek olan grupta işitme müdahalesi üç yıl içinde düşünme ve hafıza becerilerindeki gerilemeyi yüzde 48 oranında yavaşlattı.</p>

<p>Araştırmaların ortak mesajı net: Yaşlı bireylerde “televizyonun sesini artırma”, “kalabalıkta konuşmaları kaçırma”, “sık sık tekrar ettirme” gibi belirtiler hafife alınmamalı. Bu şikâyetler yalnızca kulak sağlığıyla değil, sosyal yaşam ve bilişsel sağlıkla da ilişkili olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hekim önerisiyle yapılacak işitme testi, sorunun tipini ve derecesini belirlemenin en güvenilir yoludur. Her işitme kaybı işitme cihazıyla düzelmeyebilir; özellikle beynin sesleri işleme süreçleriyle ilgili merkezi işitme sorunlarında farklı değerlendirmeler gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle en doğru yaklaşım, işitme kaybını erken fark etmek, kulak burun boğaz uzmanı veya odyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmek ve uygun görülürse cihaz ya da rehabilitasyon seçeneklerini geciktirmemektir. Demans riskini tek başına bir cihazla açıklamak doğru olmasa da, daha iyi duymak daha aktif, daha sosyal ve daha güvenli bir yaşlılık için güçlü bir adımdır.</p>

<p><strong>Bu haber; Emily Ishak ve arkadaşlarının 2025 tarihli “Population Attributable Fraction of Incident Dementia Associated With Hearing Loss” çalışması, Manuella Lech Cantuaria ve arkadaşlarının 2024 tarihli “Hearing Loss, Hearing Aid Use, and Risk of Dementia in Older Adults” çalışması, ACHIEVE Collaborative Research Group verileri, JAMA Otolaryngology–Head &amp; Neck Surgery ve The Lancet yayınları temel alınarak hazırlanmıştır. DOI: 10.1001/jamaoto.2025.0192; DOI: 10.1001/jamaoto.2023.3509; DOI: 10.1016/S0140-6736(23)01406-X </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-demans-riskinde-sanilandan-daha-etkili-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9462.jpeg" type="image/jpeg" length="83403"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama İğnelerinin Kilo Dışındaki Faydaları Bilimsel Kanıtlarla Sıralandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinin-kilo-disindaki-faydalari-bilimsel-kanitlarla-siralandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinin-kilo-disindaki-faydalari-bilimsel-kanitlarla-siralandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 temelli kilo verme ilaçlarının etkisi tartının ötesine uzanıyor. Yeni araştırmalar böbrek, kalp, uyku apnesi ve diz ağrısında güçlü veriler sunarken demans ve kanserde temkin çağrısı yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>GLP-1 temelli kilo verme ilaçları artık yalnızca tartıda sağladıkları değişimle değerlendirilmiyor. Büyük randomize araştırmalar; bazı ilaçların kalp-damar olaylarını, böbrek hastalığının ilerlemesini ve obeziteyle bağlantılı uyku apnesinin şiddetini azaltabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ağustos 2026 itibarıyla en güçlü yeni bulgulardan biri tirzepatid ile elde edildi. SURPASS-CVOT araştırmasının önceden planlanmış böbrek analizinde, tip 2 diyabeti ve kalp-damar hastalığı bulunan 13 bin 299 kişi yaklaşık dört yıl boyunca izlendi.</p>

<p>Tirzepatid grubunda majör böbrek olayları katılımcıların yüzde 6,0’sında, dulaglutid grubunda ise yüzde 7,6’sında görüldü. Bu veriler tirzepatid lehine yüzde 23 göreli risk azalmasına, iki grup arasında ise 1,6 puanlık mutlak farka karşılık geldi.</p>

<p>Çalışmanın güçlü yönlerinden biri, tirzepatidin etkisiz bir maddeyle değil, kalp ve böbrek üzerinde koruyucu etkileri bilinen dulaglutidle karşılaştırılmasıydı. Her iki ilaç da haftada bir kez uygulandı; katılımcılar ve araştırmacılar hangi ilacın verildiğini bilmiyordu.</p>

<p>Böbrek sonucunun kapsamı doğru okunmalı</p>

<p>Araştırmadaki birleşik böbrek sonucu; kalıcı makroalbüminüri gelişmesi, böbreğin süzme kapasitesinde en az yüzde 50 kalıcı düşüş, son dönem böbrek hastalığı veya böbrek kaynaklı ölümden oluşuyordu.</p>

<p>Tirzepatidin sağladığı avantajın önemli bölümü, idrarda yüksek miktarda protein kaçağı anlamına gelen yeni makroalbüminüri vakalarının azalmasından kaynaklandı. Bu nedenle bulgu, “böbrek yetmezliği yüzde 23 azaldı” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Yüksek böbrek riski taşıyan katılımcılarda birleşik sonuç tirzepatid grubunda yüzde 12,2, dulaglutid grubunda yüzde 14,5 olarak kaydedildi. Araştırmacılar bu grupta böbrek fonksiyonundaki kaybın da daha yavaş seyrettiğini bildirdi.</p>

<p>Analizin önceden planlanmış olması güvenilirliği artırıyor. Yine de böbrek sonuçları SURPASS-CVOT’un ana hedefinden ayrı, keşifsel bir değerlendirme olduğu için tirzepatidin yalnızca böbrek hastalığına yönelik kullanımını belirleyecek bağımsız çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>Kalp-damar koruması daha önce gösterildi</p>

<p>GLP-1 temelli tedavilerin kilo dışındaki en yerleşik faydalarından biri kalp-damar sistemiyle ilgili. SELECT araştırmasında semaglutid; diyabeti bulunmayan, fazla kilolu veya obez ve daha önce kalp-damar hastalığı geçirmiş 17 bin 604 yetişkinde incelendi.</p>

<p>Semaglutid, kalp-damar kaynaklı ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi veya ölümcül olmayan inmeden oluşan birleşik riski plaseboya göre yüzde 20 azalttı. Bu sonuç semaglutidin belirli hasta grubunda ciddi kalp-damar olaylarını azaltmaya yönelik kullanım onayı almasını sağladı.</p>

<p>SURPASS-CVOT çalışmasında tirzepatid de kalp-damar ölümü, kalp krizi veya inme bakımından dulaglutidden daha kötü bulunmadı. Tirzepatidin sağladığı ek farkın büyüklüğü ise kullanılan birleşik sonuca ve analiz yöntemine göre değişiyor.</p>

<p>Diz ağrısındaki yüzde 59 nasıl okunmalı?</p>

<p>Semaglutid, obeziteyle ilişkili diz osteoartritinde de randomize bir araştırmada değerlendirildi. STEP 9 çalışmasına obezitesi ve orta-ağır diz ağrısı bulunan 407 yetişkin katıldı.</p>

<p>Başlangıçta yaklaşık 70,9 olan WOMAC ağrı puanı, 68 haftanın sonunda semaglutid grubunda ortalama 41,7 puan, plasebo grubunda 27,5 puan azaldı. Bu değişimler başlangıca göre yaklaşık yüzde 59 ve yüzde 39 iyileşme anlamına geliyor.</p>

<p>“Semaglutid plaseboya göre ağrıyı yüzde 59 daha fazla azalttı” ifadesi bu nedenle doğru değil. Yüzde 59, semaglutid grubunun kendi başlangıç değerine göre elde ettiği azalmayı gösteriyor; plasebo grubunda da kayda değer bir iyileşme görüldü.</p>

<p>Semaglutid kullananlarda ortalama vücut ağırlığı yüzde 13,7, plasebo grubunda yüzde 3,2 azaldı. Tedavi fiziksel işlevi de iyileştirdi ancak çalışma eklem kıkırdağının onarıldığını veya hastalığın yapısal ilerlemesinin durduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>Uyku apnesinde tedavi onayı geldi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tirzepatid, obezitesi bulunan yetişkinlerde orta ve ağır obstrüktif uyku apnesi için randomize çalışmalarda başarılı sonuç verdi. Tedavi, uyku sırasında solunumun durması veya yüzeyselleşmesini gösteren apne-hipopne indeksini belirgin ölçüde düşürdü.</p>

<p>Bu bulguların ardından tirzepatid, ABD’de obezitesi bulunan yetişkinlerde orta-ağır obstrüktif uyku apnesi için onaylanan ilk ilaç oldu. Tedavinin düşük kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteyle birlikte kullanılması öngörüldü.</p>

<p>Uyku apnesindeki düzelmenin ne kadarının doğrudan ilaç etkisinden, ne kadarının kilo kaybından kaynaklandığı kesin olarak ayrıştırılmış değil. Obeziteye bağlı boyun ve karın çevresi yağlanmasının azalması, solunum yolundaki mekanik yükü hafifletebiliyor.</p>

<p>Karaciğer ve kalp yetersizliğinde de klinik karşılığı var</p>

<p>Semaglutid, metabolik işlev bozukluğuyla ilişkili steatohepatitte karaciğer biyopsisiyle değerlendirilen hastalık aktivitesini azaltabildi. Veriler, fibroziste kötüleşme olmadan steatohepatitin gerilemesi açısından klinik yarar gösterdi.</p>

<p>Siroz, karaciğer yetmezliği ve yaşam süresi gibi uzun vadeli sonuçlar için daha uzun takip gerekiyor. Bu nedenle karaciğerdeki histolojik iyileşme, bütün hastaların ileri karaciğer hastalığından korunacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Semaglutid ve tirzepatid, obeziteyle ilişkili korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliğinde de nefes darlığı, fiziksel kısıtlılık ve yaşam kalitesi ölçümlerini iyileştirdi. Bazı çalışmalarda kalp yetersizliğinin kötüleşmesine bağlı olaylarda da azalma kaydedildi.</p>

<p>Alkol kullanımında ilk kontrollü sonuç</p>

<p>Semaglutidin alkol kullanım bozukluğundaki etkisini araştıran 2026 tarihli randomize çalışmaya obezitesi bulunan ve tedavi arayan 108 yetişkin alındı. Katılımcıların tamamına bilişsel davranışçı terapi verilirken ilaç koluna semaglutid, kontrol koluna plasebo uygulandı.</p>

<p>Ağır alkol tüketilen günlerin oranı semaglutid grubunda 41,1 puan, plasebo grubunda 26,4 puan azaldı. Semaglutidin psikoterapiye ek katkısı 13,7 puan olarak hesaplandı.</p>

<p>Sonucun yalnızca ilaca bağlanması doğru değil; plasebo ve psikoterapi grubunda da belirgin düzelme görüldü. Örneklemin küçük olması, bütün katılımcıların obeziteyle yaşaması ve takibin 26 haftayla sınırlı kalması nedeniyle daha büyük araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Semaglutid veya başka bir GLP-1 temelli ilaç henüz alkol kullanım bozukluğu tedavisi için onaylanmış değil. Bu ilaçların mevcut psikososyal ve tıbbi tedavilerin yerine kullanılması önerilmiyor.</p>

<p>Demans konusunda sonuç yok değil, olumsuz sonuç var</p>

<p>GLP-1 ilaçlarıyla ilgili paylaşımlarda demans için henüz klinik sonuç bulunmadığı sıkça ileri sürülüyor. Bu bilgi güncelliğini yitirdi.</p>

<p>Oral semaglutidin erken semptomatik Alzheimer hastalığındaki etkisini araştıran EVOKE ve EVOKE+ Faz 3 çalışmalarına 3 bin 800’den fazla kişi katıldı. Kasım 2025’te açıklanan sonuçlarda semaglutid bazı Alzheimer biyobelirteçlerini iyileştirse de hastalığın klinik ilerlemesini plaseboya göre anlamlı biçimde yavaşlatamadı.</p>

<p>Bu çalışmalar Alzheimer belirtileri başlamış kişileri kapsıyordu. İlacın henüz belirti gelişmemiş riskli bireylerde koruyucu olup olmadığı ise farklı bir araştırma sorusu olmaya devam ediyor.</p>

<p>Alzheimer’s Association, Temmuz 2026’da 100 milyon dolarlık PROTECT-Cog çalışmasını duyurdu. Üç yıllık araştırmada, demans riski yüksek yaşlılarda yapılandırılmış yaşam tarzı programına GLP-1 agonisti veya benzer metabolik etkili bir ilaç eklenmesinin bilişsel gerilemeyi geciktirip geciktirmediği araştırılacak.</p>

<p>Bu nedenle güncel kanıt, semaglutidin Alzheimer tedavisinde başarılı olmadığını gösteriyor. Demansı hastalık başlamadan önce önleme ihtimali ise henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>Kanser bulguları neden temkinle karşılanıyor?</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının kanser ilerlemesiyle ilişkisini araştıran gerçek yaşam analizleri, bazı tümörlerde daha düşük metastaz oranları bildirdi. Yüksek riskli, kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle BCG tedavisi alan hastalara ilişkin gözlemsel bir analizde invaziv hastalığa ilerleme riskinin GLP-1 kullananlarda yüzde 57 daha düşük olduğu öne sürüldü.</p>

<p>Bu araştırmada ilaçlar kanser tedavisi amacıyla verilmedi ve hastalar rastgele gruplara ayrılmadı. Diyabet kontrolü, vücut ağırlığı, eşlik eden hastalıklar, kullanılan diğer ilaçlar ve sağlık hizmetine erişim sonuçları etkilemiş olabilir.</p>

<p>2026 Amerikan Klinik Onkoloji Derneği toplantısında sunulan başka bir gerçek yaşam analizinde de GLP-1 kullanan akciğer, meme, kolorektal ve karaciğer kanseri hastalarında dördüncü evreye ilerleme olasılığının daha düşük olduğu bildirildi. Bu ilişkiler ilaçların kanseri tedavi ettiğini veya metastazı doğrudan önlediğini kanıtlamıyor.</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçların kanser tedavisi amacıyla kullanılması için randomize klinik araştırmalar gerekiyor. Mevcut gözlemsel veriler, tedavi önerisi oluşturmak yerine yeni araştırmaların yönünü belirleyebilir.</p>

<p>Faydaların tamamı ilaçtan mı, kilo kaybından mı geliyor?</p>

<p>GLP-1 temelli tedavilerin çok sayıda organı etkileyebilmesi tek bir mekanizmayla açıklanmıyor. Kilo kaybının yanı sıra kan şekeri, kan basıncı, iç organ yağlanması, inflamasyon, damar işlevi ve böbrekteki protein kaçağı üzerinde oluşan değişimler birlikte rol oynayabiliyor.</p>

<p>Diz osteoartriti ve uyku apnesindeki kazanımların önemli bir bölümü kilo kaybının mekanik etkileriyle bağlantılı görünüyor. Kalp ve böbrek sonuçlarında ise yalnızca tartıdaki azalmayla açıklanamayabilecek biyolojik etkiler bulunduğuna ilişkin veriler artıyor.</p>

<p>Her sonuç bütün GLP-1 ilaçlarına genellenemiyor. Semaglutid bir GLP-1 reseptör agonisti iken tirzepatid hem GIP hem GLP-1 reseptörlerini hedefleyen çift etkili bir ilaç olarak sınıflandırılıyor.</p>

<p>İlaç seçimi; kişinin obezite durumu, diyabeti, kalp ve böbrek hastalıkları, kullandığı diğer tedaviler ve yan etki riski dikkate alınarak hekim tarafından yapılmalı. Araştırmalardaki oranlar, ilacın sağlıklı kişiler tarafından korunma amacıyla veya hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmasını desteklemiyor.</p>

<p><strong>Haberde kullanılan bilimsel veriler; 2026 tarihli SURPASS-CVOT böbrek analizi, 2024 tarihli STEP 9 araştırması, SELECT, SUMMIT, SURMOUNT-OSA, EVOKE ve EVOKE+ Faz 3 programları ile Alzheimer’s Association PROTECT-Cog açıklamasına dayanmaktadır. SURPASS-CVOT böbrek analizi The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology dergisinde yayımlanmıştır. DOI: 10.1016/S2213-8587(26)00032-X. STEP 9 araştırması New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanmıştır. DOI: 10.1056/NEJMoa2403664. </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinin-kilo-disindaki-faydalari-bilimsel-kanitlarla-siralandi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9420.jpeg" type="image/jpeg" length="60735"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Troponin Testlerinde Kalp Krizi İçin Kadın ve Erkekte Farklı Eşik Önerisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/troponin-testlerinde-kalp-krizi-icin-kadin-ve-erkekte-farkli-esik-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/troponin-testlerinde-kalp-krizi-icin-kadin-ve-erkekte-farkli-esik-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uluslararası kardiyoloji kuruluşlarının yayımladığı yeni kalp krizi tanımı, hastalığı üç ana grupta ele alıyor ve kadınlarda cinsiyete özgü troponin eşiklerinin kullanılmasını öne çıkarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kalp Krizi Tanımı Değişti: Kadınlar İçin Yeni Troponin Yaklaşımı</p>

<p>Kalp krizinin tanısı ve sınıflandırılmasında dünya genelinde kullanılan temel bilimsel çerçeve yenilendi. Avrupa ve ABD’nin önde gelen kardiyoloji kuruluşlarının hazırladığı Beşinci Evrensel Miyokard Enfarktüsü Tanımı, 2026 yılında yayımlanarak 2018’den bu yana kullanılan sistemin yerini almaya başladı.</p>

<p>Yeni belgede miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi, oluş mekanizmasına göre daha sade ve klinik kullanıma dönük bir yapıda ele alınıyor. Değişikliklerin özellikle troponin testlerinin değerlendirilmesi, kadınlarda tanı eşikleri ve kalp damarlarında ciddi tıkanıklık bulunmayan hastaların incelenmesi üzerinde etkili olması bekleniyor.</p>

<p>Beş ayrı tip yerine daha sade sınıflandırma</p>

<p>Önceki evrensel tanımda kalp krizleri Tip 1, Tip 2, Tip 3, Tip 4 ve Tip 5 gibi farklı gruplara ayrılıyordu.</p>

<p>Yeni yaklaşımda ise sınıflandırmanın daha doğrudan biçimde hastalığın nasıl geliştiğini anlatması hedefleniyor. Kalp krizleri temel olarak primer, sekonder ve tıbbi işlemlerle ilişkili miyokard enfarktüsü başlıkları altında değerlendiriliyor.</p>

<p>Primer grupta yalnızca klasik damar içi pıhtı oluşumu değil, koroner damarın kendiliğinden yırtılması, damar spazmı ve kalp damarına pıhtı taşınması gibi farklı mekanizmaların da daha açık biçimde tanımlanması amaçlanıyor.</p>

<p>Bu değişiklik, aynı laboratuvar bulgusuna sahip iki hastanın aslında birbirinden tamamen farklı nedenlerle kalp krizi geçirebileceğinin daha net biçimde dikkate alınmasını sağlıyor.</p>

<p>Kadınlarda troponin değerleri için önemli değişiklik</p>

<p>Yeni belgenin klinik uygulamada en fazla tartışılması beklenen bölümlerinden biri yüksek duyarlıklı kardiyak troponin testleriyle ilgili.</p>

<p>Troponin, kalp kası hücrelerinde hasar oluştuğunda kana geçen bir proteindir. Günümüzde acil servise göğüs ağrısıyla başvuran hastalarda kalp krizinin değerlendirilmesinde en önemli laboratuvar testlerinden biri olarak kullanılıyor.</p>

<p>Yeni tanım, kullanılan test sistemi için uygun olduğunda kadınlar ve erkeklerde cinsiyete özgü 99. persentil troponin sınırlarının dikkate alınmasını destekliyor.</p>

<p>Bunun nedeni sağlıklı kadınlarda normal troponin düzeylerinin erkeklerden daha düşük olabilmesi. Kadın ve erkek için tek bir ortak üst sınır kullanılması bazı kadınlarda kalp kası hasarının tanınmasını zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Cinsiyete özgü eşiklerin kullanılması, özellikle sınırda troponin değerleri bulunan kadınlarda tanısal değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Tek başına yüksek troponin kalp krizi anlamına gelmiyor</p>

<p>Yeni tanımın altını çizdiği önemli noktalardan biri de kalp kası hasarı ile kalp krizinin aynı durum olmadığı.</p>

<p>Troponin yüksekliği kalp kasında hasar bulunduğunu gösterebilir. Ancak hastaya kalp krizi tanısı konulabilmesi için klinik bulgular, elektrokardiyografi, görüntüleme ve gerektiğinde koroner damar incelemeleriyle birlikte kalp kasında iskemi bulunduğuna ilişkin kanıt aranıyor.</p>

<p>Ağır enfeksiyonlar, ciddi kansızlık, hızlı ritim bozuklukları, böbrek hastalıkları ve ağır sistemik hastalıklar da troponin seviyesini yükseltebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni sistem, yalnızca laboratuvar değerine bakılarak kalp krizi tanısı konulmasının önüne geçmeyi amaçlıyor.</p>

<p>MINOCA artık son tanı olarak görülmüyor</p>

<p>Yeni belgede koroner damarlarında büyük bir tıkanıklık bulunmamasına rağmen kalp krizi bulguları gösteren hastaların değerlendirilmesine de özel yer veriliyor.</p>

<p>Bu hastalar uzun süredir MINOCA olarak adlandırılan klinik grupta değerlendiriliyordu. Yeni yaklaşım bu kavramı nihai tanıdan çok, altta yatan nedeni bulmaya yönelten geçici bir çalışma tanısı olarak ele alıyor.</p>

<p>Bu hastalarda kalp kası MR’ı, ayrıntılı koroner görüntüleme ve damar fonksiyonlarını değerlendiren yöntemlerle gerçek nedenin araştırılması gerekebiliyor.</p>

<p>Koroner damar spazmı, küçük damar hastalığı, damar yırtılması veya damar içerisine başka bir bölgeden pıhtı gelmesi aynı klinik tabloya yol açabiliyor.</p>

<p>Bu ayrım tedavi açısından önemli. Çünkü her mekanizma aynı ilaçlarla ve aynı yöntemlerle tedavi edilmiyor.</p>

<p>Tanıdaki değişiklik tedaviyi de etkileyebilir</p>

<p>Yeni sınıflandırmanın amacı yalnızca kalp krizlerinin isimlerini değiştirmek değil.</p>

<p>Kalp krizinin hangi mekanizmayla geliştiğinin daha doğru belirlenmesi, hastaya uygulanacak tedavinin seçimini de etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Damar içerisindeki aterosklerotik plağın yırtılmasıyla gelişen kalp krizinde uygulanan tedavi ile ağır enfeksiyon, ciddi kansızlık veya başka bir hastalığın kalbin oksijen ihtiyacını artırması sonucu ortaya çıkan kalp kası hasarının yönetimi aynı olmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni tanım, laboratuvar sonucu merkezli değerlendirmeden mekanizma merkezli değerlendirmeye geçişi güçlendiriyor.</p>

<p>Kadınlarda tanı farkı neden gündemde?</p>

<p>Kadınlarda kalp krizinin tanınmasının bazı durumlarda erkeklere göre daha güç olabildiği uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Bunun nedenlerinden biri laboratuvar eşiklerinin kadın ve erkeklerdeki biyolojik farklılıkları yeterince yansıtmaması olabilir.</p>

<p>Yeni yaklaşım, uygun yüksek duyarlıklı troponin testlerinde cinsiyete özgü sınırların kullanılmasını destekleyerek bu farkı azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Ancak troponin sınırındaki değişiklik tek başına kalp krizi tanısı anlamına gelmiyor. Hastanın şikâyetleri, elektrokardiyografi bulguları, troponinin zaman içindeki yükselme veya düşme biçimi ve diğer klinik veriler birlikte değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Türkiye’de ne değişebilir?</p>

<p>Yeni evrensel tanımın uluslararası kardiyoloji kılavuzlarına, laboratuvar uygulamalarına ve hastane protokollerine yansıması Türkiye açısından da yakından izlenecek.</p>

<p>Türkiye’deki birçok hastanede yüksek duyarlıklı troponin testleri kullanılıyor. Cinsiyete özgü referans sınırlarının yaygınlaşması halinde laboratuvar raporlama sistemlerinin ve acil servis algoritmalarının yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Kardiyoloji ve acil tıp kliniklerinde kalp krizi sınıflandırmasının değişmesi; tanı kodlamalarından klinik araştırmalara, hastane kayıtlarından sağlık istatistiklerine kadar geniş bir alanı etkileyebilir.</p>

<p>En belirgin değişikliklerden biri ise koroner damarlarında ciddi tıkanıklık bulunmayan hastalarda neden araştırmasının daha sistematik hale gelmesi olabilir.</p>

<p>Yeni sistemin günlük pratiğe ne ölçüde ve hangi hızda yansıyacağı ulusal kardiyoloji kuruluşlarının, laboratuvarların ve sağlık otoritelerinin uygulama kararlarına bağlı olacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Avrupa Kardiyoloji Derneği</li>
 <li>Amerikan Kardiyoloji Koleji</li>
 <li>Amerikan Kalp Derneği</li>
 <li>Dünya Kalp Federasyonu</li>
 <li>Journal of the American College of Cardiology, Beşinci Evrensel Miyokard Enfarktüsü Tanımı, DOI: 10.1016</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/troponin-testlerinde-kalp-krizi-icin-kadin-ve-erkekte-farkli-esik-onerisi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9393.jpeg" type="image/jpeg" length="53787"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Ritim Bozukluğunda İnme Riskini Azaltan Tedavi Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-ritim-bozuklugunda-inme-riskini-azaltan-tedavi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-ritim-bozuklugunda-inme-riskini-azaltan-tedavi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir klinik araştırma, atriyal fibrilasyonu ve orta düzeyde inme riski bulunan hastalarda doğrudan etkili kan sulandırıcıların istenmeyen klinik olayları azaltabileceğini gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atriyal Fibrilasyonda Kan Sulandırıcı Tedavi İçin Yeni Kanıt</p>

<p>Atriyal fibrilasyonu bulunan ancak inme riski yüksek kabul edilmeyen hastalarda kan sulandırıcı kullanımı uzun süredir tartışılıyordu. Yeni bir randomize çalışma, orta risk grubundaki bazı hastaların doğrudan etkili ağızdan alınan kan sulandırıcılardan yarar görebileceğini gösterdi.</p>

<p>SINGLE-AF adı verilen araştırmada tedavi; inme, sistemik emboli, büyük kanama veya kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümden oluşan birleşik sonlanımın iki yıllık görülme oranını yüzde 1,5’ten yüzde 0,5’e düşürdü.</p>

<p>Atriyal Fibrilasyon Nedir?</p>

<p>Atriyal fibrilasyon, kalbin üst odacıklarının düzenli biçimde kasılamadığı bir ritim bozukluğudur. Kalpte göllenebilen kan pıhtı oluşturabilir; pıhtının beyin damarına ulaşması ise inmeye yol açabilir.</p>

<p>Hastalarda çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik veya göğüste rahatsızlık görülebilir. Bazı kişilerde ise ritim bozukluğu hiçbir belirti vermeden yapılan muayene ya da elektrokardiyografi sırasında fark edilir.</p>

<p>Bin 803 Hasta İki Yıl Takip Edildi</p>

<p>Güney Kore’deki 18 merkezde yürütülen açık etiketli çalışmaya atriyal fibrilasyonu bulunan 1.803 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 60, kadınların oranı ise yaklaşık yüzde 24’tü.</p>

<p>Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba apiksaban veya rivaroksaban verilirken diğer grup kan sulandırıcı tedavi kullanmadan izlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmaya, inme riski değerlendirmesinde kullanılan CHA₂DS₂-VASc puanı erkeklerde 1, kadınlarda 2 olan hastalar alındı. Bu puanlama; yaş, hipertansiyon, diyabet, kalp yetersizliği, damar hastalığı ve daha önce geçirilmiş inme gibi özellikleri dikkate alıyor.</p>

<p>İskemik İnme Oranında Belirgin Fark</p>

<p>İki yıllık izlem sonunda birleşik klinik sonlanım kan sulandırıcı kullananlarda yüzde 0,5, tedavi almayanlarda yüzde 1,5 olarak hesaplandı. Araştırmacılar bunu göreceli olarak yüzde 69 risk azalması şeklinde bildirdi.</p>

<p>Gruplar arasındaki farkın büyük ölçüde iskemik inmedeki azalmadan kaynaklandığı görüldü. İskemik inme oranı tedavi alanlarda yüzde 0,1, kan sulandırıcı kullanmayanlarda yüzde 1,1 oldu.</p>

<p>Bu sonuç göreceli olarak güçlü görünse de mutlak fark yaklaşık 1 yüzde puanıdır. Başka bir ifadeyle, iki yıllık takipte her 100 hastada yaklaşık bir birleşik olayın önlenmesiyle uyumlu bir fark saptandı.</p>

<p>Büyük Kanama Artmadı</p>

<p>Kan sulandırıcı tedavilerin en fazla çekinilen yan etkisi ciddi kanamadır. Çalışmada büyük kanama oranı tedavi grubunda yüzde 0,3, kan sulandırıcı kullanılmayan grupta yüzde 0,5 olarak kaydedildi.</p>

<p>Bununla birlikte toplam olay sayısının düşük olması, kanama güvenliği konusunda kesin bir yargıya varmayı güçleştiriyor. Daha büyük hasta gruplarıyla ve daha uzun takip süreleriyle yapılacak çalışmalar güvenlik tablosunu daha net gösterebilir.</p>

<p>Yüzde 69 Her Hastanın Riski Aynı Oranda Azalacak Demek Değil</p>

<p>Araştırmadaki yüzde 69’luk değer göreceli risk azalmasını ifade ediyor. Tedavi kararı verilirken hastanın başlangıçtaki mutlak inme riski, kanama olasılığı, böbrek ve karaciğer işlevleri, yaşı ve kullandığı diğer ilaçlar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Atriyal fibrilasyonun türü ve günlük yaşamda ne kadar süreyle ortaya çıktığı da kararı etkileyebilir. Özellikle cihazla kısa süreli ritim bozukluğu saptanan hastalar ile klinik olarak tanı konulmuş atriyal fibrilasyon hastaları aynı grupta değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Çalışmanın Sınırları Neler?</p>

<p>Araştırma randomize tasarımıyla güçlü kanıt sağlasa da tedavinin hem hasta hem de hekim tarafından bilindiği açık etiketli bir çalışmaydı. Ayrıca katılımcıların tamamı Güney Kore’den seçildi.</p>

<p>Beklenenden az sayıda klinik olay görülmesi, sonuçların kesinliğini azaltan bir başka unsur oldu. Bu nedenle bulguların farklı ülkelerde, daha çeşitli hasta gruplarında ve daha uzun takipte doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Kan Sulandırıcıya Kendi Kendine Başlanmamalı</p>

<p>Çalışma, atriyal fibrilasyonu bulunan herkesin kan sulandırıcı kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde halen ilaç kullanan bir hastanın tedaviyi bırakması için de gerekçe oluşturmuyor.</p>

<p>Apiksaban ve rivaroksaban gibi ilaçlar ciddi kanamaya neden olabilir; böbrek işlevleri, ilaç etkileşimleri ve doğru doz seçimi hekim tarafından değerlendirilmelidir. Burun kanaması, idrarda veya dışkıda kan, açıklanamayan morarma ya da ani ve şiddetli baş ağrısı yaşayan kişiler gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.</p>

<p>Bulgular Kılavuzları Etkileyebilir</p>

<p>Güncel Avrupa yaklaşımı, inme riski yüksek atriyal fibrilasyon hastalarında kan sulandırıcı tedaviyi güçlü biçimde öneriyor. Orta risk grubunda ise kararın hastaya özel değerlendirmeyle verilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>SINGLE-AF, bu ara gruba yönelik ilk randomize kanıtlardan birini sunuyor. Bulgular gelecek kılavuzları etkileyebilir ancak tedavi kararı hastanın kardiyoloji uzmanıyla birlikte yapılacak kişisel risk değerlendirmesine dayanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Daehoon Kim ve çalışma arkadaşları, Anticoagulation for Atrial Fibrillation with Intermediate Stroke Risk, New England Journal of Medicine, 2026<br />
2. SINGLE-AF randomize klinik araştırması<br />
3. Avrupa Kardiyoloji Derneği, 2026 Kongresi bilimsel sunumu<br />
4. Avrupa Kardiyoloji Derneği, 2024 Atriyal Fibrilasyon Yönetim Kılavuzu<br />
5. Amerikan Kardiyoloji Koleji, SINGLE-AF araştırma değerlendirmesi<br />
6. DOI: 10.1056/NEJMoa2607978 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-ritim-bozuklugunda-inme-riskini-azaltan-tedavi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 02:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9349.jpeg" type="image/jpeg" length="14717"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser ve MS Tedavisi Alanlar İçin Batı Nil Virüsü Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-ve-ms-tedavisi-alanlar-icin-bati-nil-virusu-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-ve-ms-tedavisi-alanlar-icin-bati-nil-virusu-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CDC, kanser, multipl skleroz ve bazı romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan bağışıklık baskılayıcı ilaçları alan kişileri uyardı. Sivrisineklerle bulaşan Batı Nil virüsü, bu hastalarda daha ağır seyrederek beyin ve sinir sistemini etkileyebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser ve MS Tedavisi Alanlar İçin Batı Nil Virüsü Uyarısı</p>

<p>Kanser, multipl skleroz ve bazı romatizmal hastalıklar nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlara önemli bir uyarı geldi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, sivrisinek ve kenelerle bulaşan bazı virüslerin bu hastalarda daha ağır hastalığa yol açabileceğini bildirdi.</p>

<p>Uyarıda özellikle sivrisineklerle bulaşan Batı Nil virüsüne dikkat çekildi. Batı Nil virüsü Türkiye’de de daha önce görüldüğü için açıklama, ülkemizde benzer tedavileri alan hastaları da yakından ilgilendiriyor.</p>

<p>Ancak bu açıklama, Türkiye’de yeni bir salgın başladığı anlamına gelmiyor. Verilmek istenen temel mesaj, bağışıklığı baskılanan hastaların sivrisinek ve kene ısırıklarına karşı daha dikkatli olması.</p>

<p>Hangi hastalar daha fazla risk altında?</p>

<p>Uyarı özellikle B hücrelerini azaltan “anti-CD20” grubu ilaçları kullanan hastaları kapsıyor. Bu ilaçlar bazı kanser türlerinin yanı sıra multipl skleroz, romatoid artrit ve farklı bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Rituksimab, okrelizumab, ofatumumab ve obinutuzumab bu grupta yer alan ilaçlardan bazıları.</p>

<p>Bu tedaviler hastalıkların kontrol altına alınmasında önemli rol oynuyor. Ancak aynı zamanda vücudun enfeksiyonlara karşı antikor üretme gücünü azaltabiliyor. Bu nedenle sağlıklı bir kişinin hafif geçirebileceği bir enfeksiyon, bağışıklığı baskılanmış hastada daha ağır seyredebilir.</p>

<p>Hastaların bu uyarı nedeniyle ilaçlarını kendi kararlarıyla bırakmaması gerekiyor. Tedaviyle ilgili bütün kararların hastayı takip eden hekim tarafından verilmesi büyük önem taşıyor.</p>

<p>Ağır vakalarda beyin ve sinir sistemi etkilenebilir</p>

<p>Batı Nil virüsünü taşıyan her sivrisinek insana hastalık bulaştırmıyor. Virüsü alan kişilerin önemli bir bölümünde de herhangi bir belirti ortaya çıkmıyor.</p>

<p>Belirti gelişenlerde genellikle şu şikâyetler görülüyor:</p>

<ul>
 <li>Ateş</li>
 <li>Baş ağrısı</li>
 <li>Halsizlik</li>
 <li>Kas ve eklem ağrıları</li>
 <li>Bulantı ve kusma</li>
 <li>Deride döküntü</li>
</ul>

<p>Bağışıklık sistemi baskılanmış bazı hastalarda ise virüs beyin ve sinir sistemini etkileyebiliyor. Bu durumda menenjit, beyin iltihabı, kas güçsüzlüğü, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi ağır tablolar gelişebiliyor.</p>

<p>Yüzde 40 oranı ne anlama geliyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CDC’nin değerlendirdiği yayımlanmış ağır vaka bildirimlerinde ölüm oranının yaklaşık yüzde 40 olduğu belirtildi. Hayatta kalan hastaların çoğunda da uzun süreli sinir sistemi sorunları görüldü.</p>

<p>Ancak bu oran yanlış anlaşılmamalı. Anti-CD20 ilacı kullanan her hastanın yüzde 40 ölüm riski taşıdığı anlamına gelmiyor. Bu rakam yalnızca virüsün beyin ve sinir sistemini etkilediği, hastanede takip edilen sınırlı sayıdaki ağır vaka bildirimlerinden elde edildi.</p>

<p>Yani oran, bütün hastaların karşı karşıya olduğu genel riski göstermiyor.</p>

<p>Türkiye’de Batı Nil virüsü görülüyor mu?</p>

<p>Batı Nil virüsü Türkiye’de ilk kez görülen bir hastalık değil. Sağlık Bakanlığı, ülkede 2010 yılından itibaren vakalar tespit edildiğini bildirmişti. Bakanlığın açıklamasına göre 2024 yılında altı kişide Batı Nil virüsü enfeksiyonu belirlendi.</p>

<p>Virüs insanlara çoğunlukla enfekte sivrisineklerin sokmasıyla bulaşıyor. Hastalık kişiden kişiye sarılma, tokalaşma veya aynı ortamda bulunma yoluyla geçmiyor.</p>

<p>Vakalar genellikle sivrisineklerin daha aktif olduğu yaz ayları ile sonbaharın ilk dönemlerinde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hangi belirtiler önemsenmeli?</p>

<p>Bağışıklığı baskılayan ilaç kullanan kişilerin sivrisinek veya kene temasından sonra gelişen bazı belirtileri hafife almaması gerekiyor.</p>

<p>Özellikle şu durumlarda sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor:</p>

<ul>
 <li>Geçmeyen veya yükselen ateş</li>
 <li>Şiddetli baş ağrısı</li>
 <li>Belirgin kas güçsüzlüğü</li>
 <li>Denge kaybı</li>
 <li>Bilinç bulanıklığı</li>
 <li>Konuşma veya hareket güçlüğü</li>
 <li>Davranışlarda beklenmedik değişiklik</li>
</ul>

<p>Hekime başvururken kullanılan ilaçların, yakın zamanda yapılan seyahatlerin ve olası sivrisinek ya da kene temasının mutlaka anlatılması gerekiyor.</p>

<p>Testler neden yanıltıcı olabilir?</p>

<p>Batı Nil virüsünün tanısında antikor testlerinden yararlanılabiliyor. Fakat anti-CD20 tedavisi alan kişiler yeterli antikor üretemeyebilir. Bu nedenle kişi enfekte olduğu hâlde antikor testi negatif çıkabilir.</p>

<p>CDC, hastalıktan şüphelenilen bağışıklığı baskılanmış kişilerde gerektiğinde virüsü doğrudan araştıran PCR gibi moleküler testlerin değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Hangi testin yapılacağına hastanın belirtileri, kullandığı ilaçlar ve genel sağlık durumu dikkate alınarak hekim tarafından karar veriliyor.</p>

<p>Bu haber yalnızca kenelerle ilgili değil</p>

<p>CDC açıklamasında hem sivrisineklerin hem de kenelerin taşıyabildiği virüslerden söz ediliyor. Ancak bildirilen ağır vakalarda en sık karşılaşılan etken, sivrisineklerle bulaşan Batı Nil virüsü oldu.</p>

<p>Türkiye’de keneler denildiğinde akla gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ise farklı bir hastalık. Bu nedenle CDC’nin açıklamasını doğrudan “Kırım Kongo alarmı” veya yalnızca “kene uyarısı” şeklinde değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Sivrisinek ve kenelerden nasıl korunabiliriz?</p>

<p>Bağışıklığı baskılanmış hastaların açık havada daha dikkatli olması öneriliyor. Alınabilecek temel önlemler şöyle:</p>

<ul>
 <li>Açık alanlarda uygun böcek kovucular kullanılmalı.</li>
 <li>Uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli.</li>
 <li>Kapı ve pencerelerde sineklik bulundurulmalı.</li>
 <li>Ev ve bahçe çevresindeki su birikintileri temizlenmeli.</li>
 <li>Çalılık ve yüksek otların bulunduğu alanlarda kapalı kıyafet giyilmeli.</li>
 <li>Doğa dönüşünde vücut ve kıyafetler kene yönünden kontrol edilmeli.</li>
 <li>Vücuda tutunan kene çıplak elle ezilmemeli.</li>
</ul>

<p>Batı Nil virüsüne karşı insanlar için onaylanmış özel bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle en etkili korunma yolu, sivrisinek ve kene ısırıklarını mümkün olduğunca önlemek.</p>

<p>CDC’nin uyarısı tedavilerin bırakılması gerektiğini değil, riskli hastaların daha dikkatli korunması ve şüpheli belirtilerde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Sağlık Uyarı Ağı</li>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü</li>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığı Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu Vaka Yönetim Rehberi</li>
 <li>Medscape Medical News</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-ve-ms-tedavisi-alanlar-icin-bati-nil-virusu-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 01:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9342.jpeg" type="image/jpeg" length="42682"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlaçta Yeni Dönem: SGK 3 İlacı Geri Ödeme Kapsamına Aldı, Fiyatlandırma Sistemi Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ilacta-yeni-donem-sgk-3-ilaci-geri-odeme-kapsamina-aldi-fiyatlandirma-sistemi-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ilacta-yeni-donem-sgk-3-ilaci-geri-odeme-kapsamina-aldi-fiyatlandirma-sistemi-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de ilaç ve sağlık hizmetlerine ilişkin önemli düzenlemeler 29 Ağustos’ta yayımlandı. SGK’nın geri ödeme kapsamına 2 Hemofili B ilacı ile 1 kanser ilacı eklenirken, ayrı bir kararla eczanelerde hazırlanan majistral ilaçlar için ödenen tutarlarda yüzde 40 artış yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Kemik iliği nakli, bazı hematoloji tedavileri, aile hekimlerinin reçeteleme yetkisi ve izotretinoin reçetelerine ilişkin kurallar da değişirken, Sağlık Bakanlığının ayrı tebliğiyle ilaç fiyatlandırma sistemi yeniden düzenlendi.</h2>

<h2>İlaçta Yeni Dönem: SGK 3 İlacı Geri Ödeme Kapsamına Aldı, Fiyatlandırma Sistemi Değişti</h2>

<p>Türkiye’de ilaç kullanan hastaları, eczaneleri ve sağlık hizmeti sunucularını ilgilendiren bir dizi yeni düzenleme 29 Ağustos 2026 tarihinde yayımlandı.</p>

<p>Düzenlemeler; Sosyal Güvenlik Kurumunun Sağlık Uygulama Tebliği değişikliklerini, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu kararlarını ve Sağlık Bakanlığının beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasına ilişkin yeni tebliğini kapsıyor.</p>

<p>Aynı gün yayımlanan bu düzenlemeler birbirinden farklı hukuki metinlere dayanıyor. Bu nedenle geri ödeme, reçeteleme, sağlık hizmeti ödemesi ve ilaç fiyatlandırması başlıklarının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<h2>SGK 3 İlacı Daha Geri Ödeme Kapsamına Aldı</h2>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıkladığı düzenlemeye göre, 2 Hemofili B ilacı ile 1 kanser ilacı SGK’nın geri ödeme kapsamına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Işıkhan, söz konusu üç ilaçtan birinin yerli üretim olduğunu da bildirdi.</p>

<p>Böylece belirlenen geri ödeme koşullarını karşılayan hastaların bu tedavilere SGK kapsamında erişebilmesinin önü açıldı.</p>

<p>Ancak bir ilacın geri ödeme listesine alınması, bütün hastaların ilaca otomatik ve koşulsuz biçimde erişebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Geri ödeme; ilacın hangi hastalıkta kullanılacağı, hangi uzman tarafından reçete edileceği, sağlık kurulu raporu gerekip gerekmediği ve tedavinin hangi basamağında kullanılabileceği gibi SUT’ta belirlenen şartlara bağlı olabiliyor.</p>

<h2>Majistral İlaçlarda SGK Ödemesi Yüzde 40 Artırıldı</h2>

<p>29 Ağustos’ta ayrıca yayımlanan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu Kararıyla eczanelerde hazırlanan majistral ilaçlar için SGK tarafından ödenen tutarlarda yüzde 40 artış yapıldı.</p>

<p>Majistral ilaçlar, hastanın özel gereksinimine göre hekim reçetesi doğrultusunda eczanede hazırlanan ilaçları ifade ediyor.</p>

<p>Bu değişiklik özellikle standart hazır ilaçların her hastanın ihtiyacını karşılamadığı bazı tedaviler açısından önem taşıyor.</p>

<p>Majistral ilaçlara ilişkin ödeme artışı, SGK Sağlık Uygulama Tebliği değişikliğinden ayrı bir düzenlemeyle gerçekleştirildi.</p>

<p>Kararda yer alan yüzde 40’lık artışın, düzenlemenin yayımlanmasından 5 iş günü sonra yürürlüğe girmesi öngörülüyor.</p>

<h2>Kemik İliği Naklinde Verici Arama Süreci Yeniden Düzenlendi</h2>

<p>Yeni SUT değişiklikleri hematopoetik kök hücre nakli için uygun verici arama sürecine ilişkin hükümleri de kapsıyor.</p>

<p>Anne, baba, kardeş ve çocuklardan yapılacak HLA doku uyumluluk testlerinde gönüllü onama ilişkin kurallar yeniden düzenlenirken, bu grupta uygun verici bulunamaması halinde diğer akrabaların taranmasına ilişkin koşullar da ayrıntılandırıldı.</p>

<p>Erişkin ve çocuk hastalar için taranabilecek adaylara ilişkin sınırlar farklı biçimde düzenlendi.</p>

<p>Yurt içindeki taramalarda uygun verici bulunamaması veya uygun adayın bağış için gerekli gönüllü onamı vermemesi halinde yurt dışındaki verici kaynaklarının taranmasına başlanmasına ilişkin hükümler de güncellendi.</p>

<p>Bu düzenlemeler, özellikle kök hücre nakli bekleyen hastaların verici arama ve ödeme süreçlerini ilgilendiriyor.</p>

<h2>Lösemi Tedavilerinde Geri Ödeme Koşulları Değişti</h2>

<p>Düzenleme yalnızca yeni ilaçların geri ödeme listesine alınmasıyla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Kronik lenfositik lösemi tedavisinde kullanılan bazı ilaçların geri ödeme şartları yeniden düzenlendi.</p>

<p>Özellikle daha önce tedavi almış, hastalığı nükseden veya tedaviye dirençli hale gelen hastalarda bazı ilaçların hangi basamakta kullanılabileceğine ilişkin koşullar güncellendi.</p>

<p>Philadelphia kromozomu pozitif kronik miyeloid lösemili pediatrik hastalara ilişkin bazı geri ödeme hükümlerinde de değişiklik yapıldı.</p>

<p>Bu nedenle SUT değişiklikleri hematoloji ve onkoloji hastalarının tedavi süreçlerini ilgilendiren daha geniş kapsamlı hükümler içeriyor.</p>

<h2>Tiyotepa İçin Geri Ödeme Kuralları Yeniden Düzenlendi</h2>

<p>SUT’ta tiyotepa etkin maddesine ilişkin geri ödeme koşulları da yeniden düzenlendi.</p>

<p>Tiyotepa, belirlenen şartlarda erişkin ve çocuk hematoloji hastalarında allojenik veya otolog hematopoetik progenitör hücre nakli öncesindeki hazırlama rejimlerinde kullanılabilecek.</p>

<p>Bazı solid tümörlerde yüksek doz kemoterapi uygulamalarında da ilgili koşulların karşılanması halinde geri ödeme kapsamına girebilecek.</p>

<p>Tedavinin geri ödenebilmesi için ilgili uzmanlık alanlarından hekimlerin bulunduğu sağlık kurulu raporu ve SUT’ta belirtilen reçeteleme koşullarının yerine getirilmesi gerekiyor.</p>

<h2>Aile Hekimlerinin Reçeteleme Yetkisinde Değişiklik</h2>

<p>Yeni düzenlemeler aile hekimlerinin bazı ilaçları reçeteleme yetkisini de etkiledi.</p>

<p>Romatolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan leflunomid, belirlenen uzman hekim raporuna dayanmak koşuluyla aile hekimleri tarafından da reçete edilebilecek.</p>

<p>Bazı romatolojik tedavilerde daha önce kullanılan ilaçlara ilişkin ön koşullarda da değişiklikler yapıldı.</p>

<p>Bu düzenleme, kronik romatolojik hastalıkların uzun dönemli tedavisinde reçeteye erişim sürecini kolaylaştırabilecek.</p>

<h2>Akne İlacında Reçete Kuralı Değişti</h2>

<p>Akne tedavisinde kullanılan izotretinoin için reçeteleme koşullarında da değişikliğe gidildi.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle izotretinoinin reçetelenmesi dermatoloji uzman hekimleriyle sınırlandırıldı.</p>

<p>İzotretinoin, özellikle gebelikte ciddi riskler taşıyabilen ve yakın tıbbi takip gerektiren bir ilaç olduğundan tedavinin uzman hekim kontrolünde yürütülmesi büyük önem taşıyor.</p>

<p>Hastaların bu ilacı hekim önerisi dışında kullanmaması ve tedavi sürecindeki kontrol planına uyması gerekiyor.</p>

<h2>Nörolojik Hastalarda Enteral Beslenme Rapor Süresi Uzatıldı</h2>

<p>Düzenlemeler kapsamında bazı nörolojik hastalarda kullanılan enteral beslenme ürünlerine ilişkin sağlık kurulu raporlarının geçerlilik süresinde de değişikliğe gidildi.</p>

<p>Söz konusu raporların geçerlilik süresi 6 aydan 1 yıla çıkarıldı.</p>

<p>Böylece uzun süreli beslenme desteğine ihtiyaç duyan hastaların daha sık rapor yenileme zorunluluğunun azaltılması hedefleniyor.</p>

<h2>Çocuk Cerrahisinde Bazı İleri İşlemler İçin Yeni Ödeme Düzenlemesi</h2>

<p>Yeni kararlarla birlikte çocuk cerrahisinde özellikle laparoskopik ve torakoskopik bazı yüksek zorluk dereceli cerrahi işlemler için yeni işlem ve ödeme düzenlemeleri yapıldı.</p>

<p>Bu değişiklik, ilaç geri ödeme sisteminden farklı olarak sağlık hizmetlerinin SGK tarafından finansmanına ilişkin hükümleri ilgilendiriyor.</p>

<p>Böylece bazı ileri çocuk cerrahisi uygulamalarının SUT kapsamındaki işlem ve ödeme yapısı yeniden düzenlenmiş oldu.</p>

<h2>İlaç Fiyatlandırma Sisteminde Ayrı Bir Değişiklik Yapıldı</h2>

<p>29 Ağustos’ta yayımlanan bir diğer önemli düzenleme ise Sağlık Bakanlığının “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliği” oldu.</p>

<p>Bu tebliğ SGK’nın geri ödeme kararından ayrı bir düzenleme niteliği taşıyor.</p>

<p>Yeni tebliğ, Türkiye’de beşeri tıbbi ürünlerin satış fiyatlarının nasıl belirleneceğine, referans fiyat sistemine ve fiyat listelerinin hangi takvimle uygulanacağına ilişkin kuralları düzenliyor.</p>

<p>Fiyatlandırmada Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan referans ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<h2>Avro Değişiklikleri Fiyatlara Nasıl Yansıyacak?</h2>

<p>Yeni sistemde dönemsel Avro değerindeki değişikliklerin ürün fiyatlarına ve belirlenen maliyet unsurlarına nasıl yansıtılacağı da düzenlendi.</p>

<p>Dönemsel Avro değerinde değişiklik yapılması halinde, tebliğ kapsamındaki bazı fiyatların firmaların ayrıca yeni fiyat başvurusu yapmasına gerek kalmadan güncellenebilmesine imkân tanınıyor.</p>

<p>Bu düzenleme fiyatlandırma mekanizmasını daha otomatik hale getiriyor.</p>

<p>Ancak bunun bütün ilaçların fiyatının aynı anda veya aynı oranda değişeceği anlamına gelmediği özellikle vurgulanmalı.</p>

<p>Her ürünün fiyatı, tebliğde belirtilen referans fiyat ve hesaplama kurallarına göre belirleniyor.</p>

<h2>İlaç Fiyat Listeleri Her Cuma Açıklanacak</h2>

<p>Yeni sistemin en dikkat çeken uygulamalarından biri fiyat listelerinin ilan takvimi oldu.</p>

<p>İlaç fiyat listelerinin her hafta cuma günü ilan edilmesi ve takip eden ilk salı günü geçerli olması öngörülüyor.</p>

<p>Ancak bu düzenleme, bütün ilaçların fiyatının her hafta değişeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Haftalık olan unsur fiyat listelerinin açıklanması ve yürürlüğe giriş takvimi.</p>

<p>Bir ilacın fiyatının değişip değişmeyeceği ise fiyatlandırma mevzuatında belirlenen koşullara bağlı olacak.</p>

<h2>Eşdeğer İlaçlarda Kademeli Geçiş Sistemi</h2>

<p>Yeni tebliğ eşdeğer ilaçların fiyatlandırılmasında uygulanacak oranlara ilişkin geçiş sistemi de getiriyor.</p>

<p>İlk eşdeğer ürünlerde uygulanacak yüzde 60’lık fiyatlama oranına geçişin kademeli biçimde yapılması öngörülüyor.</p>

<p>Tebliğe göre ilk yıl yüzde 80, ikinci yıl yüzde 75 ve üçüncü yıl yüzde 70 oranı uygulanacak.</p>

<p>Sonraki süreçte ise düzenlemede belirlenen standart oran ve diğer fiyatlandırma esasları geçerli olacak.</p>

<p>Bu nedenle yüzde 80, yüzde 75 ve yüzde 70 oranlarının bütün eşdeğer ilaçların nihai fiyat oranları olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<h2>Uzun Süredir Piyasada Olmayan İlaçlar İçin Yeni Kural</h2>

<p>Tebliğin dikkat çeken maddelerinden biri de uzun süredir Türkiye piyasasında bulunmayan ilaçlarla ilgili.</p>

<p>Üç yıl boyunca Türkiye piyasasında yer almayan ürünlerin her yıl ocak ayında ilan edilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Belirlenen süre içerisinde ilgili firmalardan itiraz veya açıklama gelmemesi halinde bu ürünlerin sonraki aşamada fiyat listesinden çıkarılabilmesine yönelik süreç işletilecek.</p>

<p>Bu sistemle, fiyat listelerinde bulunduğu halde uzun süredir piyasaya sunulmayan ürünlerin daha düzenli biçimde takip edilmesi amaçlanıyor.</p>

<h2>Hastalar İçin Ne Değişiyor?</h2>

<p>29 Ağustos düzenlemeleri hastalar açısından birkaç farklı alanı etkiliyor.</p>

<p>Bir tarafta SGK’nın geri ödeme kapsamı genişletiliyor ve bazı ilaçların kullanım koşulları yeniden belirleniyor.</p>

<p>Diğer tarafta kemik iliği nakli, hematoloji ve romatoloji tedavileri ile bazı reçeteleme kuralları değişiyor.</p>

<p>Majistral ilaçlara ilişkin SGK ödemelerinde artış yapılırken bazı sağlık hizmetlerinin ödeme koşulları da güncelleniyor.</p>

<p>İzotretinoin gibi bazı ilaçlarda reçeteleme yetkisi yeniden düzenlenirken, nörolojik hastalarda enteral beslenme ürünlerine ilişkin rapor süresi uzatılıyor.</p>

<p>Bunlardan ayrı olarak Sağlık Bakanlığı, ilaçların satış fiyatlarının belirlenmesine ilişkin sistemi yeniden düzenliyor.</p>

<p>Bu nedenle geri ödeme ile fiyatlandırma kavramlarının birbirinden ayrılması önem taşıyor.</p>

<p>Bir ilacın satış fiyatındaki değişiklik otomatik olarak SGK’nın o ilacı geri ödeme kapsamına aldığı veya geri ödeme şartlarını değiştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aynı şekilde bir ilacın SGK geri ödeme listesine alınması da ilacın herkese koşulsuz biçimde reçete edilebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Düzenlemeler Ne Zaman Yürürlüğe Giriyor?</h2>

<p>29 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan düzenlemelerde yürürlük tarihleri düzenlemenin türüne ve maddelerine göre farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Majistral ilaçlara ilişkin yüzde 40’lık ödeme artışının yayımdan 5 iş günü sonra yürürlüğe girmesi öngörülürken, diğer hükümlerde ilgili düzenlemede belirtilen yürürlük tarihleri esas alınıyor.</p>

<p>Bu nedenle hastaların kendi tedavilerini ilgilendiren geri ödeme, reçete veya rapor koşullarını değerlendirirken güncel SUT hükümlerini ve ilgili düzenlemenin yürürlük tarihini dikkate almaları gerekiyor.</p>

<p>Hastaların yalnızca haber metinlerine dayanarak ilaçlarını bırakması, değiştirmesi veya yeni bir tedaviye başlaması uygun değil.</p>

<p>Tedavi ve reçete koşulları hastalığa, endikasyona, tedavi basamağına ve hasta özelindeki sağlık raporlarına göre değişebiliyor.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>
 <p>T.C. Resmî Gazete — 29 Ağustos 2026</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sosyal Güvenlik Kurumu — Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu — 29 Ağustos 2026 tarihli karar</p>
 </li>
 <li>
 <p>T.C. Sağlık Bakanlığı — Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ</p>
 </li>
 <li>
 <p>T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı — 29 Ağustos 2026 tarihli açıklama</p>
 </li>
 <li>
 <p>Türk Eczacıları Birliği — 29 Ağustos 2026 tarihli mevzuat duyuruları</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ilacta-yeni-donem-sgk-3-ilaci-geri-odeme-kapsamina-aldi-fiyatlandirma-sistemi-degisti</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ilacta-yeni-donem-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="32530"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[70 Yaşından Sonra Statin Kullanmak İşe Yarıyor mu? 10 Bin Kişilik STAREE Çalışmasından Yanıt]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ESC Congress 2026’da açıklanan STAREE çalışmasında, bilinen kalp-damar hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki 9.971 kişi ortanca 5,9 yıl izlendi. Günde 40 mg atorvastatin kullananlarda majör kardiyovasküler olay riski plaseboya göre yüzde 30 daha düşük bulundu. Buna karşılık atorvastatin engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde artırmadı; kas, karaciğer ve diyabetle ilişkili advers olaylar ise daha sık görüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Statinlerin kalp krizi ve inme geçirmiş kişilerde yararı uzun süredir biliniyor. Ancak bilinen kalp-damar hastalığı bulunmayan ileri yaştaki kişilerde bu ilaçların koruyucu amaçla kullanılıp kullanılmaması daha tartışmalı bir alan olarak kalmıştı.<br />
Avustralya’da yürütülen STAREE çalışması, bu soruya bugüne kadarki en güçlü randomize kontrollü yanıtlardan birini verdi.<br />
Araştırmaya bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki 9.971 yetişkin katıldı.<br />
Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba günlük 40 mg atorvastatin, diğer gruba plasebo verildi.<br />
Ortanca takip süresi 5,9 yıl oldu.<br />
Büyük Kalp-Damar Olaylarında Yüzde 30 Göreli Azalma<br />
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu kardiyovasküler olaylarda görüldü.<br />
Majör kardiyovasküler olaylar:<br />
atorvastatin grubunda yüzde 6,0<br />
plasebo grubunda yüzde 8,3<br />
oranında görüldü.<br />
Bu sonuç atorvastatin grubunda yaklaşık yüzde 30 göreli risk azalmasına karşılık geldi.<br />
Çalışmada majör kardiyovasküler olay; kardiyovasküler ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi, inme veya koroner revaskülarizasyon bileşik sonlanımı olarak değerlendirildi.<br />
Bu nedenle sonuç, yalnızca “kalp krizi yüzde 30 azaldı” ya da “inme yüzde 30 azaldı” şeklinde yorumlanmamalı. Yüzde 30’luk azalma bu olayların oluşturduğu toplam kardiyovasküler sonlanım için bildirildi.<br />
Mutlak Fark Ne Kadardı?<br />
Göreli risk azalması dikkat çekici olmakla birlikte mutlak rakamlar da önem taşıyor.<br />
Yaklaşık altı yıllık izlemde majör kardiyovasküler olay oranı:<br />
yüzde 8,3’ten yüzde 6,0’a düştü.<br />
Başka bir ifadeyle iki grup arasındaki ham mutlak fark yaklaşık 2,3 yüzde puanı oldu.<br />
Bu ayrım, araştırmanın sonuçlarını günlük klinik uygulamada değerlendirirken önemli.<br />
Engelliliksiz Yaşam Süresi Uzamadı<br />
STAREE yalnızca kalp-damar olaylarına bakmadı.<br />
Araştırmanın önemli hedeflerinden biri de statinlerin ileri yaşta kişinin engelliliksiz yaşam süresini artırıp artırmadığını görmekti.<br />
Ölüm, demans veya kalıcı fiziksel engellilikten oluşan bileşik sonuç:<br />
atorvastatin grubunda yüzde 12,8<br />
plasebo grubunda yüzde 13,6<br />
olarak gerçekleşti.<br />
Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.<br />
Dolayısıyla çalışma, atorvastatinin bu yaş grubunda engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde uzattığını göstermedi.<br />
Yan Etkilerde Ne Görüldü?<br />
Araştırmanın güvenlik sonuçları da dikkat çekti.<br />
Kas, karaciğer ve diyabetle ilişkili advers olaylar atorvastatin kullananlarda daha sık bildirildi.<br />
Buna karşılık ciddi advers olayların oranı her iki grupta da yüzde 2,7 olarak bulundu.<br />
Bu bulgular, statin başlanırken yalnızca potansiyel kardiyovasküler yararın değil, kişinin diğer hastalıklarının, kullandığı ilaçların ve yan etki riskinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Her 70 Yaş Üstü Kişi Statin Kullanmalı mı?<br />
Çalışmadan çıkarılmaması gereken en önemli sonuçlardan biri bu.<br />
STAREE:<br />
“70 yaşını geçen herkes statin kullanmalıdır”<br />
demiyor.<br />
Araştırmaya bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan kişiler dahil edildi. Dolayısıyla sonuçlar belirli bir yaş grubunda birincil korunma açısından değerlendirilmeli.<br />
Bir kişide statin başlanıp başlanmayacağına karar verilirken yalnızca yaş değil;<br />
LDL kolesterol düzeyi,<br />
tansiyon,<br />
sigara kullanımı,<br />
böbrek fonksiyonları,<br />
eşlik eden hastalıklar,<br />
diğer ilaçlar,<br />
genel kardiyovasküler risk<br />
birlikte değerlendirilir.<br />
Bu nedenle çalışma sonuçları kişisel tedavi kararının yerine geçmez.<br />
STAREE Neden Önemli?<br />
İleri yaştaki bireyler birçok büyük kolesterol çalışmasında ya sınırlı sayıda temsil edilmiş ya da çalışmalar daha önce kardiyovasküler hastalık geçirmiş kişilere odaklanmıştı.<br />
STAREE ise özellikle 70 yaş ve üzerindeki kişilerde statinlerin birincil korunmadaki etkisini değerlendirmek üzere tasarlanan büyük randomize kontrollü çalışmalardan biri olması nedeniyle önem taşıyor.<br />
Araştırma ayrıca yalnızca kalp-damar olaylarını değil, demans, fiziksel engellilik ve bağımsız yaşam gibi ileri yaş açısından kritik sonuçları da değerlendirdi.<br />
Çalışmanın Sınırlılıkları Neler?<br />
Sonuçların tüm yaşlı bireylere doğrudan genellenmesinde dikkatli olmak gerekiyor.<br />
Katılımcılar büyük ölçüde Avustralya’da yaşayan kişilerden oluşuyordu. Farklı etnik ve sosyoekonomik gruplarda sonuçların aynı ölçüde geçerli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmek zorunda.<br />
Ayrıca çalışma yaklaşık altı yıllık bir takip dönemi sundu. Statin kullanımının çok daha uzun dönemde demans, engellilik ve yaşam süresi üzerindeki etkileri için ek takip verileri önem taşıyor.<br />
Sonuç<br />
STAREE çalışması, bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde atorvastatinin majör kardiyovasküler olayları azaltabildiğine ilişkin güçlü randomize kanıt sağladı.<br />
Yaklaşık altı yıllık takipte majör kardiyovasküler olay oranı yüzde 8,3’ten yüzde 6,0’a düştü ve göreli risk yaklaşık yüzde 30 azaldı.<br />
Ancak atorvastatin engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde artırmadı ve bazı advers olaylar ilaç kullanan grupta daha sık görüldü.<br />
Dolayısıyla araştırmanın mesajı “her 70 yaş üstü statin kullanmalı” değil; ileri yaşta statin tedavisinin yarar ve risklerinin kişiye özel değerlendirilmesi gerektiği yönünde.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Society of Cardiology — STAREE, ESC Congress 2026 Hot Line sonuçları<br />
STAREE Araştırma Grubu — 2026 ana çalışma sonuçları<br />
ClinicalTrials.gov — STAREE, NCT02099123<br />
National Health and Medical Research Council<br />
Heart Foundation of Australia</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/staree-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="63689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günde 150 Dakika Dikkat Çekti: Sosyal Medya Kullanımı ile Depresyon Arasındaki İlişki]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[University of Cincinnati, Northwestern University ve Stanford University bağlantılı araştırmacıların yer aldığı ekip tarafından ABD’de yaklaşık 183 bin yetişkinden elde edilen verilerle hazırlanan çalışma, npj Mental Health Research’te yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2014–2024 arasındaki 11 ayrı yıllık örneklemde daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasında tekrarlanan bir ilişki görülürken, modelde sosyal medya kullanımının katkısı günlük yaklaşık 150 dakika civarında nötrden pozitif yöne geçti. Araştırma, 150 dakikanın depresyon açısından klinik bir sınır olduğunu veya sosyal medyanın depresyona neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>University of Cincinnati, Northwestern University ve Stanford University bağlantılı araştırmacıların yer aldığı ekip, sosyal medya kullanım süresi ile depresyon arasındaki ilişkinin farklı yıllardaki yetişkin örneklemlerinde tekrar edip etmediğini inceledi. ABD’de 2014–2024 dönemine ait verilerin analiz edildiği çalışma, 22 Ağustos 2026’da npj Mental Health Research’te yayımlandı.</p>

<p>Araştırma, 18–70 yaş arasındaki yaklaşık 183 bin yetişkinin yer aldığı 11 tekrarlanan kesitsel araştırmanın verilerine dayanıyor.</p>

<p>Bilim insanları sosyal medyada geçirilen sürenin yanı sıra katılımcıların demografik özellikleri ve farklı medya kullanım alışkanlıklarını değerlendirdi. Bu değişkenlerin katılımcıların kendilerinde depresyon bulunduğunu bildirmelerinin sınıflandırılmasına ne ölçüde katkıda bulunduğu makine öğrenmesi yöntemleriyle analiz edildi.</p>

<h3>Yaklaşık 150 dakika modelde öne çıktı</h3>

<p>Çalışmanın öne çıkan bulgularından biri günlük yaklaşık 150 dakikalık sosyal medya kullanımında görüldü.</p>

<p>Araştırmacıların analizinde sosyal medya kullanımının modelin öz-bildirime dayalı depresyon sınıflandırmasına yaptığı katkı, günde yaklaşık 150 dakika civarında nötr düzeyden pozitif yöne geçti.</p>

<p>Bu bulgu, günde iki buçuk saat sosyal medya kullanan bir kişide depresyon başlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırma 150 dakikayı psikiyatrik, biyolojik veya klinik bir eşik olarak belirlemedi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, 149 dakika ile 151 dakika arasında sağlık açısından kanıtlanmış keskin bir sınır bulunmuyor. Yaklaşık 150 dakika, araştırmacıların kullandığı modelde sosyal medya kullanımının depresyon sınıflandırmasına katkısının yön değiştirdiği yaklaşık noktayı ifade ediyor.</p>

<h3>Aynı kişiler 11 yıl boyunca takip edilmedi</h3>

<p>Çalışmanın tasarımı sonuçların doğru yorumlanması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmacılar aynı 183 bin kişiyi 2014’ten 2024’e kadar izlemedi. Bunun yerine her yıla ait farklı yetişkin örneklemleri ayrı ayrı değerlendirildi.</p>

<p>Bu nedenle araştırma uzunlamasına bir takip çalışması değil, 11 tekrarlanan kesitsel araştırmanın analizi niteliğinde.</p>

<p>Buna rağmen daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasındaki ilişkinin farklı yıllardaki örneklemlerde yeniden görülmesi araştırmanın temel bulguları arasında yer aldı.</p>

<h3>Depresyon klinik görüşmeyle belirlenmedi</h3>

<p>Araştırmadaki depresyon değişkeninin nasıl ölçüldüğü de sonuçların yorumlanmasında önem taşıyor.</p>

<p>Çalışma, bütün katılımcıların psikiyatrist tarafından değerlendirilerek depresyon tanısı aldığı bir klinik araştırma değildi.</p>

<p>Analizde kullanılan depresyon bilgisi katılımcıların kendi bildirimlerine dayanıyordu.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlardan “günde 150 dakikadan fazla sosyal medya kullananlarda klinik depresyon gelişiyor” şeklinde bir çıkarım yapılamıyor.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği, daha yüksek sosyal medya kullanımı ile kişinin depresyon bildirmesi arasında farklı yıllardaki örneklemlerde tekrarlanan istatistiksel bir ilişki bulunması.</p>

<h3>Makine öğrenmesi modelleri kullanıldı</h3>

<p>Araştırmacılar her yılın verilerini ayrı ayrı değerlendirmek için dengeli rastgele orman olarak adlandırılan bir makine öğrenmesi yönteminden yararlandı.</p>

<p>Modellerin öz-bildirime dayalı depresyonu sınıflandırmadaki doğruluğu 11 veri setinde yüzde 71 ile yüzde 75 arasında değişti.</p>

<p>Modelin depresyon bildirenlerle bildirmeyenleri birbirinden ayırma performansını gösteren AUROC değerleri ise 0,65 ile 0,73 arasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sonuçlar kullanılan sistemin depresyon tanısı koyabilen bir klinik araç olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Makine öğrenmesi modeli, araştırmadaki farklı demografik ve medya kullanım değişkenlerinin depresyon bildiriminin sınıflandırılmasına nasıl katkı sağladığını değerlendirmek amacıyla kullanıldı.</p>

<h3>Sosyal medya depresyona neden oluyor denemez</h3>

<p>Çalışmanın kesitsel tasarımı neden-sonuç ilişkisini belirlemeye uygun değil.</p>

<p>Bu nedenle daha fazla sosyal medya kullanımının depresyona yol açtığı sonucuna varılamıyor.</p>

<p>İlişkinin ters yönde olması da mümkün. Depresyonu bulunan kişilerin sosyal medyada daha fazla zaman geçirip geçirmediği bu araştırmayla belirlenemiyor.</p>

<p>Araştırma bu nedenle “sosyal medya depresyona neden oluyor” sonucunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Bulgular, daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasında farklı yıllardaki örneklemlerde tekrarlanan bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<h3>150 dakika sağlık sınırı değil</h3>

<p>Araştırmadan herkes için geçerli bir günlük sosyal medya kullanım sınırı çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Yaklaşık 150 dakika, sağlık otoriteleri tarafından belirlenmiş bir üst sınır veya araştırmacıların önerdiği güvenli kullanım süresi değil.</p>

<p>Çalışma aynı zamanda sosyal medya kullanımının farklı biçimlerini ayrıntılı olarak birbirinden ayırmadı.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, sosyal medyada geçirilen sürenin hangi kullanım biçimlerinde ruh sağlığıyla daha güçlü ilişki gösterdiğini ortaya koymuyor.</p>

<h3>Büyük örneklem güçlü, tasarımın sınırları var</h3>

<p>Yaklaşık 183 bin yetişkinin verisinin incelenmesi ve ilişkinin 11 ayrı yıllık örneklemde değerlendirilmesi araştırmanın güçlü yönleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Çalışmanın kesitsel olması ise neden-sonuç ilişkisi kurulmasını engelliyor.</p>

<p>Aynı kişilerin yıllar boyunca takip edilmemesi ve depresyon bilgisinin öz-bildirime dayanması da araştırmanın başlıca sınırlılıkları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yüksek sosyal medya kullanımının klinik açıdan anlamlı bir depresyon riski oluşturup oluşturmadığının belirlenebilmesi için uzunlamasına ve deneysel araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Çalışma, “kaç dakika sosyal medya kullanmak güvenlidir?” sorusuna kesin bir yanıt vermiyor. Ancak 2014’ten 2024’e kadar farklı yetişkin örneklemlerinde daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasındaki ilişkinin tekrar görülmesi, konunun daha ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• npj Mental Health Research – Social media use and depression across 11 years of U.S. adult data, 22 Ağustos 2026</p>

<p>• University of Cincinnati – Heavy social media use tied to depression araştırma açıklaması, 26 Ağustos 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sosyal-medya-depresyon.webp" type="image/jpeg" length="31827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı Sıcak Hangi Hastalıkları Kötüleştirebilir? Kalpten Böbreğe Vücudu Böyle Etkiliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcak yalnızca terleme, halsizlik ve susuzluğa yol açmıyor. Vücudun kendisini soğutmak için verdiği mücadele dolaşım ve böbrekler üzerindeki yükü artırırken; kalp-damar, solunum ve böbrek hastalıkları, diyabet ile bazı nörolojik ve ruhsal sorunların kötüleşmesine zemin hazırlayabiliyor. Ağustos 2026'da yayımlanan yeni bir araştırma da aşırı sıcakla ilişkili sağlık sorunlarının klasik sıcak çarpması ve sıvı kaybından çok daha geniş olabileceğini gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Aşırı sıcak sadece sıcak çarpması anlamına gelmiyor</h2>

<p>Hava sıcaklığının yükselmesi çoğu zaman terleme, susama ve yorgunlukla ilişkilendiriliyor. Ancak aşırı sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkileri bunlarla sınırlı değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yüksek sıcaklıkların sıcak bitkinliği ve sıcak çarpmasına yol açabildiğini, aynı zamanda mevcut kronik hastalıkları da ağırlaştırabildiğini bildiriyor.</p>

<p>Kalp-damar ve solunum hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabet ve bazı ruhsal hastalıkları bulunan kişiler sıcak dönemlerde daha hassas gruplar arasında yer alıyor.</p>

<h2>Vücut sıcakta neden zorlanıyor?</h2>

<p>İnsan vücudu iç sıcaklığını belirli sınırlar içinde tutmaya çalışıyor. Hava sıcaklığı yükseldiğinde bunun için iki temel mekanizma devreye giriyor: deri damarlarının genişlemesi ve terleme.</p>

<p>Deriye daha fazla kan gönderilmesi, vücudun çevreye ısı vermesine yardımcı oluyor. Terin buharlaşması da vücudu soğutuyor.</p>

<p>Ancak bu sistemin çalışmasının bir bedeli var.</p>

<p>Kalbin dolaşımı sürdürebilmek için daha fazla çalışması gerekebiliyor. Terlemeyle su ve elektrolit kaybediliyor. Yeterli sıvı alınmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor, tansiyon düşebiliyor ve böbrekler üzerindeki yük artabiliyor.</p>

<p>Nem oranının çok yüksek olduğu günlerde terin buharlaşması da güçleştiğinden vücudun kendisini soğutması daha zor hale gelebiliyor.</p>

<h2>Kalp hastaları neden daha dikkatli olmalı?</h2>

<p>Aşırı sıcaklarda deri damarları genişliyor ve vücut sıcaklığını düşürmek için cilde daha fazla kan gönderiliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda kalbin dolaşımı sürdürebilmek için daha yoğun çalışması gerekebiliyor. Terlemeye bağlı sıvı kaybı da dolaşımdaki kan miktarını azaltabiliyor.</p>

<p>Bu fizyolojik yük özellikle kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı ve diğer kalp-damar hastalıkları bulunan kişiler açısından önem taşıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcakların mevcut kalp-damar hastalıklarını kötüleştirebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Ancak “sıcak hava herkeste kalp krizi yapar” şeklinde bir sonuç doğru değil. Kişinin yaşı, mevcut hastalıkları, sıvı durumu, kullandığı ilaçlar, sıcaklığın derecesi ve maruziyet süresi gibi çok sayıda etken riski değiştirebiliyor.</p>

<h2>Böbrekler sıcak havada neden risk altında?</h2>

<p>Sıcak havalarda terleme arttıkça vücuttan daha fazla su ve elektrolit kaybediliyor.</p>

<p>Sıvı kaybı ilerlediğinde böbreklere ulaşan kan akımı azalabiliyor. Bu durum özellikle yaşlılarda, böbrek hastalığı bulunanlarda, yeterince sıvı alamayanlarda ve uzun süre sıcak altında çalışanlarda daha önemli hale gelebiliyor.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar yüksek çevre sıcaklıkları ile akut böbrek hasarı ve bazı böbrek hastalıkları arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Böbrek taşı ve renal kolik başvurularının da sıcak dönemlerde artabildiğine ilişkin araştırmalar bulunuyor.</p>

<h2>Yeni araştırma: Aşırı sıcak 33 farklı tanıyla ilişkilendirildi</h2>

<p>Sıcağın sağlık üzerindeki etkisinin ne kadar geniş olabileceğine ilişkin dikkat çekici araştırmalardan biri 26 Ağustos 2026'da Science Advances dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Northwestern Üniversitesi araştırmacıları, Chicago'daki dört sağlık sisteminde 2011-2023 yılları arasında kaydedilen <strong>372 bin 140 yetişkine ait 916 bin 904 acil servis ve ivedi bakım başvurusunu</strong> değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmada sıcaklıkla bağlantısı olabilecek hastalıkların önceden seçildiği dar bir liste yerine, sağlık kayıtlarında bulunan <strong>1.803 farklı tanı kodu</strong> tarandı.</p>

<p>İlk analiz aşamasından 44 tanı kodu geçti. Daha ayrıntılı ikinci analiz sonucunda ise <strong>33 klinik tanının aşırı sıcakla anlamlı ilişki gösterdiği</strong> belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar çalışma dönemi boyunca günlük en yüksek sıcaklığın yaklaşık <strong>33,7 derece ve üzerine çıktığı 100 günü</strong> aşırı sıcak gün olarak değerlendirdi.</p>

<h2>Sadece susuzluk ve sıcak çarpması değil</h2>

<p>Yeni araştırmada sıvı dengesi ve böbrek sorunlarının yanı sıra daha önce sıcakla ilişkisi daha az gündeme gelen bazı sağlık sorunları da öne çıktı.</p>

<p>Bunlar arasında;</p>

<ul>
 <li>akut böbrek sorunları,</li>
 <li>bazı deri hastalıkları,</li>
 <li>ödem ve sıvı dengesi bozuklukları,</li>
 <li>multipl skleroz,</li>
 <li>bazı ruhsal ve davranışsal bozukluklar,</li>
 <li>alt ekstremitelerde varis sorunları,</li>
 <li>bazı yaralanmalar ve dış nedenlere bağlı başvurular</li>
</ul>

<p>yer aldı.</p>

<p>Araştırmada trafik kazaları, böcek ısırmaları ve sokmaları ile bazı travmatik yaralanmaların da sıcak günlerde daha fazla görülebildiğine ilişkin ilişkiler saptandı.</p>

<p>Bu bulgular, aşırı sıcakların sağlık sistemine getirdiği yükün yalnızca “sıcak çarpması” tanısıyla ölçülmesinin gerçek tabloyu olduğundan küçük gösterebileceğine işaret ediyor.</p>

<h2>Araştırma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor</h2>

<p>Çalışmanın önemli bir sınırlılığı da bulunuyor.</p>

<p>Araştırma gözlemsel veriler üzerinden yapıldığı için aşırı sıcaklığın belirlenen 33 sağlık sorununu doğrudan oluşturduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Örneğin sıcak günlerde trafik kazalarının veya bazı yaralanmaların artması doğrudan vücut sıcaklığındaki yükselmeyle açıklanamayabilir. İnsanların davranış biçimleri, dışarıda geçirdikleri süre ve çevresel koşullar gibi başka faktörler de sonuçlarda rol oynayabilir.</p>

<p>Bu nedenle bulgular “aşırı sıcak bu hastalıkları kesin olarak yapıyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Araştırmanın asıl önemi, sıcaklıkla ilişkili olabilecek sağlık sorunlarının sanılandan daha geniş bir alana yayılabileceğini göstermesi.</p>

<h2>Diyabet hastaları sıcaktan neden daha fazla etkilenebilir?</h2>

<p>Diyabet hastaları da sıcak havalarda daha dikkatli olması gereken gruplar arasında.</p>

<p>Diyabete bağlı bazı sinir ve damar sorunları ter bezlerinin çalışmasını ve vücudun kendisini soğutma yeteneğini etkileyebiliyor.</p>

<p>Bir başka sorun ise sıvı kaybı.</p>

<p>Vücudun susuz kalması kan şekeri düzeyini yükseltebilir. Kan şekerinin yükselmesi de bazı kişilerde idrar miktarını artırarak daha fazla sıvı kaybına neden olabilir.</p>

<p>Böylece sıcak hava, sıvı kaybı ve kan şekeri kontrolü arasında karşılıklı bir döngü oluşabilir.</p>

<p>Sıcaklık insülinin vücuttaki kullanımını da etkileyebildiğinden, özellikle insülin kullanan diyabet hastalarının sıcak günlerde kan şekeri takibini ihmal etmemesi önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavide veya insülin dozunda doktor önerisi olmadan değişiklik yapılmaması gerekiyor.</p>

<h2>Astım ve kronik akciğer hastalıkları da etkilenebilir</h2>

<p>Aşırı sıcaklar solunum sistemi hastalıkları bulunan kişiler açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü astım ve kronik solunum yolu hastalıklarını sıcak havalarda kötüleşebilecek sağlık sorunları arasında gösteriyor.</p>

<p>Sıcaklığa yüksek nem ve hava kirliliğinin eşlik etmesi solunum sistemi üzerindeki yükü daha da artırabiliyor.</p>

<p>Bazı hava koşullarında yüksek sıcaklık yer seviyesindeki ozon miktarının yükselmesine katkıda bulunabiliyor. Bu durum astım ve diğer solunum yolu hastalıklarında belirtilerin ağırlaşmasına neden olabiliyor.</p>

<h2>Beyin de aşırı sıcaklardan etkilenebiliyor</h2>

<p>Vücudun sıcaklık kontrolü bozulduğunda sinir sistemi de etkileniyor.</p>

<p>Sıvı kaybı ve sıcaklık artışı;</p>

<ul>
 <li>baş ağrısı,</li>
 <li>baş dönmesi,</li>
 <li>halsizlik,</li>
 <li>dikkat azalması,</li>
 <li>sersemlik</li>
</ul>

<p>gibi belirtilere yol açabiliyor.</p>

<p>Durum ağırlaştığında bilinç değişikliği, nöbet ve bilinç kaybı görülebiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü sıcak havanın mevcut serebrovasküler hastalıkları da kötüleştirebildiğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak sıcak hava ile inme arasındaki ilişki de kişisel risk faktörlerinden bağımsız değerlendirilemez. “Sıcak hava doğrudan felç yapar” şeklinde kesin bir ifade bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<h2>Multipl skleroz neden yeni araştırmada dikkat çekti?</h2>

<p>Science Advances araştırmasında dikkat çeken tanılardan biri multipl skleroz oldu.</p>

<p>Multipl sklerozlu bazı kişilerde vücut sıcaklığındaki küçük artışlar bile mevcut nörolojik belirtilerin geçici olarak belirginleşmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu durum yeni bir hastalık atağı oluştuğu anlamına gelmeyebilir. Vücut sıcaklığı normale döndüğünde belirtiler de gerileyebilir.</p>

<p>Yeni araştırma multipl skleroz ile aşırı sıcak arasındaki ilişkinin akut sağlık hizmetlerinde de görülebileceğine işaret ederken, bu bulgunun farklı nüfuslarda yapılacak çalışmalarla desteklenmesi gerekiyor.</p>

<h2>Ruh sağlığı da sıcak havadan etkilenebilir</h2>

<p>Aşırı sıcak ile ruh sağlığı arasındaki ilişki son yıllarda giderek daha fazla araştırılıyor.</p>

<p>Yüksek sıcaklık;</p>

<ul>
 <li>uyku düzeninin bozulması,</li>
 <li>fiziksel stres,</li>
 <li>huzursuzluk,</li>
 <li>sıvı kaybı,</li>
 <li>kullanılan bazı ilaçların sıcakla etkileşimi</li>
</ul>

<p>gibi birçok mekanizma üzerinden ruhsal iyilik halini etkileyebiliyor.</p>

<p>Daha önce yayımlanan sistematik inceleme ve meta-analizlerde de sıcaklık artışı ile ruh sağlığıyla ilişkili bazı hastane ve acil servis başvuruları arasında ilişki bulundu.</p>

<p>Ancak araştırmalar arasında farklılıklar bulunuyor. Bu nedenle sıcaklığın her psikiyatrik hastalığı aynı biçimde etkilediği söylenemez.</p>

<h2>Gebelik döneminde de sıcaklık önemli</h2>

<p>Gebelik sırasında kalp-damar sistemi ve metabolizmada önemli fizyolojik değişiklikler yaşanıyor.</p>

<p>Bu nedenle gebeler de sıcaklıktan daha fazla etkilenebilen gruplar arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Nature Medicine'da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analizde <strong>66 ülkeden 198 araştırma</strong> incelendi.</p>

<p>Araştırmalarda sıcaklık maruziyeti ile erken doğum başta olmak üzere bazı anne, fetüs ve yenidoğan sonuçları arasında ilişkiler bildirildi.</p>

<p>Ancak çalışmalar kullanılan sıcaklık ölçütleri ve araştırma tasarımları açısından birbirinden farklıydı. Bu nedenle tek bir sıcak günün mutlaka gebelik komplikasyonuna yol açacağı şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<h2>Yaşlılar neden daha yüksek risk altında?</h2>

<p>Yaş ilerledikçe vücudun sıcaklığı düzenleme yeteneği azalabiliyor.</p>

<p>Susama hissinin zayıflaması, terleme kapasitesindeki değişiklikler, kronik hastalıkların daha sık görülmesi ve birden fazla ilaç kullanılması riski artırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerin sıcak hava dalgalarında daha yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Tek başına yaşayan ve günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan yaşlıların sıcak günlerde aileleri, yakınları veya bakım verenler tarafından düzenli olarak kontrol edilmesi de önemli.</p>

<h2>Kimler daha fazla risk altında?</h2>

<p>Aşırı sıcak herkesi etkileyebilir. Ancak risk bazı gruplarda daha yüksek.</p>

<p>Özellikle;</p>

<ul>
 <li>ileri yaştaki kişiler,</li>
 <li>bebekler ve küçük çocuklar,</li>
 <li>kalp-damar hastalığı bulunanlar,</li>
 <li>kronik akciğer hastalığı veya astımı bulunanlar,</li>
 <li>böbrek hastaları,</li>
 <li>diyabet hastaları,</li>
 <li>hamileler,</li>
 <li>bazı nörolojik veya ruhsal hastalıkları bulunanlar,</li>
 <li>hareket kısıtlılığı olan kişiler,</li>
 <li>açık havada çalışanlar,</li>
 <li>yoğun fiziksel egzersiz yapanlar</li>
</ul>

<p>sıcak dönemlerde daha dikkatli olmalı.</p>

<h2>Bazı ilaçlar sıcakla birlikte riski artırabilir</h2>

<p>Sıcak havalarda yalnızca hastalıklar değil, kullanılan ilaçlar da önem kazanıyor.</p>

<p>Bazı ilaçlar susama hissini, terlemeyi, dolaşımı, tansiyonu veya vücudun sıcaklık düzenleme mekanizmasını etkileyebiliyor.</p>

<p>CDC'nin klinisyenler için hazırladığı rehberde özellikle;</p>

<ul>
 <li>diüretikler,</li>
 <li>bazı tansiyon ilaçları,</li>
 <li>beta blokerler,</li>
 <li>antikolinerjik ilaçlar,</li>
 <li>bazı antidepresanlar,</li>
 <li>bazı antipsikotikler</li>
</ul>

<p>sıcak havalarda özel değerlendirme gerektirebilen ilaç grupları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Örneğin diüretikler sıvı ve elektrolit kaybını artırabilirken, bazı ilaçlar terlemeyi veya susama hissini değiştirebiliyor.</p>

<p>Ancak burada en önemli mesaj şu:</p>

<p><strong>Hava sıcak diye herhangi bir ilaç kendi kendine azaltılmamalı, bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemeli.</strong></p>

<p>Özellikle kronik hastalığı olan kişiler sıcak dönemlerde ilaçlarıyla ilgili bir değişiklik gerekip gerekmediğini hekimleriyle görüşmeli.</p>

<h2>“Bol bol su için” önerisi herkes için aynı değil</h2>

<p>Sıcak havalarda yeterli sıvı almak temel korunma yöntemlerinden biri.</p>

<p>Ancak herkese belirli ve aynı miktarda su önermek doğru değil.</p>

<p>Kişinin yaşı, yaptığı fiziksel aktivite, bulunduğu ortam, terleme miktarı ve mevcut hastalıkları günlük sıvı ihtiyacını değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle kalp yetmezliği veya ileri böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması önerilmiş kişiler gelişigüzel şekilde çok fazla su tüketmemeli.</p>

<p>Bu kişilerin sıcak günlerde ne kadar sıvı tüketmesi gerektiğini kendi hekimleriyle değerlendirmesi daha güvenli.</p>

<h2>Hangi belirtilerde acil yardım gerekli?</h2>

<p>Sıcak havada hafif baş dönmesi, susama, aşırı terleme ve halsizlik erken uyarı belirtileri olabilir.</p>

<p>Ancak;</p>

<ul>
 <li>bilinç bulanıklığı,</li>
 <li>anlamsız veya alışılmadık davranışlar,</li>
 <li>belirgin sersemlik,</li>
 <li>bayılma,</li>
 <li>nöbet,</li>
 <li>bilinç kaybı,</li>
 <li>çok yüksek vücut sıcaklığı</li>
</ul>

<p>gibi belirtiler sıcak çarpması açısından alarm kabul edilmeli.</p>

<p>Sıcak çarpması tıbbi acil durumdur.</p>

<p>Bu belirtiler varsa kişinin yalnızca su içerek veya dinlenerek düzelmesini beklemek yerine acil tıbbi yardım istenmesi gerekir.</p>

<h2>Sıcaktan korunmak için neler yapılabilir?</h2>

<p>Sıcak havanın sağlık üzerindeki etkilerinin önemli bölümü alınabilecek önlemlerle azaltılabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü özellikle;</p>

<ul>
 <li>günün en sıcak saatlerinde dışarıda geçirilen süreyi azaltmayı,</li>
 <li>ağır fiziksel aktiviteleri daha serin saatlere bırakmayı,</li>
 <li>mümkün olduğunca gölgede veya serin ortamlarda bulunmayı,</li>
 <li>hafif ve bol kıyafetler giymeyi,</li>
 <li>düzenli sıvı tüketmeyi,</li>
 <li>evleri gündüz güneşten koruyup daha serin saatlerde havalandırmayı</li>
</ul>

<p>öneriyor.</p>

<p>Yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve düzenli ilaç kullananlar ise sıcak hava dalgalarında sağlık durumlarını daha yakından takip etmeli.</p>

<h2>Sıcaklığın sağlık yükü düşündüğümüzden daha geniş olabilir</h2>

<p>Aşırı sıcak yalnızca bunaltıcı bir hava koşulu veya geçici bir konfor sorunu değil.</p>

<p>Vücudun kendisini soğutmaya çalışması dolaşım sistemini, böbrekleri ve sıvı-elektrolit dengesini doğrudan etkiliyor. Mevcut kronik hastalıklar da bu fizyolojik yük altında kötüleşebiliyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan yeni araştırmanın 33 farklı tanıyla ilişki saptaması ise sıcaklığın sağlık sistemine getirdiği yükün yalnızca sıcak çarpması ve susuzluk vakaları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Özellikle kalp-damar, böbrek ve solunum hastalıkları bulunanlar, diyabet hastaları, yaşlılar ve düzenli ilaç kullananların sıcak hava dalgalarında belirtilerini daha yakından izlemesi önem taşıyor.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p><strong>Jang H, Graffy PM, Barrett BW, Horton DE, Chan JL, Kho AN.</strong><br />
Identifying heat-related diagnoses in emergency department visits among adults in Chicago: A heat-wide association study.<br />
Science Advances. 2026;12(35).<br />
DOI: 10.1126/sciadv.aed3977</p>

<p><strong>World Health Organization Regional Office for Europe.</strong><br />
#KeepCool in the heat.<br />
8 Haziran 2026.</p>

<p><strong>World Health Organization Regional Office for Europe.</strong><br />
Heat–health action plans: guidance, second edition.<br />
2026.</p>

<p><strong>World Health Organization.</strong><br />
Heat and health.<br />
31 Temmuz 2026.</p>

<p><strong>Centers for Disease Control and Prevention.</strong><br />
Heat and Medications – Guidance for Clinicians.<br />
18 Eylül 2025.</p>

<p><strong>Lakhoo DP ve arkadaşları.</strong><br />
A systematic review and meta-analysis of heat exposure impacts on maternal, fetal and neonatal health.<br />
Nature Medicine. 2025;31:684–694.<br />
Çevrim içi yayın: 5 Kasım 2024.<br />
DOI: 10.1038/s41591-024-03395-8</p>

<p><strong>Liu J ve arkadaşları.</strong><br />
Hot weather as a risk factor for kidney disease outcomes: A systematic review and meta-analysis of epidemiological evidence.<br />
Science of the Total Environment. 2021;801:149806.<br />
DOI: 10.1016/j.scitotenv.2021.149806</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-tetikliyor.webp" type="image/jpeg" length="22926"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
