<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tıbbiye Bülteni | Sağlık Haberleri</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni, sağlık ve tıp alanındaki güncel gelişmeleri bilimsel doğruluk temelinde okuyucularına ulaştıran bağımsız sağlık haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss/bilim" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 13 Jul 2026 15:21:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss/bilim"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Araştırma: Bazı Doğum Kontrol İlaçları Beyin Tümörü Riskiyle İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-bazi-dogum-kontrol-ilaclari-beyin-tumoru-riskiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-bazi-dogum-kontrol-ilaclari-beyin-tumoru-riskiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danimarka’da yaklaşık 3 milyon kadının 25 yıllık sağlık verilerinin incelendiği yeni araştırma, yalnızca Depo-Provera değil, bazı yaygın hormonal doğum kontrol yöntemlerinin de menenjiyom adı verilen genellikle iyi huylu beyin tümörüyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacılar ise mutlak riskin düşük olduğunun ve kadınların ilaçlarını doktorlarına danışmadan bırakmaması gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Hormonal doğum kontrol yöntemlerinin güvenliğiyle ilgili dikkat çeken yeni bir çalışma, tıp dünyasında geniş yankı uyandırdı. JAMA Network Open dergisinde yayımlanan araştırmada, uzun yıllara yayılan ulusal sağlık kayıtları analiz edilerek bazı hormonal kontraseptiflerin menenjiyom gelişme riskiyle ilişkisi değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmada, daha önce de benzer tartışmaların odağında bulunan Depo-Provera (medroksiprogesteron asetat) enjeksiyonunun en güçlü ilişkiyi gösterdiği bildirildi. Bunun yanında desogestrel, drospirenon, gestoden ve levonorgestrel içeren bazı hormonal doğum kontrol yöntemlerinde de daha düşük düzeyde risk artışı gözlendi.</p>

<p>Bilim insanları, Depo-Provera kullanan kadınlarda göreceli riskin yaklaşık 4 kat, kombine doğum kontrol hapları ve yalnızca progesteron içeren mini haplarda ise yaklaşık 1,5 kat arttığını belirledi. Ancak uzmanlar, göreceli risk artışının mutlak riskle karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mutlak risk hâlâ düşük</p>

<p>Araştırmaya göre yaşam boyu menenjiyom görülme sıklığı yaklaşık binde 5 düzeyindeyken, ilgili ilaçları kullanan grupta bu oran yaklaşık binde 6 olarak hesaplandı. Ayrıca riskin, hormonal tedavi bırakıldıktan sonraki yaklaşık beş yıl içinde kaybolduğu bildirildi.</p>

<p>Menenjiyom nedir?</p>

<p>Menenjiyom, beyin ve omuriliği çevreleyen zar dokusundan gelişen, çoğu zaman iyi huylu seyreden bir tümördür. Buna rağmen büyüdüğünde çevre sinirlere ve beyin dokusuna baskı yaparak baş ağrısı, görme bozukluğu, nöbet, işitme kaybı ve bilişsel sorunlara yol açabilir. Bazı hastalarda cerrahi veya radyoterapi gerekebilir.</p>

<p>Uzmanlardan önemli uyarı</p>

<p>Araştırmaya eşlik eden uzman değerlendirmelerinde, elde edilen bulguların doğum kontrol yöntemlerinin sağladığı gebelikten korunma yararlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Uzmanlar, kadınların doktorlarına danışmadan doğum kontrol ilaçlarını bırakmamaları gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Öte yandan, ABD’de Depo-Provera için 2025 sonunda ürün güvenlik bilgilerinde menenjiyom riskine ilişkin uyarı güncellenmişti. İlacın üreticisi hakkında bu konuyla bağlantılı çok sayıda dava da devam ediyor.</p>

<p>Kaynaklar:</p>

<ol>
 <li>JAMA Network Open<br />
 Contraceptive Progestogens and Incident Meningioma (Lundstrøm NH ve ark.)<br />
 Temmuz 2026.</li>
 <li>Danish Medicines Agency (Danimarka İlaç Ajansı)<br />
 25 yıllık ulusal kayıt çalışmasına ilişkin resmi güvenlik açıklaması.</li>
 <li>New York Post<br />
 It’s not just Depo-Provera. Study links 5 more birth control drugs to brain tumor risk (12 Temmuz 2026).</li>
</ol>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-bazi-dogum-kontrol-ilaclari-beyin-tumoru-riskiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 04:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5780.jpeg" type="image/jpeg" length="38454"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tuzdan Üretilen Piller Dönemi Başlıyor: Elektrikli Araçlar ve Enerji Depolamada Yeni Çağ]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tuzdan-uretilen-piller-donemi-basliyor-elektrikli-araclar-ve-enerji-depolamada-yeni-cag</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tuzdan-uretilen-piller-donemi-basliyor-elektrikli-araclar-ve-enerji-depolamada-yeni-cag" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji depolama teknolojilerinde uzun süredir hâkim olan lityum iyon piller, önümüzdeki yıllarda güçlü bir rakiple karşı karşıya kalabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacılar ve sektör temsilcileri, sodyum iyon yani halk arasında “tuz pili” olarak da anılan yeni nesil bataryaların hem maliyet hem de güvenlik açısından önemli avantajlar sunduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu teknoloji, özellikle elektrik şebekeleri ve uygun maliyetli elektrikli araçlarda büyük bir dönüşüm başlatabilir.</p>

<p>Sodyum iyon piller neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Sodyum, yerkabuğunda ve deniz suyunda bol miktarda bulunan bir element. Bu nedenle lityuma kıyasla çok daha ucuz ve kolay temin edilebiliyor. Ayrıca kobalt ve nikel gibi kritik minerallere olan bağımlılığı azaltma potansiyeli de taşıyor.</p>

<p>Bu özellikler, üretim maliyetlerinin düşmesine katkı sağlayabileceği gibi tedarik zincirindeki jeopolitik riskleri de azaltabilir.</p>

<p>Elektrikli araçlarda her modele uygun olmayabilir</p>

<p>Bugünkü teknoloji seviyesinde sodyum iyon pillerin enerji yoğunluğu, lityum iyon pillere göre daha düşük. Bu nedenle tek şarjla çok uzun menzil gerektiren üst segment elektrikli otomobillerde henüz ideal çözüm olarak görülmüyor.</p>

<p>Buna karşın şehir içi otomobiller, ticari araçlar, otobüsler ve giriş seviyesi elektrikli modeller için güçlü bir alternatif olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Asıl büyük değişim enerji depolamada yaşanabilir</p>

<p>Uzmanlar, sodyum iyon teknolojisinin en büyük etkiyi elektrik şebekelerinde oluşturacağını düşünüyor.</p>

<p>Güneş ve rüzgâr santrallerinden elde edilen elektriğin depolanması için kullanılan dev batarya sistemlerinde ağırlık büyük önem taşımadığı için daha düşük maliyetli sodyum iyon çözümleri öne çıkıyor.</p>

<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bu alandaki yatırımların hızlandığını ve teknolojinin önümüzdeki yıllarda enerji depolama pazarında önemli pay elde edebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Otomotiv devleri yatırımlarını artırıyor</p>

<p>Batarya üreticileri ve otomotiv şirketleri de sodyum iyon teknolojisine yönelik yatırımlarını artırıyor. Özellikle Çin merkezli üreticiler ticari üretimi hızlandırırken, ABD ve Avrupa’da da enerji depolama projeleri için yeni yatırımlar duyuruluyor.</p>

<p>Lityum piller tamamen ortadan kalkacak mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanların ortak görüşü, kısa vadede böyle bir değişimin beklenmediği yönünde. Sodyum iyon pillerin, yüksek performans gerektiren uygulamalarda lityum iyon pillerin yerini tamamen alması beklenmiyor.</p>

<p>Bunun yerine iki teknolojinin farklı kullanım alanlarında birlikte varlığını sürdürmesi öngörülüyor. Uygun maliyet ve güvenliğin ön planda olduğu uygulamalarda sodyum iyon pillerin payının giderek artacağı tahmin ediliyor.</p>

<p>Kaynak: New Scientist’in konuya ilişkin analizinin yanı sıra Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), ScienceDaily ve sektördeki güncel gelişmeler esas alınarak hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tuzdan-uretilen-piller-donemi-basliyor-elektrikli-araclar-ve-enerji-depolamada-yeni-cag</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 04:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5776.jpeg" type="image/jpeg" length="16370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar Uyardı: Güvenli Tütün ve Nikotin Ürünü Yok]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzmanlar-uyardi-guvenli-tutun-ve-nikotin-urunu-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzmanlar-uyardi-guvenli-tutun-ve-nikotin-urunu-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klasik sigara, elektronik sigara ve diğer nikotin ürünlerinin kullanım biçimleri değişse de sağlık üzerindeki riskleri ortadan kalkmıyor. Uzmanlar, elektronik sigaradan çıkan aerosolün masum bir “su buharı” olmadığını, iki ürünü birlikte kullanmanın da korunma sağlamadığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sigara ile elektronik sigara arasında seçim yapmak, sağlık açısından güvenli bir yol seçmek anlamına gelmiyor. Cleveland Clinic uzmanları, tütün dumanının da elektronik sigara aerosolünün de akciğerleri, kalbi ve damar sistemini etkileyebilecek nikotin, kimyasal maddeler ve metal parçacıkları içerebildiğini belirtiyor.</p>

<p>Ürünlerin çalışma biçimleri ve ortaya çıkardıkları maddeler birbirinden farklı olsa da uzmanların ortak uyarısı değişmiyor: Güvenli bir tütün veya nikotin ürünü bulunmuyor.</p>

<p>Elektronik sigaradan çıkan şey yalnızca su buharı değil</p>

<p>Elektronik sigaralar, bir sıvının cihaz içindeki rezistansla ısıtılması sonucu aerosol oluşturuyor. Kullanıcının soluduğu bu aerosol, kamuoyunda sıklıkla “su buharı” olarak tanımlansa da yalnızca sudan meydana gelmiyor.</p>

<p>Elektronik sigara emisyonlarında nikotinin yanı sıra uçucu organik bileşikler, çok küçük parçacıklar, aroma vericiler ve ağır metaller bulunabiliyor. Isıtıcı parçalardan açığa çıkabilen nikel, krom ve kurşun gibi metallerin solunum ve kalp-damar sağlığı açısından risk oluşturabileceği bildiriliyor. (Cleveland Clinic)</p>

<p>Nikotin içermediği belirtilen bazı ürünlerde dahi yapılan incelemelerde nikotin saptanabildiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle ambalajda yer alan “nikotinsiz” ifadesinin ürünün bütünüyle zararsız olduğu anlamına gelmediği vurgulanıyor. (Dünya Sağlık Örgütü)</p>

<p>Klasik sigarada yanma kaynaklı ağır riskler bulunuyor</p>

<p>Klasik sigarada tütünün yanmasıyla çok sayıda zehirli ve kanserojen madde açığa çıkıyor. Sigara kullanımı; kanser, kalp hastalıkları, felç ve kronik solunum sistemi hastalıkları başta olmak üzere vücudun hemen her organında hasarla ilişkilendiriliyor. (Dünya Sağlık Örgütü)</p>

<p>Sigaranın uzun vadeli zararları onlarca yıllık bilimsel verilerle ortaya konmuş durumda. Elektronik sigaraların ise daha yakın dönemde yaygınlaşması nedeniyle yaşam boyu kullanım sonuçları klasik sigara kadar uzun süreli araştırmalarla henüz değerlendirilmiş değil. Ancak bu bilimsel boşluk, elektronik sigaraların güvenli olduğu anlamına gelmiyor. (Cleveland Clinic)</p>

<p>Nikotin bağımlılığı ürün değiştirerek sona ermiyor</p>

<p>Hem klasik sigaraların hem de elektronik sigaraların en önemli ortak noktalarından biri nikotin. Güçlü bağımlılık oluşturan nikotin, beyindeki ödül sistemini etkileyerek kullanım isteğinin sürmesine neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nikotin ayrıca kalp hızını ve kan basıncını artırabiliyor, damarların daralmasına yol açabiliyor. Bazı elektronik sigara cihazlarının kullanıcıya yüksek miktarda nikotin ulaştırabildiği ve alınan miktarın cihazdan cihaza önemli ölçüde değişebildiği belirtiliyor. (www.heart.org)</p>

<p>Elektronik sigaraların gün boyunca kısa aralıklarla kullanılabilmesi de toplam nikotin maruziyetinin kullanıcı tarafından fark edilmeden artmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Hem sigara hem elektronik sigara kullanmak korumuyor</p>

<p>Bazı kişiler sigarayı azaltmak amacıyla elektronik sigara kullanmaya başlasa da her iki ürünü birlikte kullanmayı sürdürebiliyor. “İkili kullanım” olarak tanımlanan bu yaklaşım, sağlık risklerini ortadan kaldıran bir yöntem olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, iki ürünün birlikte kullanılmasının toksik maddelere maruziyeti artırabileceğini ve yalnızca tek bir ürünü kullanmaya kıyasla daha kötü solunum sonuçlarıyla ilişkili olabileceğini bildiriyor. Günde az sayıda sigara içmenin de güvenli olmadığı hatırlatılıyor. (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri)</p>

<p>Kalp ve akciğerler birlikte etkilenebiliyor</p>

<p>Elektronik sigara aerosolündeki küçük parçacıklar akciğerlerin derin bölgelerine kadar ulaşabiliyor. Kimyasal maddeler solunum yollarında tahriş ve inflamasyona yol açabilirken, kronik kullanımın hava yollarındaki doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabileceği belirtiliyor. (Cleveland Clinic)</p>

<p>Elektronik sigara kullanımı yalnızca akciğerlerle sınırlı bir sorun olarak da değerlendirilmiyor. Araştırmalar, düzenli kullanımın kalp ve damar fonksiyonlarında olumsuz değişikliklerle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor. (American Heart Association)</p>

<p>Gençler için risk daha büyük</p>

<p>Nikotin, gelişimini sürdüren genç beyninde dikkat, öğrenme, dürtü kontrolü ve bağımlılık mekanizmalarını etkileyebiliyor. Aroma seçenekleri ve kolay kullanılabilen cihazlar, daha önce sigara kullanmamış gençlerin nikotinle tanışmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, çocuklar ve ergenlerde nikotin maruziyetinin beyin gelişimi üzerinde uzun süreli olumsuz sonuçlar doğurabileceğini bildiriyor. (Dünya Sağlık Örgütü)</p>

<p>Elektronik sigara, gelişigüzel bir bırakma yöntemi değil</p>

<p>Elektronik sigaraya geçmek, nikotin bağımlılığının sona erdiği anlamına gelmiyor. Kişi sigarayı bıraksa bile elektronik sigara kullanmaya devam ederek nikotin bağımlılığını sürdürebiliyor veya iki ürünü aynı anda kullanmaya başlayabiliyor.</p>

<p>Sigarayı ya da elektronik sigarayı bırakmak isteyen kişilerin; hekim değerlendirmesi, davranışsal destek, danışmanlık ve uygun görülen onaylı tedavi seçeneklerinden yararlanması öneriliyor. Amaç yalnızca kullanılan ürünü değiştirmek değil, tütün ve nikotin bağımlılığından bütünüyle kurtulmak olmalı.</p>

<p>Uzmanlara göre sağlık açısından doğru karşılaştırma, sigara ile elektronik sigara arasında “daha güvenli olanı” seçmek değil. En güvenli yaklaşım, hiçbir tütün veya nikotin ürününü kullanmamak; kullananlar içinse profesyonel destekle tamamen bırakmak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>* Cleveland Clinic, Vaping vs. Smoking: Both Are Dangerous<br />
* Dünya Sağlık Örgütü, Tobacco and Nicotine<br />
* Dünya Sağlık Örgütü, Tobacco: E-cigarettes<br />
* ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Health Effects of Vaping<br />
* Amerikan Kalp Derneği, elektronik sigara ve nikotinin kalp-damar etkilerine ilişkin bilgilendirmeler<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzmanlar-uyardi-guvenli-tutun-ve-nikotin-urunu-yok</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 02:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5774.jpeg" type="image/jpeg" length="60529"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz Kıkırdağını Yenileyen Enjeksiyon Umut Verdi: Protez Ameliyatlarını Azaltabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diz-kikirdagini-yenileyen-enjeksiyon-umut-verdi-protez-ameliyatlarini-azaltabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diz-kikirdagini-yenileyen-enjeksiyon-umut-verdi-protez-ameliyatlarini-azaltabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz kireçlenmesinin yol açtığı kıkırdak kaybını tersine çevirebilecek deneysel bir tedavi geliştirildi. Stanford Medicine araştırmacıları, yaşlanmayla birlikte artan 15-PGDH adlı enzimi baskılayan küçük moleküllerin farelerde işlevsel eklem kıkırdağının yeniden oluşmasını sağladığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Science dergisinde yayımlanan araştırmada tedavi, yaşlı farelere hem sistemik olarak hem de doğrudan eklem içine enjeksiyon yoluyla uygulandı. Sonuçlar, incelmiş kıkırdak tabakasının kalınlaştığını, eklem hareketlerinin iyileştiğini ve osteoartritle ilişkili ağrının azaldığını gösterdi. (⁠Science)</p>

<p>Yaşlanan hücreler yeniden programlandı</p>

<p>Araştırmanın merkezinde, yaşlanan ve yaralanan dokularda miktarı artan 15-hidroksiprostaglandin dehidrogenaz, kısa adıyla 15-PGDH enzimi bulunuyor. Bilim insanları bu enzimi, yaşlanmaya bağlı doku bozulmasında rol oynayan bir “gerozim” olarak tanımlıyor.</p>

<p>15-PGDH, dokuların onarımında görev alan prostaglandin E2 adlı molekülü parçalayarak doğal yenilenme kapasitesini sınırlandırıyor. Enzimin baskılanması ise mevcut kıkırdak hücrelerinin daha genç ve üretken bir genetik programa dönmesini sağladı.</p>

<p>Tedavinin kök hücreleri harekete geçirmek yerine doğrudan mevcut kondrositleri yeniden programlaması dikkat çekti. Kıkırdağı parçalayan, iltihapla ilişkili hücrelerin oranı azalırken eklem yüzeyini koruyan matriks maddelerini üreten hücrelerin sayısı arttı. (⁠Stanford Medicine)</p>

<p>Yaralanma sonrası kireçlenmeyi de yavaşlattı</p>

<p>Araştırmacılar tedaviyi yalnızca yaşlanmaya bağlı kıkırdak kaybında değil, ön çapraz bağ yaralanmasını taklit eden modellerde de denedi.</p>

<p>Enjeksiyon uygulanan hayvanlarda travma sonrasında gelişen osteoartritin ilerlemesi belirgin biçimde yavaşladı. Eklem ağrısında azalma ve hareket fonksiyonlarında iyileşme kaydedildi.</p>

<p>Oluşan dokunun yalnızca yarayı dolduran daha dayanıksız fibröz kıkırdak olmadığı, eklem yüzeylerinde bulunan kaygan ve dayanıklı hiyalin kıkırdak özellikleri taşıdığı bildirildi.</p>

<p>İnsan diz dokusunda da olumlu işaretler görüldü</p>

<p>Çalışmanın insanlarla ilgili bölümünde henüz hastalara enjeksiyon yapılmadı. Araştırmacılar, total diz protezi ameliyatı geçiren osteoartrit hastalarından alınan kıkırdak dokularını laboratuvar ortamında 15-PGDH inhibitörüyle işledi.</p>

<p>Tedavi edilen dokularda kıkırdak bozulma belirteçleri azalırken yeni eklem matriksi oluşumuna işaret eden bulgular elde edildi. Ancak bu sonuçlar canlı insan vücudundaki güvenlik ve etkinliği kanıtlamıyor. Tedavinin hastalara sunulabilmesi için diz osteoartritine yönelik kontrollü klinik çalışmalar yapılması gerekiyor. (⁠Stanford Medicine)</p>

<p>İnsanlarda güvenlik çalışması başka bir hastalık için yapıldı</p>

<p>15-PGDH’yi hedefleyen MF-300 adlı ağızdan alınan deneysel ilacın Faz 1 çalışması, yaşa bağlı kas kaybı nedeniyle sağlıklı gönüllülerde tamamlandı. İlk sonuçlarda ilacın genel olarak tolere edildiği ve hedeflediği biyolojik mekanizma üzerinde etkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak bu çalışma diz kireçlenmesi hastalarında yapılmadı. Kas kaybı için elde edilen güvenlik sonuçlarının, eklem içine uygulanacak bir tedavinin güvenli ve etkili olduğunu doğrudan göstermediği özellikle vurgulanıyor. (⁠Epirium)</p>

<p>Diz protezinin yerini alabilir mi?</p>

<p>Araştırmacılar, insan çalışmalarından da benzer sonuçların alınması halinde 15-PGDH inhibitörlerinin osteoartritin yalnızca ağrısını azaltan değil, hastalığın seyrini değiştiren ilk yenileyici tedavilerden biri olabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Böyle bir tedavi kıkırdak kaybını durdurabilir, mevcut dokuyu yenileyebilir ve bazı hastalarda total diz protezi ameliyatını yıllarca geciktirebilir. Bununla birlikte “kıkırdağı yeniden büyüten enjeksiyon” henüz hastanelerde uygulanan veya onaylanmış bir tedavi değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışma, Mamta Singla ve çalışma arkadaşları tarafından yürütüldü; 27 Kasım 2025’te çevrim içi yayımlandı ve Science dergisinin Mart 2026 tarihli basılı sayısında yer aldı. Araştırmanın sıradaki kritik aşamasını, diz osteoartriti bulunan hastalarda yapılacak klinik deneyler oluşturacak. (⁠PubMed)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diz-kikirdagini-yenileyen-enjeksiyon-umut-verdi-protez-ameliyatlarini-azaltabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 23:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5766.jpeg" type="image/jpeg" length="29003"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçlarında Kas Kaybı Gerçeği: Kilo Verirken Gücünüzden Olmayın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-kas-kaybi-gercegi-kilo-verirken-gucunuzden-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-kas-kaybi-gercegi-kilo-verirken-gucunuzden-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İştahı azaltarak hızlı kilo kaybı sağlayabilen yeni nesil zayıflama ilaçları, obezite tedavisinde önemli bir dönemi başlattı. Ancak tartıdaki her düşüş yalnızca yağların eridiği anlamına gelmiyor. Kilo kaybının belirli bir bölümü yağsız vücut dokusundan, dolayısıyla kaslardan da gelebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel araştırmalar, semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçlarla kaybedilen kilonun büyük bölümünün yağ dokusundan oluştuğunu gösteriyor. Bununla birlikte bazı çalışmalarda toplam kilo kaybının yaklaşık dörtte birinin, kimi hasta gruplarında ise daha yüksek bir bölümünün yağsız vücut kütlesinden kaynaklanabildiği bildiriliyor. Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: “Yağsız kütle” yalnızca kas değildir; su, bağ dokusu ve bazı organ dokularını da kapsar. Bu nedenle ölçülen her yağsız kütle azalmasını doğrudan kas kaybı olarak yorumlamak doğru değildir. (⁠JAMA Network)</p>

<p>Kas kaybının nedeni doğrudan ilaç mı?</p>

<p>Bu ilaçların kası doğrudan eriterek çalıştığını söylemek doğru değildir. Temel sorun, iştahın belirgin biçimde azalmasıyla birlikte kişinin hem toplam kalorisinin hem de protein tüketiminin düşebilmesidir.</p>

<p>Hızlı kilo kaybı sırasında vücut, enerji ihtiyacını yalnızca yağ depolarından karşılamaz. Yeterli protein alınmaması, direnç egzersizi yapılmaması, uzun süre hareketsiz kalınması ve kilonun çok hızlı verilmesi kas dokusundaki kaybı artırabilir.</p>

<p>Kas kaybı riski özellikle ileri yaştaki kişilerde, daha önce kas gücü düşük olanlarda, uzun süre hareketsiz yaşayanlarda, çok düşük kalorili beslenenlerde ve kronik hastalığı bulunanlarda daha önemlidir.</p>

<p>Kas kaybı hangi sorunlara yol açabilir?</p>

<p>Günlük işlerde zorlanma</p>

<p>Kas miktarı ve gücü azaldığında merdiven çıkmak, sandalyeden kalkmak, alışveriş poşeti taşımak veya uzun süre yürümek daha yorucu hâle gelebilir. Kişi kilo vermesine rağmen kendisini beklediğinden daha güçsüz hissedebilir.</p>

<p>Halsizlik ve çabuk yorulma</p>

<p>Yetersiz beslenme ve kas kaybı birlikte geliştiğinde enerji düşüklüğü, egzersize karşı isteksizlik ve erken yorulma görülebilir. Bu durum hareketin daha da azalmasına ve kas kaybının hızlanmasına neden olan bir döngü oluşturabilir.</p>

<p>Denge bozukluğu ve düşme riski</p>

<p>Özellikle bacak ve kalça kaslarındaki güç kaybı dengeyi bozabilir. İleri yaştaki kişilerde kas kaybı; yürüme güçlüğü, merdiven çıkamama ve düşme riskinin artmasıyla ilişkilidir. (⁠NIA)</p>

<p>Metabolizmanın daha az enerji harcaması</p>

<p>Kas dokusu, dinlenme sırasında da enerji tüketir. Kas miktarının belirgin biçimde azalması günlük enerji harcamasını düşürebilir. Bu durum ilacın bırakılmasından sonra kiloyu korumayı güçleştiren etkenlerden biri olabilir. Ancak kilo geri alımının tek nedeni kas kaybı değildir; iştahın yeniden artması ve vücudun kilo kaybına verdiği hormonal yanıt da önem taşır.</p>

<p>“Zayıf ama güçsüz” bir vücut yapısı</p>

<p>Tartıda hedeflenen kiloya ulaşılmış olsa bile yağ oranı yüksek, kas miktarı düşük kalabilir. Özellikle ileri yaşlarda “sarkopenik obezite” olarak adlandırılan, yağ fazlalığı ile kas azlığının bir arada bulunduğu tablo ortaya çıkabilir.</p>

<p>Kemik ve eklem sağlığının etkilenmesi</p>

<p>Kaslar kemiklere düzenli mekanik yük bindirerek kemik sağlığını destekler. Kas gücünün azalması hareketliliği düşürebilir, düşme ve buna bağlı kırık riskini artırabilir. Bu risk, menopoz sonrası kadınlarda ve ileri yaştaki kişilerde daha dikkatli değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kas kaybını azaltmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Yalnızca yürüyüşle yetinmeyin</p>

<p>Yürüyüş kalp ve damar sağlığı açısından değerlidir ancak kasları korumak için tek başına yeterli olmayabilir. Haftada en az iki gün, büyük kas gruplarını çalıştıran direnç egzersizleri programa eklenmelidir.</p>

<p>Lastik egzersizleri, hafif ağırlıklar, çömelme, duvara şınav, oturup kalkma ve uygun makinelerle yapılan çalışmalar kaslar için gerekli uyarıyı sağlayabilir. Egzersizin kişinin yaşı, eklem sağlığı ve mevcut hastalıklarına göre planlanması gerekir. Direnç egzersizinin kilo kaybı sırasında yağsız kütlenin korunmasına yardımcı olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. (⁠New England Journal of Medicine)</p>

<p>Her öğünde protein bulundurun</p>

<p>İştah azaldığında tabağın küçülmesi normaldir. Ancak küçülen tabakta ilk kaybolan besin protein olmamalıdır.</p>

<p>Yumurta, yoğurt, kefir, süt, peynir, balık, tavuk, yağsız et, mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi protein kaynakları gün içine dağıtılabilir. Yalnızca akşam öğününde yüksek miktarda protein tüketmek yerine kahvaltıdan itibaren dengeli dağılım daha uygulanabilir bir yöntemdir.</p>

<p>Günlük protein ihtiyacı yaşa, kiloya, fiziksel aktiviteye ve hastalıklara göre değişir. Böbrek, karaciğer veya kalp hastalığı bulunan kişiler doktor değerlendirmesi olmadan yüksek proteinli beslenmeye başlamamalıdır.</p>

<p>Çok hızlı kilo kaybını başarı ölçüsü saymayın</p>

<p>Tedavinin amacı tartıdaki rakamı mümkün olan en kısa sürede düşürmek değil, yağ oranını azaltırken kas gücünü ve günlük işlevleri korumaktır. İlacın dozunun gereğinden hızlı artırılması veya kişinin neredeyse hiç yemek yiyememesi “iyi yanıt” olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Sürekli bulantı, kusma, öğün atlama veya sıvı alamama varsa tedaviyi düzenleyen hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>Egzersize ilacın başında başlayın</p>

<p>Kas kaybı belirginleştikten sonra önlem almak yerine ilaç tedavisi başlarken egzersiz ve beslenme planı oluşturmak daha doğrudur. İlk haftalardan itibaren uygulanan sürdürülebilir bir güçlendirme programı, vücuda “bu kaslara hâlâ ihtiyaç var” mesajı verir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadece tartıyı takip etmeyin</p>

<p>Kilo takibine ek olarak bel çevresi, kas gücü ve günlük performans da değerlendirilmelidir. Sandalyeden destek almadan kalkabilme, merdiven çıkma kapasitesi, yürüme hızı ve el kavrama gücü kas işlevi hakkında fikir verebilir.</p>

<p>Gerekli görülen hastalarda diyetisyen veya hekim kontrolünde vücut kompozisyonu ölçümleri yapılabilir. Ancak ev tipi cihazların sıvı durumundan etkilenebileceği ve kesin kas ölçümü yapmadığı unutulmamalıdır.</p>

<p>Hangi belirtilerde doktora başvurulmalı?</p>

<p>Tedavi sırasında belirgin güçsüzlük, sık düşme, baş dönmesi, günlük işlerde zorlanma, birkaç hafta içinde olağan dışı hızlı kilo kaybı, sürekli kusma, ciddi iştahsızlık veya sıvı alamama gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>İleri yaştaki kişiler, düşük kas kütlesi bulunanlar, geçirilmiş kırığı olanlar ve böbrek hastaları tedaviye başlamadan önce kas ve beslenme riski açısından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Zayıflama ilaçları kas kaybı nedeniyle bırakılmalı mı?</p>

<p>Hayır. Kas kaybı ihtimali, doktor kontrolünde kullanılması gereken bu ilaçların yararlarını geçersiz kılmaz. Araştırmalar, verilen kilonun çoğunun yağ dokusundan geldiğini ve genel vücut kompozisyonunun çoğu hastada iyileştiğini göstermektedir. (⁠New England Journal of Medicine)</p>

<p>Asıl mesele, tedavinin yalnızca “iğne ve tartı” ikilisine indirgenmemesidir. Zayıflama ilacı iştahı kontrol edebilir; fakat kasları koruyacak proteini tüketmek ve kaslara çalışmaları gerektiğini hatırlatacak egzersizi yapmak yine tedavinin temel parçalarıdır.</p>

<p>Başarılı kilo kaybı, yalnızca daha hafif bir vücut değil; daha güçlü, hareketli ve dayanıklı bir beden bırakmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinda-kas-kaybi-gercegi-kilo-verirken-gucunuzden-olmayin</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 21:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5753.jpeg" type="image/jpeg" length="12289"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Retatrutide Nedir? Faz III Çalışmasında Dikkat Çekti: Kilo Kaybı Yüzde 15’i Aştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-nedir-faz-iii-calismasinda-dikkat-cekti-kilo-kaybi-yuzde-15i-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-nedir-faz-iii-calismasinda-dikkat-cekti-kilo-kaybi-yuzde-15i-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eli Lilly tarafından geliştirilen deneysel obezite ve diyabet ilacı Retatrutide, Faz III araştırmasında kan şekerini belirgin biçimde düşürürken katılımcıların vücut ağırlığında yüzde 15,3’e ulaşan azalma sağladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde geliştirilen yeni nesil ilaç Retatrutide, Faz III klinik araştırmasının sonuçlarıyla dikkat çekti. Haftada bir kez deri altına enjeksiyon şeklinde uygulanan ilaç, hem uzun dönem kan şekeri kontrolünde hem de kilo kaybında plaseboya göre daha güçlü sonuçlar ortaya koydu.</p>

<p>Retatrutide nedir?</p>

<p>Retatrutide, ABD merkezli ilaç şirketi Eli Lilly and Company tarafından geliştirilen deneysel bir ilaçtır. Tek bir molekül üzerinden metabolizmayla ilişkili üç farklı reseptörü aynı anda etkiler:</p>

<ul>
 <li>GLP-1</li>
 <li>GIP</li>
 <li>Glukagon</li>
</ul>

<p>Bu nedenle Retatrutide, bilimsel olarak üçlü reseptör agonisti veya üçlü agonist olarak tanımlanıyor. Bazı haberlerde kullanılan “GLP-3” ifadesi ise resmî bir ilaç sınıflandırması değil, üç farklı reseptörün hedeflenmesini anlatmak için kullanılan popüler bir adlandırmadır.</p>

<p>İlacın iştahın azalmasına, kan şekeri kontrolünün iyileşmesine ve enerji harcamasının artmasına katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kilo kaybı yüzde 15,3’e ulaştı</p>

<p>TRANSCEND-T2D-1 adı verilen Faz III araştırmasına, kan şekeri yalnızca beslenme ve egzersizle yeterince kontrol edilemeyen tip 2 diyabetli yetişkinler katıldı.</p>

<p>Yaklaşık 40 haftalık takip sonunda Retatrutide kullanan gruplarda ortalama vücut ağırlığı kaybı, kullanılan doza göre yüzde 11,5 ile yüzde 15,3 arasında değişti. Plasebo grubundaki ortalama kilo kaybı ise yüzde 2,6 olarak kaydedildi.</p>

<p>Kan şekeri değerlerinde belirgin düşüş</p>

<p>Çalışmada, yaklaşık üç aylık ortalama kan şekeri düzeyini gösteren HbA1c değerleri de değerlendirildi.</p>

<p>Retatrutide kullanan katılımcılarda HbA1c değerinin ortalama yüzde 1,7 ile yüzde 1,9 arasında düştüğü bildirildi. Plasebo grubundaki düşüş ise yaklaşık yüzde 0,8 seviyesinde kaldı.</p>

<p>Araştırmacılar, bu sonuçların ilacın tip 2 diyabette hem kan şekeri kontrolü hem de kilo yönetimi bakımından güçlü bir tedavi adayı olabileceğini gösterdiğini belirtti.</p>

<p>En sık görülen yan etkiler neler?</p>

<p>Araştırmada en sık bildirilen yan etkiler mide ve bağırsak sistemiyle ilişkili şikâyetler oldu. Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>Bulantı</li>
 <li>İshal</li>
 <li>Kusma</li>
 <li>İştah azalması</li>
</ul>

<p>yer aldı. Yan etkilerin büyük bölümünün hafif veya orta şiddette olduğu ve zaman içerisinde azaldığı bildirildi.</p>

<p>Retatrutide satışa çıktı mı?</p>

<p>Retatrutide henüz FDA veya başka bir ilaç düzenleme kurumu tarafından onaylanmış değil. İlaç yalnızca Eli Lilly tarafından yürütülen klinik araştırmalar kapsamında kullanılabiliyor.</p>

<p>Şirket, Retatrutide’yi obezite ve tip 2 diyabetin yanı sıra uyku apnesi, diz kireçlenmesine bağlı ağrı, kronik böbrek hastalığı, kalp-damar hastalıkları ve yağlı karaciğer hastalığı gibi farklı sağlık sorunlarında da araştırıyor.</p>

<p>Uzmanlar, Faz III sonuçlarının umut verici olduğunu ancak ilacın uzun vadeli güvenliği, tedavi bırakıldıktan sonraki kilo değişimi ve nadir görülebilecek yan etkilerinin devam eden çalışmalarla değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ul>
 <li>Medical Xpress, “Forget GLP-1s—GLP-3s show promise in phase 3 weight loss and diabetes trial”, 11 Temmuz 2026.</li>
 <li>The Lancet, TRANSCEND-T2D-1 randomize, çift kör Faz III klinik araştırması.</li>
 <li>Eli Lilly and Company, Retatrutide bilgilendirme sayfası ve Faz III klinik araştırma açıklamaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-nedir-faz-iii-calismasinda-dikkat-cekti-kilo-kaybi-yuzde-15i-asti</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5751.jpeg" type="image/jpeg" length="89595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama İğneleri Kas Kaybına Yol Açabilir mi? Yeni Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-kas-kaybina-yol-acabilir-mi-yeni-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-kas-kaybina-yol-acabilir-mi-yeni-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri kilo kaybında güçlü sonuçlar sağlarken, yeni bilimsel değerlendirme önemli bir noktaya dikkat çekti. İncelenen çalışmalarda kaybedilen toplam ağırlığın ortalama yüzde 29,1’inin yağsız vücut kütlesinden oluştuğu belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, kasların korunması için tedavinin egzersiz ve yeterli beslenmeyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Son yıllarda obezite tedavisinin en çok konuşulan seçenekleri arasına giren zayıflama iğneleri, tartıdaki rakamları hızla düşürebiliyor. Ancak yeni bir bilimsel derleme, verilen kilonun tamamının yağdan gitmediğini ve tedavi sırasında kas başta olmak üzere yağsız dokuların da azalabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>GLP-1 temelli zayıflama ilaçlarının vücut kompozisyonu üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmacılar, DXA yöntemiyle yapılan 40 ayrı çalışmanın sonuçlarını değerlendirdi. Buna göre kaybedilen toplam kilonun ortalama yüzde 29,1’inin yağsız vücut kütlesinden oluştuğu hesaplandı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, 10 kilogramlık kilo kaybında yaklaşık 3 kiloya kadar olan bölüm yağ dışındaki dokulardan gelebiliyor. Ancak bu rakamın kişiden kişiye değişebileceği ve yağsız kütlenin yalnızca kastan oluşmadığı özellikle belirtiliyor.</p>

<p>Tartı düşerken kaslar da azalabilir</p>

<p>Yağsız vücut kütlesi; kas, su, organlar, kemik ve diğer yağ dışı dokuları kapsıyor. Bununla birlikte hızlı kilo kaybı sırasında kas dokusunun azalması, özellikle ileri yaştaki kişilerde fiziksel güç, denge, hareket kabiliyeti ve günlük yaşam performansı açısından risk oluşturabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle uzmanlar, zayıflama iğnesi kullanan kişilerin yalnızca kaç kilo verdiğine değil, bu kilonun ne kadarının yağdan ne kadarının yağsız dokudan gittiğine de bakılması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Zayıflama iğnesi tek başına yeterli mi?</p>

<p>Araştırmada, kas kaybını azaltmak için direnç egzersizleri, düzenli hareket ve yeterli protein alımının önemine dikkat çekildi. Özellikle hızlı kilo veren kişilerde yalnızca kalori azaltmaya dayalı bir beslenme planının kas kaybını artırabileceği ifade edildi.</p>

<p>Uzmanlara göre tedavi süreci şu üç başlıkla birlikte yürütülmeli:</p>

<ul>
 <li>Hekim kontrolünde ilaç tedavisi</li>
 <li>Kişiye uygun protein ve enerji planı</li>
 <li>Kasları çalıştıran direnç egzersizleri</li>
</ul>

<p>Her kilo kaybı aynı değil</p>

<p>Bilim insanları, obezite tedavisinde başarının artık yalnızca tartıdaki düşüşle ölçülmemesi gerektiğini savunuyor. Bel çevresi, yağ oranı, kas gücü, fiziksel performans ve metabolik değerlerin de birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Zayıflama iğneleri obezite tedavisinde güçlü bir araç olarak öne çıkarken, yeni bulgular şu mesajı veriyor: Kilo vermek kadar, verilen kilonun nereden gittiği de önemli.</p>

<p><strong>Bu haberin dayandığı temel bilimsel kaynak:</strong></p>

<p>Dubin RL, Sanders TN, Schwab H, Heymsfield SB, Greenway FL.<br />
“Glucagon-Like Peptide-1 Receptor Agonist-Based Agents and Body Composition: Filling More Gaps.”<br />
Clinical Trials and Investigations (Review).<br />
Kabul tarihi: 8 Nisan 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-kas-kaybina-yol-acabilir-mi-yeni-arastirma</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5718.jpeg" type="image/jpeg" length="58200"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[FDA’dan Giyilebilir Kanser İlacı Enjektörüne Onay]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-giyilebilir-kanser-ilaci-enjektorune-onay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-giyilebilir-kanser-ilaci-enjektorune-onay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, multipl miyelom tedavisinde kullanılan Sarclisa’nın yaklaşık 13 dakikada deri altına uygulanmasını sağlayan giyilebilir enjektör sistemine onay verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser Tedavisinde İlk Giyilebilir Enjektör Onayı</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, multipl miyelom tedavisinde kullanılan Sarclisa’nın deri altına uygulanan yeni formuna onay verdi. Sarclisa Escena adıyla kullanıma sunulacak tedavi, hastanın vücuduna takılan otomatik bir enjektör aracılığıyla uygulanabilecek.</p>

<p>Karar, kanser tedavisinin giyilebilir bir enjektör sistemiyle uygulanmasına yönelik FDA tarafından verilen ilk onay olması nedeniyle dikkat çekiyor. Yeni sistemin uzun süren damar içi uygulamalara alternatif oluşturarak hastaların hastanede geçirdiği süreyi azaltması bekleniyor.</p>

<p>Sarclisa Escena nedir?</p>

<p>Sarclisa Escena’nın etken maddesi isatuximab-irfc olarak açıklandı. İlaç, multipl miyelom hücrelerinin yüzeyinde bulunan CD38 adlı proteini hedefleyen bir monoklonal antikor olarak kullanılıyor.</p>

<p>Isatuximab, kanser hücrelerine bağlanarak bağışıklık sisteminin bu hücreleri tanımasına ve ortadan kaldırmasına yardımcı oluyor. Tedavi tek başına değil, hastalığın evresine ve önceki tedavilere göre farklı standart ilaç kombinasyonlarıyla birlikte uygulanıyor.</p>

<p>Giyilebilir kanser ilacı enjektörü nasıl çalışıyor?</p>

<p>Sarclisa Escena, CirCLIQ adı verilen giyilebilir enjeksiyon sistemiyle hastanın derisine yerleştiriliyor. Sistem, 1.400 miligramlık sabit ilaç dozunu otomatik olarak deri altına veriyor.</p>

<p>Cihazda geri çekilebilir ince bir iğne bulunuyor. Uygulamanın başlamasının ardından ilaç sağlık personelinin sürekli olarak enjektöre baskı uygulamasına gerek kalmadan hastaya aktarılıyor.</p>

<p>Tedavi gerektiğinde sağlık çalışanı tarafından manuel deri altı enjeksiyon sistemiyle de uygulanabilecek.</p>

<p>Tedavi süresi üç saatten 13 dakikaya düşüyor</p>

<p>Sarclisa’nın mevcut damar içi formunun uygulanması bazı hastalarda üç saate kadar sürebiliyor. Giyilebilir sistemle yapılan deri altı uygulamanın ortanca süresi ise yaklaşık 13 dakika olarak bildirildi.</p>

<p>Bu fark, düzenli aralıklarla tedavi alan multipl miyelom hastalarının hastanede geçirdiği zamanı önemli ölçüde azaltabilir.</p>

<p>Yeni yöntemin infüzyon koltuklarının kullanımını azaltması, onkoloji merkezlerindeki hasta akışını hızlandırması ve sağlık personelinin iş yükünü hafifletmesi de bekleniyor.</p>

<p>Giyilebilir Sarclisa hangi hastalar için onaylandı?</p>

<p>FDA onayı, Sarclisa’nın damar içi formu için geçerli olan üç multipl miyelom kullanım alanını kapsıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi;</p>

<p>pomalidomid ve deksametazonla birlikte, daha önce lenalidomid ve proteazom inhibitörü içeren en az bir tedavi alan erişkinlerde,</p>

<p>karfilzomib ve deksametazonla birlikte, daha önce bir ila üç tedavi basamağı uygulanan nüks etmiş veya tedaviye dirençli hastalarda,</p>

<p>bortezomib, lenalidomid ve deksametazonla birlikte, yeni tanı alan ancak otolog kök hücre nakline uygun olmayan erişkin hastalarda kullanılabilecek.</p>

<p>Her hasta giyilebilir enjektörlü tedavi için uygun olmayabilir. Tedavi kararı hastalığın evresi, önceki tedaviler, hastanın genel durumu ve eşlik eden sağlık sorunları dikkate alınarak hematoloji uzmanı tarafından verilecek.</p>

<p>FDA onayı hangi klinik çalışmaya dayanıyor?</p>

<p>Onayın temelini 531 multipl miyelom hastasının katıldığı IRAKLIA adlı Faz III çalışma oluşturdu.</p>

<p>Araştırmada hastalar iki gruba ayrıldı. Bir gruba Sarclisa giyilebilir sistemle deri altından, diğer gruba ise damar yoluyla uygulandı. Her iki grupta da ilaç pomalidomid ve deksametazonla birlikte kullanıldı.</p>

<p>Giyilebilir enjektör grubunda objektif yanıt oranı yüzde 71,1 olarak ölçüldü. Damar içi tedavi grubunda ise bu oran yüzde 70,5 oldu.</p>

<p>Sonuçlar, deri altı uygulamanın etkinlik bakımından damar içi tedaviden daha düşük olmadığını gösterdi.</p>

<p>Uygulamaya bağlı reaksiyonlar azaldı</p>

<p>IRAKLIA çalışmasında damar içi Sarclisa alan hastaların yüzde 25’inde sistemik uygulama reaksiyonları görüldü.</p>

<p>Deri altı Sarclisa alan grupta ise bu oran yüzde 1,5 olarak bildirildi. Giyilebilir enjektörle yapılan 5 bin 145 uygulamanın yüzde 0,4’ünde enjeksiyon bölgesi reaksiyonu görüldü.</p>

<p>Enjeksiyon bölgesindeki reaksiyonların neredeyse tamamı hafif düzeyde gerçekleşti. Çalışmada daha önce bilinmeyen yeni bir güvenlilik sorunu belirlenmedi.</p>

<p>Sarclisa’nın yan etkileri nelerdir?</p>

<p>FDA tarafından açıklanan ürün bilgilerinde en sık görülen yan etkiler arasında üst solunum yolu enfeksiyonu, yorgunluk, zatürre, kas-iskelet sistemi ağrısı ve ishal yer aldı.</p>

<p>Tedavi sırasında beyaz kan hücreleri, nötrofil, lenfosit, trombosit ve hemoglobin düzeylerinde azalma görülebiliyor.</p>

<p>Ürün bilgilerinde ayrıca ciddi alerjik reaksiyonlar, enfeksiyonlar, ikincil kanserler, bazı laboratuvar testlerinde etkileşim ve anne karnındaki bebeğe zarar verme riskiyle ilgili uyarılar bulunuyor.</p>

<p>Hastaların tedavi öncesinde ve tedavi süresince kan değerleri ile enfeksiyon belirtileri açısından takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Multipl miyelom nedir?</p>

<p>Multipl miyelom, kemik iliğinde bulunan plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kan kanseri olarak biliniyor.</p>

<p>Hastalık kemik ağrısı, kansızlık, böbrek fonksiyonlarında bozulma, yüksek kalsiyum düzeyi ve enfeksiyonlara yatkınlık gibi sorunlara neden olabiliyor.</p>

<p>Tedavide ilaç kombinasyonları, hedefe yönelik antikorlar, immünoterapiler ve uygun hastalarda kök hücre nakli kullanılabiliyor. Hastalığın tekrarlayabilmesi nedeniyle bazı hastaların uzun süreli ve tekrarlanan tedavi alması gerekiyor.</p>

<p>Yeni sistem hastanelerde neyi değiştirebilir?</p>

<p>Giyilebilir enjektör, ilacın etkin maddesini değiştirmiyor. Yenilik, tedavinin hastaya nasıl uygulandığı konusunda ortaya çıkıyor.</p>

<p>Damar içi tedaviler hastanın damar yolu açılması, infüzyon koltuğunda beklemesi ve sağlık personeli tarafından uzun süre takip edilmesini gerektirebiliyor.</p>

<p>Yaklaşık 13 dakikalık otomatik deri altı uygulama sayesinde hastane içindeki tedavi süresi kısalabilir. Hemşireler de manuel enjeksiyon sırasında enjektöre dakikalarca baskı uygulamak zorunda kalmayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte sistemin hastane dışındaki ortamlarda veya hastanın evinde kullanılabileceğine ilişkin bir FDA onayı bulunmuyor. Uygulama şekli ve takip koşulları ruhsat bilgilerine göre yürütülecek.</p>

<p>Sarclisa Escena Türkiye’de kullanılacak mı?</p>

<p>FDA onayı yalnızca ABD için geçerli. Sarclisa Escena’nın Türkiye’de kullanılabilmesi için üretici şirketin TİTCK’ye başvurması ve Türkiye ruhsat sürecinin tamamlanması gerekiyor.</p>

<p>Ürünün Avrupa Birliği’nde de onaylanmış olması, Türkiye ruhsat başvurusu ihtimalini güçlendirebilir. Ancak Türkiye’ye geliş tarihi, fiyatı ve SGK geri ödeme durumu konusunda henüz kesin bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Tedavinin Türkiye’de ruhsat alması hâlinde öncelikle üniversite hastaneleri, şehir hastaneleri ve deneyimli hematoloji-onkoloji merkezlerinde uygulanması beklenebilir.</p>

<p>SGK geri ödemesi nasıl değerlendirilebilir?</p>

<p>Giyilebilir sistem hastanede geçirilen süreyi ve sağlık çalışanı iş yükünü azaltabilir. Buna karşılık cihaz, ilaç ve uygulama maliyetlerinin mevcut damar içi tedaviyle karşılaştırılması gerekecek.</p>

<p>SGK değerlendirmesinde yalnızca ilacın fiyatı değil, infüzyon koltuğu kullanımı, personel zamanı, damar yolu işlemleri ve uygulama reaksiyonları nedeniyle oluşabilecek ek maliyetler de dikkate alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni sistem, ilaç maliyeti yüksek olsa bile hastane işleyişi açısından farklı bir sağlık ekonomisi modeli oluşturabilir.</p>

<p>Onay neden önemli?</p>

<p>Sarclisa Escena kararı, kanser tedavilerinde yeniliğin yalnızca yeni molekül geliştirmekle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Mevcut bir etkili tedavinin daha kısa sürede ve daha az personel yüküyle uygulanabilmesi; hastaların tedavi deneyimini, onkoloji merkezlerinin kapasitesini ve sağlık sisteminin maliyetlerini etkileyebilir.</p>

<p>Yeni sistemin gerçek dünyadaki katkısı, tedaviye erişim, hasta memnuniyeti, uygulama güvenliği ve hastane kaynaklarının kullanımıyla ilgili veriler ortaya çıktıkça daha net anlaşılacak.</p>

<p>Kaynak:</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Sarclisa Escena Onay Bildirimi, 9 Temmuz 2026. (U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Sanofi, Sarclisa Escena ABD Onay Açıklaması, 10 Temmuz 2026. (Sanofi)</p>

<p>IRAKLIA Faz III Klinik Araştırması, NCT05405166.</p>

<p>Reuters Sağlık ve İlaç Haberleri, 10 Temmuz 2026. (Reuters)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-giyilebilir-kanser-ilaci-enjektorune-onay</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5680.jpeg" type="image/jpeg" length="70114"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sarılmak Sadece Mutlu Etmiyor: Beyinden Kalbe Vücudu Baştan Aşağı Etkiliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sarilmak-sadece-mutlu-etmiyor-beyinden-kalbe-vucudu-bastan-asagi-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sarilmak-sadece-mutlu-etmiyor-beyinden-kalbe-vucudu-bastan-asagi-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun iş temposu, günlük kaygılar ve dijital dünyanın giderek artırdığı yalnızlık hissi, insanların fiziksel ve duygusal yakınlığa duyduğu ihtiyacı daha görünür hâle getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre sevilen bir kişiye sarılmak, el ele tutuşmak veya güvenli bir fiziksel temas kurmak yalnızca ilişkileri güçlendirmiyor; vücudun stresle mücadele sistemini de etkileyebiliyor.</p>

<p>WebMD tarafından yayımlanan sağlık derlemesinde, sarılma ve yakın fiziksel temas sırasında vücutta “bağlanma hormonu” olarak da bilinen oksitosin düzeylerinin artabileceğine dikkat çekildi. Oksitosin; güven, yakınlık, sakinlik ve sosyal bağ kurma süreçlerinde rol oynayan önemli hormonlardan biri olarak biliniyor.</p>

<p>Stres Hormonunu Azaltabilir</p>

<p>Sarılma sırasında oluşan güven ve destek hissi, beynin tehdit algısıyla ilişkili tepkilerini yatıştırabiliyor. Bazı bilimsel çalışmalarda, sevilen birinden alınan sarılmanın veya kişinin kendi kendine uyguladığı rahatlatıcı temasın stres hormonu kortizolün yükselmesini sınırlayabildiği görüldü.</p>

<p>Özellikle stresli bir görüşme, sınav, sunum veya zorlayıcı bir olay öncesinde kurulan destekleyici fiziksel temasın kişinin kendisini daha sakin ve güvende hissetmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte etkinin kişiden kişiye, ilişkinin niteliğine ve temasın istenip istenmemesine göre değişebileceği vurgulanıyor.</p>

<p>Tansiyon ve Kalp Hızını Etkileyebilir</p>

<p>Sarılmanın kalp ve damar sistemi üzerindeki etkileri de araştırılıyor. Partnerleriyle daha sık sarıldığını bildiren kişiler üzerinde gerçekleştirilen bazı çalışmalarda, daha yüksek oksitosin düzeyleri ile daha düşük kan basıncı ve kalp hızı arasında bağlantı bulundu.</p>

<p>Bu sonuçlar sarılmanın hipertansiyonu tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Ancak güvenli fiziksel temasın gevşemeyi sağlayan parasempatik sinir sistemini destekleyerek kalp hızının ve kan basıncının düzenlenmesine katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Ağrı Algısını Hafifletebilir</p>

<p>Fiziksel temasın ağrı üzerindeki etkisi yalnızca psikolojik rahatlamayla sınırlı olmayabilir. Sarılma sırasında salgılanan oksitosin ve vücudun doğal rahatlatıcı kimyasalları, bazı kişilerde ağrının daha az yoğun hissedilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Sevilen bir kişinin elini tutmanın, masajın veya güven veren bir dokunuşun özellikle stresle artan kas gerginliği ve rahatsızlık hissini azaltabileceği belirtiliyor. Ancak kronik ya da şiddetli ağrılarda fiziksel temasın tıbbi değerlendirme ve tedavinin yerine geçmemesi gerekiyor.</p>

<p>Daha Rahat Uykuya Yardımcı Olabilir</p>

<p>Uykuya dalmadan önce kurulan sakin ve güvenli temas, kaygı düzeyini azaltarak uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Sarılmanın oluşturduğu emniyet hissi, zihinsel uyarılmayı ve gece boyunca devam eden düşünce döngüsünü hafifletebilir.</p>

<p>Bununla birlikte herkes sarılarak uyumaktan hoşlanmayabilir. Sıcaklık, hareket, kişisel alan ihtiyacı ve uyku alışkanlıkları nedeniyle bazı kişiler fiziksel teması uyku öncesinde tercih ederken uyku sırasında mesafeye ihtiyaç duyabilir. Uzmanlar, çiftlerin birbirlerinin sınırlarını gözetmesini öneriyor.</p>

<p>Bağışıklık Sistemiyle İlişkisi Araştırılıyor</p>

<p>Sosyal destek ve düzenli fiziksel temasın bağışıklık sistemi üzerindeki olası etkileri de bilimsel çalışmaların konusu olmaya devam ediyor. Stresin uzun süre yüksek kalması bağışıklık yanıtını olumsuz etkileyebilirken, sarılma gibi rahatlatıcı sosyal davranışların stres yükünü azaltarak dolaylı bir koruyucu etki oluşturabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Ancak sarılmanın enfeksiyonları önlediği veya bağışıklığı tek başına güçlendirdiği yönünde kesin bir sonuca varmak mümkün değil. Dengeli beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite ve gerekli aşıların yerini herhangi bir fiziksel temas alamıyor.</p>

<p>İlişkilerde Güven ve Yakınlığı Artırabilir</p>

<p>Sarılma, çiftler arasındaki duygusal bağı desteklemenin yanı sıra aile bireyleri ve yakın arkadaşlar arasındaki güven duygusunu da pekiştirebilir. Sözlü iletişimin yetersiz kaldığı zamanlarda güvenli bir dokunuş, “yanındayım” mesajını güçlü biçimde iletebilir.</p>

<p>Fiziksel yakınlığın özellikle tartışma veya stres sonrasında duygusal düzenlenmeye katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte sarılmanın sağlıklı olabilmesi için karşılıklı istek, güven ve rıza büyük önem taşıyor.</p>

<p>Her Sarılma Aynı Etkiyi Oluşturmuyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, tanınmayan veya güvenilmeyen bir kişiden gelen istenmeyen temasın rahatlama yerine stres ve kaygıya neden olabileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle sarılmanın olası faydaları, temasın güvenli, gönüllü ve kişinin sınırlarına saygılı olmasıyla yakından ilişkili.</p>

<p>Fiziksel temastan hoşlanmayan kişiler için de benzer sakinleşme yolları bulunuyor. Evcil hayvanla vakit geçirmek, kişinin kendi omuzlarına dokunması, sıcak bir battaniye kullanması veya yakınlarıyla destekleyici bir sohbet gerçekleştirmesi rahatlama sağlayabiliyor.</p>

<p>Sarılmak bir ilaç ya da hastalık tedavisi değil. Ancak güven duyulan biriyle kurulan sıcak ve karşılıklı bir temas, günlük hayatın görünmez ağırlığını birkaç dakikalığına hafifletebilen güçlü bir sosyal destek biçimi olabilir. WebMD’nin 23 Nisan 2026 tarihli derlemesi sarılmayı oksitosin salınımı, stresin azalması, ağrı algısının hafiflemesi ve bağların güçlenmesiyle ilişkilendiriyor. İnsan çalışmalarında da destekleyici temasın kortizol tepkisini azaltabildiği ve sık partner sarılmalarıyla daha düşük kan basıncı arasında ilişki bulunduğu bildiriliyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sarilmak-sadece-mutlu-etmiyor-beyinden-kalbe-vucudu-bastan-asagi-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 07:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5643.jpeg" type="image/jpeg" length="34300"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[FDA’dan Multipl Miyelom Tedavisinde Deri Altı İlaç Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-multipl-miyelom-tedavisinde-deri-alti-ilac-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-multipl-miyelom-tedavisinde-deri-alti-ilac-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi, multipl miyelom tedavisinde kullanılan isatuximab-irfc’nin deri altına uygulanabilen yeni formuna onay verdi. Sarclisa Escena adıyla sunulan tedavinin, farklı hasta gruplarında belirli ilaç kombinasyonlarıyla kullanılması kararlaştırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), kan ve kemik iliğini etkileyen multipl miyelom hastalığının tedavisinde önemli bir uygulama kolaylığı sağlayabilecek yeni bir karara imza attı.</p>

<p>FDA, Sanofi-Aventis tarafından geliştirilen isatuximab-irfc etken maddeli Sarclisa Escena’nın deri altına enjeksiyon yoluyla uygulanmasına 9 Temmuz 2026 tarihinde onay verdi. Yeni uygulama şekli, ilacın damar yoluyla verilmesine alternatif oluşturuyor. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Üç farklı hasta grubunda kullanılabilecek</p>

<p>Onay kapsamında deri altı isatuximab-irfc, en az bir önceki tedaviyi almış ve bu tedaviler arasında lenalidomid ile bir proteazom inhibitörü bulunan yetişkin hastalarda pomalidomid ve deksametazonla birlikte kullanılabilecek.</p>

<p>Tedavi ayrıca, daha önce bir ila üç basamak tedavi görmüş nükseden veya tedaviye dirençli multipl miyelom hastalarında karfilzomib ve deksametazonla birlikte uygulanabilecek.</p>

<p>Yeni tanı konulan ancak otolog kök hücre nakline uygun olmayan yetişkin hastalarda ise bortezomib, lenalidomid ve deksametazon kombinasyonuna eklenebilecek. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Deri altı uygulamada yanıt oranı yüzde 71,1</p>

<p>FDA kararının temelini oluşturan IRAKLIA çalışmasına 531 hasta katıldı. Hastalar, deri altından veya damar yoluyla isatuximab-irfc uygulanmak üzere iki gruba ayrıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada genel yanıt oranı deri altı uygulama grubunda yüzde 71,1, damar yoluyla tedavi uygulanan grupta ise yüzde 70,5 olarak belirlendi. Sonuçlar, deri altı uygulamanın damar yoluyla uygulamaya kıyasla benzer etkinlik sağladığını gösterdi. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Nükseden veya tedaviye dirençli hastaların değerlendirildiği IZALCO çalışmasında genel yanıt oranı yüzde 79,7 olarak kaydedildi.</p>

<p>Yeni tanı konulan ve kök hücre nakline uygun olmayan hastaları kapsayan IsaSocut çalışmasında ise genel yanıt oranı yüzde 97,3’e ulaştı. Bu çalışmaların her birinde hasta sayısı, araştırma tasarımı ve kullanılan ilaç kombinasyonları farklılık gösterdiği için sonuçların doğrudan karşılaştırılamayacağı belirtiliyor. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Önerilen doz 1.400 miligram</p>

<p>FDA tarafından açıklanan bilgilere göre önerilen isatuximab-irfc dozu 1.400 miligram olarak belirlendi. İlaç, CirCLIQ adlı vücuda takılan uygulama sistemiyle veya şırınga ve infüzyon seti kullanılarak deri altına uygulanabilecek. Tedavi, onaylanan hasta grubuna göre belirlenen diğer ilaçlarla birlikte verilecek. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Yan etkiler açısından yakın takip gerekiyor</p>

<p>İlacın kullanım bilgilerinde aşırı duyarlılık ve uygulamaya bağlı reaksiyonlar, nötropeni, enfeksiyonlar, ikincil kanser gelişimi, laboratuvar testleriyle etkileşim ve anne karnındaki bebeğe yönelik riskler konusunda uyarılar bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin hasta seçimi, uygulanması ve yan etkilerin izlenmesi süreçlerinin hematoloji ve onkoloji uzmanlarının gözetiminde yürütülmesi gerekiyor. FDA onayı ABD’deki kullanım koşullarını kapsıyor; ilacın Türkiye’de kullanımı için ulusal ruhsatlandırma ve geri ödeme süreçlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. (⁠U.S. Food and Drug Administration)</p>

<p>Multipl miyelom nedir?</p>

<p>Multipl miyelom, bağışıklık sisteminde görev yapan plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Hastalık kemik ağrısı, kansızlık, böbrek fonksiyonlarında bozulma, yüksek kalsiyum seviyesi ve tekrarlayan enfeksiyonlarla kendini gösterebilir.</p>

<p>Tedavide hastanın yaşı, genel sağlık durumu, genetik risk özellikleri, daha önce aldığı tedaviler ve kök hücre nakline uygunluğu dikkate alınarak farklı ilaç kombinasyonları kullanılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-multipl-miyelom-tedavisinde-deri-alti-ilac-onayi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5610.jpeg" type="image/jpeg" length="58076"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[FDA’dan Kan Kanserinde Yeni Hücresel Tedavi Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-kan-kanserinde-yeni-hucresel-tedavi-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-kan-kanserinde-yeni-hucresel-tedavi-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi, kan kanseri nedeniyle allojenik kök hücre nakli yapılan erişkinlerde nakil sonrası komplikasyon riskini azaltmayı hedefleyen TREGZI adlı hücresel tedaviye onay verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, kan kanseri tedavisinde allojenik kök hücre nakli uygulanan hastalara yönelik yeni bir hücresel tedaviye onay verdi. TREGZI adıyla duyurulan tedavi, kök hücre nakli sonrasında gelişebilen ciddi bağışıklık komplikasyonlarını azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Yeni tedavinin özellikle lösemi, lenfoma ve diğer hematolojik kanserler nedeniyle donörden kök hücre nakli yapılan erişkin hastalar açısından önemli bir seçenek oluşturabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>TREGZI Nedir?</p>

<p>TREGZI, donörden alınan bağışıklık hücrelerinin özel işlemlerden geçirilmesiyle hazırlanan bir hücresel tedavi olarak tanımlanıyor. Tedavide bağışıklık sistemini dengeleyen düzenleyici T hücrelerinden yararlanılıyor.</p>

<p>Bu hücrelerin temel amacı, nakil sonrası bağışıklık sisteminin hastanın sağlıklı dokularına aşırı tepki vermesini önlemek. Böylece kök hücre naklinin kanser hücrelerine karşı etkisi korunurken ciddi yan etkilerin azaltılması hedefleniyor.</p>

<p>Kök Hücre Nakli Sonrası GVHD Riski Nedir?</p>

<p>Kan kanseri hastalarında uygulanan allojenik kök hücre naklinin en ciddi komplikasyonlarından biri graft versus host hastalığı olarak biliniyor. GVHD, donörden gelen bağışıklık hücrelerinin hastanın doku ve organlarını yabancı olarak algılayıp saldırması sonucu ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hastalık cilt, karaciğer, bağırsak ve diğer organları etkileyebiliyor. Ağır vakalarda uzun süreli bağışıklık baskılayıcı tedavi gerekebiliyor ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlar gelişebiliyor.</p>

<p>Yeni Hücresel Tedavi Nasıl Çalışıyor?</p>

<p>TREGZI tedavisinde donör hücreleri belirli oranlarda ayrıştırılarak hastaya veriliyor. Düzenleyici T hücreleri bağışıklık yanıtını kontrol altında tutarken diğer bağışıklık hücreleri kanser hücrelerine karşı mücadeleyi sürdürüyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, nakil sonrası bağışıklık sistemini tamamen baskılamak yerine daha dengeli çalışmasını sağlamayı amaçlıyor. Tedavinin en önemli farklarından biri de bu kontrollü bağışıklık düzenlemesi olarak gösteriliyor.</p>

<p>Kan Kanseri Hastaları İçin Neden Önemli?</p>

<p>Yeni hücresel tedavi, nakil sonrasında yaşanan ciddi komplikasyonların azaltılması açısından dikkat çekiyor. Tedavinin başarılı sonuç vermesi hâlinde hastaların hastanede kalış sürelerinin kısalması, yoğun ilaç kullanımının azalması ve yaşam kalitesinin yükselmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin uzun dönem etkinliği ve güvenliliği gerçek yaşam verileriyle izlenmeye devam edecek. Hücresel tedavilerde hasta seçimi, merkez deneyimi ve üretim süreci büyük önem taşıyor.</p>

<p>TREGZI Türkiye’de Kullanılacak mı?</p>

<p>TREGZI’nin Türkiye’de kullanılabilmesi için TİTCK ruhsat sürecinin tamamlanması gerekiyor. İlacın Türkiye pazarına girmesi hâlinde ilk aşamada ileri düzey kemik iliği nakli ve hücresel tedavi merkezlerinde uygulanması beklenebilir.</p>

<p>Tedavinin yüksek maliyetli olması nedeniyle SGK geri ödeme süreci de belirleyici olacak. Sağlık teknolojisi değerlendirmeleri, hasta sayısı, klinik fayda ve tedavinin uzun dönem maliyet avantajı geri ödeme kararında etkili olabilir.</p>

<p>Türkiye’de Hangi Hastalar Yararlanabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavinin ruhsat alması durumunda lösemi, lenfoma ve diğer kan kanserleri nedeniyle allojenik kök hücre nakli planlanan uygun erişkin hastalar hedef grubu oluşturabilir.</p>

<p>Hasta seçiminin hematoloji uzmanları, kemik iliği nakli ekipleri ve hücresel tedavi merkezleri tarafından yapılması gerekecek. Her kan kanseri hastası için uygun olmayabileceği için tedavi kararı bireysel değerlendirmeyle verilecek.</p>

<p>Hücresel Tedavilerde Yeni Dönem</p>

<p>FDA’nın TREGZI onayı, hücresel tedavilerin yalnızca kanser hücrelerini doğrudan hedeflemekle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Yeni nesil yaklaşımlar, bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığını yeniden düzenlemeye odaklanıyor.</p>

<p>Bu teknoloji önümüzdeki yıllarda farklı kanser türleri, otoimmün hastalıklar ve nakil komplikasyonlarında yeni tedavilerin geliştirilmesine zemin hazırlayabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-kan-kanserinde-yeni-hucresel-tedavi-onayi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/fdadan-kan-kanserinde-yeni-hucresel-tedavi-onayi.png" type="image/jpeg" length="62323"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite İlaçları Kilo Verdiriyor Ama Her Zaman Yaşam Kalitesini ve Kalp Sağlığını İyileştirmiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/obezite-ilaclari-kilo-verdiriyor-ama-her-zaman-yasam-kalitesini-ve-kalp-sagligini-iyilestirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/obezite-ilaclari-kilo-verdiriyor-ama-her-zaman-yasam-kalitesini-ve-kalp-sagligini-iyilestirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde son yılların en çok konuşulan ilaçları arasında yer alan GLP-1 reseptör agonistleri ve benzeri yeni nesil tedaviler, kilo kaybında önemli başarılar sağlasa da her zaman beklenen sağlık kazanımlarını sunmayabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>The BMJ dergisinde yayımlanan kapsamlı yeni bir analiz, birçok obezite ilacının yaşam kalitesi ve kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkilerinin sanıldığı kadar güçlü olmadığını ortaya koydu.</p>

<p>262 klinik çalışma tek tek incelendi</p>

<p>Araştırmacılar, obezite tedavisinde kullanılan ilaçları değerlendiren 262 randomize kontrollü çalışmayı analiz etti. Çalışmalar toplamda 99 binden fazla yetişkini kapsadı.</p>

<p>İnceleme kapsamında;</p>

<ul>
 <li>Semaglutid (Wegovy)</li>
 <li>Tirzepatid (Mounjaro/Zepbound)</li>
 <li>Liraglutid</li>
 <li>Orlistat</li>
 <li>Naltrekson/Bupropion</li>
 <li>Fentermin/Topiramat</li>
 <li>Diğer kilo verme ilaçları</li>
</ul>

<p>karşılaştırıldı.</p>

<p>Amaç yalnızca kaç kilo verildiğini değil, aynı zamanda insanların kendilerini daha iyi hissedip hissetmediğini, kalp-damar hastalıkları riskinin azalıp azalmadığını ve tedavilerin uzun vadeli etkilerini değerlendirmekti.</p>

<p>Kilo kaybı güçlü, ancak yaşam kalitesi aynı ölçüde artmıyor</p>

<p>Analiz, yeni nesil ilaçların önemli miktarda kilo kaybı sağladığını doğruladı.</p>

<p>Özellikle GLP-1 tabanlı ilaçlar ve çift etkili ajanlar, önceki nesil tedavilere göre çok daha başarılı sonuçlar verdi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar, bu kilo kaybının hastaların günlük yaşam kalitesine aynı ölçüde yansımadığını belirledi.</p>

<p>Pek çok çalışmada;</p>

<ul>
 <li>fiziksel yaşam kalitesi,</li>
 <li>ruhsal iyilik hali,</li>
 <li>günlük fonksiyonlar</li>
</ul>

<p>yalnızca sınırlı düzeyde iyileşti.</p>

<p>Araştırmacılar, kilo kaybının tek başına yaşam kalitesini otomatik olarak artırmadığını, psikolojik durum, kronik hastalıklar, kas kütlesi ve fiziksel aktivite gibi birçok başka faktörün de önemli rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>Kalp sağlığında beklenen fayda her ilaçta görülmedi</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken bulgularından biri de kardiyovasküler sonuçlar oldu.</p>

<p>Analize göre çoğu obezite ilacı için;</p>

<ul>
 <li>kalp krizi,</li>
 <li>inme,</li>
 <li>kardiyovasküler ölüm,</li>
 <li>kalp yetersizliği</li>
</ul>

<p>gibi önemli sonlanım noktalarında güçlü kanıt bulunmadı.</p>

<p>Araştırmacılar bunun önemli nedenlerinden birinin, mevcut klinik çalışmaların büyük bölümünün yalnızca yaklaşık bir yıllık takip süresine sahip olması olduğunu belirtti. Kalp hastalıkları gibi uzun dönemde gelişen sonuçları değerlendirebilmek için daha uzun süreli araştırmalara ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.</p>

<p>İstisna oluşturan ilaçlar da var</p>

<p>Araştırmacılar, tüm ilaçların aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Özellikle semaglutid (Wegovy) için daha önce yayımlanan büyük kardiyovasküler sonuç çalışmaları, fazla kilolu veya obez ve mevcut kalp hastalığı bulunan bireylerde ciddi kardiyovasküler olay riskinde anlamlı azalma göstermişti. Benzer şekilde bazı çalışmalarda tirzepatid de belirli hasta gruplarında kalp yetersizliğiyle ilişkili sonuçlarda umut verici etkiler ortaya koydu. Ancak bu yararlar tüm obezite ilaçları için genellenemiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar: Tedavi yalnızca iğneden ibaret değil</p>

<p>Uzmanlara göre obezite kronik bir hastalık ve tek başına ilaç tedavisiyle yönetilemez.</p>

<p>Başarılı bir tedavi için;</p>

<ul>
 <li>dengeli beslenme,</li>
 <li>düzenli fiziksel aktivite,</li>
 <li>davranış değişikliği,</li>
 <li>uyku düzeni,</li>
 <li>psikolojik destek,</li>
 <li>uzun dönem hekim takibi</li>
</ul>

<p>birlikte uygulanmalı.</p>

<p>İlaçların bu bütüncül yaklaşımın bir parçası olduğu, tek başına kalıcı çözüm olarak görülmemesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Bulgular neden önemli?</p>

<p>Son yıllarda GLP-1 ve benzeri ilaçların kullanımındaki hızlı artış, bu tedavilerin yalnızca kilo verdirip verdirmediği değil, aynı zamanda yaşam süresi, kalp sağlığı ve yaşam kalitesi üzerindeki gerçek etkilerinin de sorgulanmasına neden oldu.</p>

<p>Bu yeni analiz, kilo kaybının önemli olduğunu doğrularken, her obezite ilacının aynı düzeyde sağlık yararı sağlamadığını ve tedavi başarısının yalnızca tartıdaki rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Çalışmanın öne çıkan sonuçları</p>

<ul>
 <li>262 randomize kontrollü çalışma değerlendirildi.</li>
 <li>Analize 99 binden fazla yetişkin dahil edildi.</li>
 <li>Yeni nesil ilaçlar belirgin kilo kaybı sağladı.</li>
 <li>Çoğu ilaçta yaşam kalitesindeki artış sınırlı kaldı.</li>
 <li>Birçok tedavi için kısa vadede güçlü kardiyovasküler fayda kanıtı bulunmadı.</li>
 <li>Daha uzun süreli ve gerçek yaşam verilerine dayanan araştırmalara ihtiyaç olduğu vurgulandı.</li>
</ul>

<p>Kaynaklar: The BMJ’de yayımlanan sistematik analiz, MedicalXpress haber özeti, önceki büyük kardiyovasküler sonuç çalışmaları (SELECT ve ilgili klinik araştırmalar).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/obezite-ilaclari-kilo-verdiriyor-ama-her-zaman-yasam-kalitesini-ve-kalp-sagligini-iyilestirmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5572.jpeg" type="image/jpeg" length="13949"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dirençli Migren Hastalarına Yeni Umut: Atogepant Tedavisiyle Dikkat Çeken Sonuçlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/direncli-migren-hastalarina-yeni-umut-atogepant-tedavisiyle-dikkat-ceken-sonuclar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/direncli-migren-hastalarina-yeni-umut-atogepant-tedavisiyle-dikkat-ceken-sonuclar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Migren tedavisinde yeni bir araştırma, özellikle mevcut tedavilere yanıt vermeyen hastalar için umut verici bulgular ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İspanya’da 17 hastanede yürütülen çalışma, atogepant tedavisinin dirençli migren hastalarının önemli bir bölümünde atak sıklığını belirgin şekilde azaltabildiğini gösterdi.</p>

<p>Migren, dünya genelinde milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşüren en yaygın nörolojik hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Özellikle yıllardır farklı ilaçları denemesine rağmen yeterli fayda göremeyen hastalar için yeni tedavi seçenekleri büyük önem taşıyor.</p>

<p>Atogepant dirençli migren hastalarında incelendi</p>

<p>Bellvitge Üniversitesi Hastanesi ve IDIBELL öncülüğünde yürütülen, The Journal of Headache and Pain dergisinde yayımlanan çok merkezli araştırmaya, daha önce birçok koruyucu migren tedavisi ile anti-CGRP monoklonal antikor tedavilerinden yeterli fayda görmeyen 252 dirençli migren hastası katıldı.</p>

<p>Araştırma, İspanya’daki 17 farklı hastanede gerçek yaşam verileri kullanılarak gerçekleştirildi.</p>

<p>Migrenli günlerde yüzde 50 azalma görüldü</p>

<p>Üç aylık takip sonunda araştırmacılar dikkat çekici sonuçlara ulaştı.</p>

<p>Çalışmaya göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Hastaların yaklaşık %30’unda aylık migrenli gün sayısı en az yarı yarıya azaldı.</li>
 <li>Hastaların %44’ünde klinik olarak anlamlı iyileşme sağlandı.</li>
 <li>Birçok hastada yaşam kalitesinde artış ve günlük yaşam aktivitelerinde iyileşme gözlendi.</li>
</ul>

<p>Araştırmacılar, bu sonuçların özellikle tedavi seçenekleri tükenmiş görünen hastalar açısından önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Atogepant nedir?</p>

<p>Atogepant, migren ataklarını önlemek amacıyla geliştirilen ve CGRP (Calcitonin Gene-Related Peptide) adı verilen, migren oluşumunda önemli rol oynayan biyolojik mekanizmayı hedefleyen ağızdan kullanılan koruyucu bir ilaçtır.</p>

<p>İlaç, migren atağı başladıktan sonra ağrıyı geçirmek için değil, atakların oluşmasını önlemek ve sıklığını azaltmak amacıyla kullanılmaktadır.</p>

<p>Her migren hastasında aynı etkiyi göstermeyebilir</p>

<p>Uzmanlar, araştırmanın umut verici olmasına rağmen sonuçların tüm migren hastalarına genellenemeyeceğinin altını çiziyor.</p>

<p>Çalışmaya katılan hastalar, daha önce çok sayıda koruyucu tedaviyi denemiş ve yeterli yanıt alamamış dirençli migren grubundan oluşuyordu. Bu nedenle elde edilen sonuçlar özellikle bu hasta grubunu kapsıyor.</p>

<p>Uzman kontrolünde kullanılmalı</p>

<p>Migren tedavisinde ilaç seçimi; hastanın atak sıklığı, kullandığı diğer ilaçlar, eşlik eden hastalıkları ve olası yan etkiler dikkate alınarak nöroloji uzmanı tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Uzmanlar, migren şikâyeti olan kişilerin sosyal medyada yer alan öneriler yerine bilimsel kanıta dayalı tedavilere yönelmesi ve kendi kendine ilaç kullanmaması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/direncli-migren-hastalarina-yeni-umut-atogepant-tedavisiyle-dikkat-ceken-sonuclar</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5523.jpeg" type="image/jpeg" length="98779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Araştırma: Yoğurt Tüketenlerde Kolorektal Kanser Riski Daha Düşük]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-yogurt-tuketenlerde-kolorektal-kanser-riski-daha-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-yogurt-tuketenlerde-kolorektal-kanser-riski-daha-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de 9 bini aşkın yetişkinin verileriyle yapılan yeni analiz, yoğurt, prebiyotik ve probiyotik tüketenlerde kolorektal kanser görülme olasılığının daha düşük olduğunu gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bağırsak sağlığı ile kanser arasındaki ilişkiyi mercek altına alan yeni bir araştırma, yoğurt, prebiyotik ve probiyotik tüketiminin kolorektal kanser olasılığıyla dikkat çekici bir bağlantı taşıdığını ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nutrition &amp; Diabetes dergisinde yayımlanan çalışmada, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması’nın 2001-2020 dönemine ait verileri incelendi. Araştırmaya 50 yaş ve üzeri 9 bin 405 kişi dahil edildi. Katılımcılar arasında 151 kolorektal kanser öyküsü tespit edildi.</p>

<p>Analize göre yoğurt, prebiyotik veya probiyotik tüketen grupta kolorektal kanser oranı yüzde 1,2 olarak kaydedildi. Bu ürünleri tüketmeyenlerde ise oran yüzde 2,1 oldu. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sigara, lif tüketimi, kırmızı et tüketimi, diyabet ve bazı klinik değişkenler hesaba katıldığında da tüketici grupta kolorektal kanser olasılığı yaklaşık yarı yarıya daha düşük bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, bu ilişkinin bağırsak mikrobiyotası üzerinden açıklanabileceğini belirtiyor. Yoğurt gibi fermente gıdalar; Lactobacillus ve Bifidobacterium gibi yararlı bakteriler içerebiliyor. Prebiyotikler ise bağırsaktaki yararlı mikroorganizmaların beslenmesini destekleyen lif benzeri bileşenler olarak biliniyor.</p>

<p>Ancak çalışmanın en kritik noktası şu: Bu araştırma neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Yani “yoğurt yemek kolorektal kanseri önler” sonucuna varmak bilimsel olarak doğru değil. Çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için daha sağlıklı beslenen, daha az sigara içen veya sağlık kontrollerine daha sık giden kişilerde başka koruyucu faktörler de etkili olmuş olabilir.</p>

<p>Buna rağmen bulgular, bağırsak dostu beslenme modelinin önemini yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre kolorektal kanser riskini azaltmada en güçlü yaklaşım; düzenli tarama, yeterli lif alımı, işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması, sigaradan uzak durma, sağlıklı kilo ve hareketli yaşamın birlikte uygulanması.</p>

<p>Kaynaklar:<br />
News-Medical, 8 Temmuz 2026<br />
Nutrition &amp; Diabetes, Tu CW, Wang HL, 2026<br />
DOI: 10.1038/s41387-026-00432-y</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yeni-arastirma-yogurt-tuketenlerde-kolorektal-kanser-riski-daha-dusuk</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5509.jpeg" type="image/jpeg" length="56726"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kısa ve Kalitesiz Uyku Parkinson Riskiyle İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kisa-ve-kalitesiz-uyku-parkinson-riskiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kisa-ve-kalitesiz-uyku-parkinson-riskiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’de yapılan geniş ölçekli bir kohort çalışması, kısa uyku süresi ve kötü uyku kalitesinin Parkinson hastalığı riskiyle bağlantılı olabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bulguların nedensellik kanıtı olmadığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku süresi ve uyku kalitesi, Parkinson hastalığı riskinin erken değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken göstergeler arasında yer alabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>npj Parkinson’s Disease dergisinde yayımlanan ve Çin Sağlık ve Emeklilik Boylamsal Araştırması verilerine dayanan çalışmada, 2011-2020 yılları arasındaki veriler incelendi. Araştırmada uyku süresi, uyku kalitesi ve Parkinson hastalığı arasındaki ilişki değerlendirildi.</p>

<p>Çalışmanın kesitsel bölümünde 16 bin 403 kişi, kohort analizinde ise 8 bin 624 kişi yer aldı. Bulgulara göre özellikle günde 4 saat ve altında uyuyan kişilerde Parkinson riski daha yüksek bulundu. Uyku süresi ve uyku kalitesinin birlikte değerlendirildiği modelin Parkinson riskini öngörmede tek başına uyku süresine göre daha güçlü olduğu, ancak genel tahmin gücünün sınırlı kaldığı belirtildi.</p>

<p>Araştırmada 60 yaş ve altındaki bireylerde daha uzun uyku süresinin daha düşük Parkinson riskiyle ilişkili olduğu, 60 yaş üzerindeki kişilerde ise U şeklinde bir ilişki görüldüğü bildirildi. Bu grupta riskin yaklaşık 5,2 saatlik uyku süresinde en yüksek noktaya ulaştığı kaydedildi.</p>

<p>Uzmanlara göre çalışma, uyku bozukluklarının Parkinson açısından erken uyarı penceresi olabileceğini gösteriyor. Ancak araştırmanın gözlemsel olması nedeniyle “az uyumak Parkinson’a neden olur” sonucuna varılamıyor. Ayrıca Parkinson tanısının klinik kayıtlar yerine anket verilerinden çıkarılması ve uyku bilgilerinin katılımcı beyanına dayanması çalışmanın sınırlılıkları arasında gösterildi.</p>

<p>Araştırmacılar, düzenli ve kaliteli uykunun genel beyin sağlığı açısından önem taşıdığını, uyku sorunlarının özellikle orta yaş ve ileri yaş grubunda ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kisa-ve-kalitesiz-uyku-parkinson-riskiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5432.jpeg" type="image/jpeg" length="27823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç Yaşta Kanser Artışında “Biyolojik Yaş” Etkisi Gündemde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genc-yasta-kanser-artisinda-biyolojik-yas-etkisi-gundemde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genc-yasta-kanser-artisinda-biyolojik-yas-etkisi-gundemde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan yeni çalışma, kronolojik yaştan daha hızlı ilerleyen biyolojik yaşlanmanın erken yaşta görülen bazı kanserlerle ilişkili olabileceğini gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genç yetişkinlerde kanser vakalarının artması, bilim dünyasında yeni bir tartışmayı gündeme taşıdı. Nature Medicine’da yayımlanan araştırmaya göre, bazı kişiler takvim yaşından daha “yaşlı” biyolojik belirtiler taşıyor ve bu durum erken yaşta kanser riskiyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Washington University School of Medicine öncülüğündeki çalışmada, UK Biobank verileri üzerinden 154 binden fazla genç yetişkin incelendi. Araştırmacılar, son kuşaklarda biyolojik yaş ile kronolojik yaş arasındaki farkın daha belirgin hale geldiğini bildirdi. 1965-1974 doğumlularda biyolojik yaş farkının, 1950-1954 doğumlulara göre yüzde 23 daha yüksek olduğu belirtildi.</p>

<p>Çalışmada hızlanmış biyolojik yaşlanmanın özellikle akciğer, gastrointestinal sistem ve rahim kanserleriyle ilişkili bulunduğu aktarıldı. Ancak uzmanlar, araştırmanın gözlemsel olduğunu ve “biyolojik yaşlanma doğrudan kansere neden olur” sonucuna varılamayacağını vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyolojik yaş; iltihaplanma, metabolik durum, bağışıklık sistemi, kan belirteçleri ve organ fonksiyonları gibi birçok göstergenin birlikte değerlendirilmesiyle hesaplanıyor. Araştırmacılara göre modern yaşam tarzı, hareketsizlik, uyku bozuklukları, çevresel maruziyetler ve metabolik stres bu süreci etkileyebilir.</p>

<p>Bulgular, genç yaşta kanser riskini anlamada yalnızca doğum yılının değil, vücudun biyolojik durumunun da dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Ancak bu alanın henüz araştırma aşamasında olduğu, tarama ve korunma stratejilerinin yine sigaradan uzak durma, sağlıklı kilo, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uygun kanser taramalarına katılım üzerine kurulması gerektiği belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genc-yasta-kanser-artisinda-biyolojik-yas-etkisi-gundemde</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 00:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5429.jpeg" type="image/jpeg" length="27241"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zona aşısı demans riskini azaltabilir mi? 329 bin kişilik çalışmadan dikkat çeken sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zona-asisi-demans-riskini-azaltabilir-mi-329-bin-kisilik-calismadan-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zona-asisi-demans-riskini-azaltabilir-mi-329-bin-kisilik-calismadan-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[65 yaş üzeri bireylerde iki doz rekombinant zona aşısı, demans riskinde belirgin düşüşle ilişkilendirildi. Uzmanlar, sonucun umut verici olduğunu ancak kesin kanıt için klinik araştırma gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zona aşısı ile demans riski arasındaki ilişkiye dair yeni ve geniş ölçekli bir araştırma, bilim dünyasında dikkat çekti.</p>

<p>Nature Communications’da yayımlanan çalışmada, 65 yaş ve üzerindeki yaklaşık 329 bin kişinin sağlık verileri incelendi. Araştırmada iki doz rekombinant zona aşısı yaptıran bireylerde demans gelişme riskinin, aşı yaptırmayan benzer gruba kıyasla yaklaşık yüzde 51 daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Çalışma, Kaiser Permanente Southern California kayıtları üzerinden yürütüldü. Araştırmaya iki doz rekombinant zona aşısı yaptıran 65 bin 800 kişi ile aşı yaptırmayan 263 bin 200 eşleştirilmiş birey dahil edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, iki doz aşının demans riskinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma ile ilişkili olduğunu belirtti. Bulguların yaş, ırk ve etnik gruplar arasında genel olarak benzer seyrettiği, risk azalmasının kadınlarda erkeklere göre daha belirgin olduğu aktarıldı.</p>

<p>Ancak uzmanlar, çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle sonuçlar, zona aşısının demansı doğrudan önlediğini kanıtlamıyor. Araştırmacılar, neden-sonuç ilişkisinin netleşmesi için randomize klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Zona, suçiçeğine neden olan varisella zoster virüsünün yıllar sonra yeniden aktifleşmesiyle ortaya çıkıyor. İleri yaşta daha sık görülen hastalık, şiddetli ağrı ve sinir sistemiyle ilgili komplikasyonlara yol açabiliyor.</p>

<p>Yeni bulgular, zona aşısının yalnızca zona hastalığını önleme açısından değil, yaşlı sağlığı ve nörolojik hastalıklar açısından da daha fazla araştırılması gerektiğini gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zona-asisi-demans-riskini-azaltabilir-mi-329-bin-kisilik-calismadan-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 00:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5428.jpeg" type="image/jpeg" length="91727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kreatin depresyon tedavisinde yeni umut olabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kreatin-depresyon-tedavisinde-yeni-umut-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kreatin-depresyon-tedavisinde-yeni-umut-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sporcuların kas gücünü artırmak için kullandığı kreatin, bu kez ruh sağlığı araştırmalarının gündeminde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir bilimsel inceleme, kreatinin depresyon tedavisinde destekleyici rol oynayıp oynayamayacağını ele aldı.</p>

<p>Brain Medicine dergisinde yayımlanan sistematik incelemede, 5 randomize klinik araştırma ve toplam 238 katılımcıya ait veriler değerlendirildi. Araştırmalarda kreatin kullanan kişiler ile plasebo alan kişiler karşılaştırıldı.</p>

<p>Sonuçlar ise net bir tablo ortaya koymadı. Kadınlarda majör depresif bozukluk üzerine yapılan iki çalışmada, kreatinin standart tedaviye eklendiğinde depresyon belirtilerinde daha fazla iyileşme sağladığı bildirildi. Bu çalışmalardan birinde kreatin, antidepresan tedaviyle; diğerinde ise bilişsel davranışçı terapiyle birlikte kullanıldı.</p>

<p>Ancak diğer üç çalışmada kreatinin depresyon belirtileri üzerinde anlamlı bir fayda sağlamadığı görüldü. Bu nedenle araştırmacılar, kreatinin depresyon tedavisinde rutin olarak kullanılabilmesi için kanıtların henüz yeterli olmadığını vurguladı.</p>

<p>Bilim insanlarına göre kreatinin ruh hali üzerindeki olası etkisi, beynin enerji metabolizmasıyla ilişkili olabilir. Kreatin, hücrelerin enerji üretiminde görev alan sistemleri destekliyor. Beynin de yüksek enerji ihtiyacı nedeniyle bu mekanizmadan etkilenebileceği düşünülüyor.</p>

<p>Buna rağmen uzmanlar, mevcut bulguların “umut verici ancak kesin değil” görüşünde birleşiyor. İncelemede, özellikle bipolar bozukluğu olan bazı katılımcılarda hipomani veya mani geliştiği de bildirildi. Bu nedenle kreatin kullanımının özellikle psikiyatrik hastalığı bulunan kişilerde hekim kontrolü olmadan denenmemesi gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Araştırmacılar, kreatinin depresyon tedavisindeki yerinin anlaşılabilmesi için daha geniş katılımlı, daha uzun süreli ve farklı hasta gruplarını kapsayan klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynak: ScienceDaily / Genomic Press, Brain Medicine.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kreatin-depresyon-tedavisinde-yeni-umut-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 00:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5426.jpeg" type="image/jpeg" length="28840"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp yetmezliğinde üç ilaç tek tablette birleşti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-yetmezliginde-uc-ilac-tek-tablette-birlesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-yetmezliginde-uc-ilac-tek-tablette-birlesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’de yayımlanan POLY-HF çalışması, düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliğinde üç temel ilacı tek kapsülde birleştiren polipil yaklaşımının kalp fonksiyonlarını iyileştirdiğini ve hastane başvurularını azalttığını gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp yetmezliği tedavisinde çoklu ilaç kullanımını kolaylaştırabilecek yeni bir yaklaşım bilim dünyasının gündemine girdi. Nature Medicine’de yayımlanan POLY-HF çalışmasında, düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği hastalarında üç farklı ilacı tek kapsülde birleştiren “polipil” stratejisinin, standart yaklaşıma kıyasla kalp fonksiyonlarında daha belirgin iyileşme sağladığı bildirildi.</p>

<p>Çalışmada kullanılan polipil; beta bloker sınıfından metoprolol, mineralokortikoid reseptör antagonisti spironolakton ve SGLT2 inhibitörü empagliflozin içerdi. Bu üç ilaç, düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliğinde kılavuzlara giren temel tedavi basamakları arasında yer alıyor.</p>

<p>Nature Medicine’de yer alan sonuçlara göre polipil stratejisi, 6 aylık takipte sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunda iyileşme sağladı. Araştırmada ayrıca kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış veya acil servis başvurusu gibi klinik olayların daha düşük olduğu, yaşam kalitesi göstergelerinde de olumlu sonuçlar elde edildiği aktarıldı. Çalışmada bu kazanımların, kılavuz önerili ilaçların daha yüksek oranda kullanılabilmesiyle ilişkili olduğu belirtildi.</p>

<p>Kalp yetmezliği tedavisinde en büyük sorunlardan biri, hastaların aynı anda çok sayıda ilacı düzenli kullanmak zorunda kalması. Tedaviye uyumun düşmesi, doz artırımlarının yapılamaması ve takip zorlukları, hastane yatışlarını artırabiliyor. Bu nedenle üç temel ilacın tek formda sunulması, özellikle kronik hastalık yönetimi açısından dikkat çekici bir model olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre çalışma, “tek tabletle kalp yetmezliği tedavisi” anlamına gelmiyor. Hastaların tansiyon, böbrek fonksiyonu, potasyum düzeyi ve eşlik eden hastalıklarına göre tedavi hâlâ bireysel olarak düzenlenmek zorunda. Ancak polipil yaklaşımı, uygun hasta grubunda tedaviye uyumu artırabilecek, hekim takibini kolaylaştırabilecek ve hastane başvurularını azaltabilecek bir seçenek olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Türkiye açısından bakıldığında çalışma, kalp yetmezliği yükünün yüksek olduğu hasta grupları için önemli bir erken sinyal niteliği taşıyor. Uygulamanın klinik pratiğe girebilmesi için daha geniş hasta gruplarında doğrulanması, ruhsatlandırma süreci, geri ödeme modeli ve sabit doz kombinasyonunun farklı hasta profillerine uygunluğu belirleyici olacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, kalp yetmezliğinde yeni bir molekülden çok tedavi organizasyonunu değiştirebilecek bir yaklaşımı gündeme taşıyor. Bu nedenle polipil modeli, önümüzdeki dönemde kardiyoloji pratiğinde tedavi uyumu, maliyet ve hastane yatışlarını azaltma başlıklarında daha fazla tartışılacak. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-yetmezliginde-uc-ilac-tek-tablette-birlesti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5405.jpeg" type="image/jpeg" length="96200"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama İğneleri Mucize Değil: Hızlı Kilo Kaybının Görünmeyen Riskleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-mucize-degil-hizli-kilo-kaybinin-gorunmeyen-riskleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-mucize-degil-hizli-kilo-kaybinin-gorunmeyen-riskleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 ve GLP-1/GIP agonistleriyle sağlanan hızlı kilo kaybı yalnızca yağ dokusunu azaltmıyor. Bilimsel çalışmalar, kas kütlesi ve kemik mineral yoğunluğunda da azalma görülebileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, direnç egzersizi ve yeterli protein alımının bu riskleri azaltmada kritik rol oynadığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde zayıflama iğneleriyle verilen hızlı kilolar sıkça gündeme geliyor. Ancak bu değişimin görünmeyen tarafı da var: Kas, kemik ve bağ dokusu sağlığı.</p>

<p>GLP-1 ve GLP-1/GIP grubu ilaçlar, hekim kontrolünde uygun hastalarda etkili kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak hızlı kilo kaybında verilen ağırlığın tamamı yağdan oluşmuyor. Tirzepatid ile yapılan vücut kompozisyonu analizlerinde, kaybedilen kilonun yaklaşık yüzde 75’inin yağ kütlesinden, yüzde 25’inin ise yağsız kütleden geldiği bildirildi. (PubMed⁠)</p>

<p>En önemli risklerden biri kas kaybı, yani sarkopeni riskidir. GLP-1 temelli tedavilerle ilgili değerlendirmelerde yağsız kütle kaybının bazı çalışmalarda toplam kilo kaybının yaklaşık yüzde 25-40’ına ulaşabildiği belirtiliyor. (PMC⁠)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kemik sağlığı da izlenmesi gereken bir başka başlık. Semaglutid ile yapılan bir çalışmada, 52 hafta sonunda lomber omurga ve total kalça kemik mineral yoğunluğunun plaseboya göre daha düşük olduğu bildirildi. (PMC⁠) Ayrıca 2026’da yayımlanan bir çalışmada semaglutid/tirzepatid kullanımında kemik etkilerinin diyabet durumuna göre değişebileceği, diyabeti olmayanlarda kilo kaybının kemik kaybını tetikleyebileceği vurgulandı. (OUP Academic⁠)</p>

<p>Bu durum, ilaçların doğrudan osteoporoz yaptığı anlamına gelmez. Ancak hızlı kilo kaybı; kas azalması, kemik mineral yoğunluğunda düşüş ve fiziksel dayanıklılıkta azalma üzerinden uzun vadeli riskleri artırabilir.</p>

<p>Bağ dokusu da dolaylı olarak etkilenebilir. Kas gücü azaldığında eklemleri destekleyen yapı zayıflar. Bu durum tendonlara, bağlara ve eklem stabilitesine binen yükü değiştirebilir.</p>

<p>Burada kritik nokta şudur: Bu kayıpların önemli bölümü yalnızca ilaca değil, hızlı kilo kaybının kendisine bağlıdır. Çok düşük kalorili diyetlerde ve obezite cerrahisi sonrası da benzer kas ve kemik kayıpları görülebilir.</p>

<p>Riskleri azaltmanın yolu bellidir: Hekim kontrolü, düzenli takip, direnç egzersizi, yeterli protein, D vitamini ve kalsiyum dengesidir. Güncel değerlendirmeler, GLP-1 tedavisi sırasında kas kaybını azaltmak için direnç antrenmanı ve yeterli protein alımının özellikle önemli olduğunu vurguluyor. (ScienceDirect⁠)</p>

<p>Bu nedenle zayıflama iğneleri tek başına “mucize çözüm” olarak görülmemelidir. Asıl hedef yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek değil; yağı azaltırken kası, kemiği ve hareket kabiliyetini korumaktır.</p>

<p>Kaynak özeti:<br />
SURMOUNT vücut kompozisyonu analizi, GLP-1 kas kaybı derlemeleri, semaglutid kemik yoğunluğu çalışması ve egzersiz/protein odaklı klinik değerlendirmeler kullanıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleri-mucize-degil-hizli-kilo-kaybinin-gorunmeyen-riskleri</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5403.jpeg" type="image/jpeg" length="36314"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
