1. “Güçlü Lider” Tanımıyla Uyum
Trump, dünya liderlerini değerlendirirken “güçlü karakter, hızlı karar, kararlılık” gibi özellikleri merkeze alıyor. Erdoğan’ın yönetim tarzının bu şablonla uyumlu olması, Trump’ın açıklamalarında övgü tonunu güçlendiriyor. Trump’ın sık sık “Erdoğan sözünün arkasında duran bir lider” ifadelerini kullanması bu nedenle.
2. Müzakere Masasında Erdoğan’ın Etkisi
Trump döneminde iki ülke arasında yaşanan S-400, Suriye ve ekonomik yaptırımlar gibi kritik başlıklarda Erdoğan’ın sert müzakere çizgisi, Trump’ın zihninde “masada geri adım atmayan lider” algısı oluşturdu. Trump’ın kamuoyu önünde bu liderleri övme alışkanlığı biliniyor ve Erdoğan bu kategoride yer alıyor.
3. Türkiye’nin Stratejik Konumu
Trump’ın dış politika yaklaşımı tamamen çıkar odaklı bir realpolitik üzerine kurulu. Türkiye’nin NATO’daki konumu, Orta Doğu’daki rolü, Rusya–ABD dengelerinde oynadığı kritik pozisyon ve Avrupa güvenliğindeki ağırlığı, Trump’ın Ankara’yla ilişkileri önemsemesinin en temel nedenlerinden biri. Bu nedenle Erdoğan’a yönelik olumlu dil, Trump’ın stratejik öncelikleriyle paralel ilerliyor.
4. ABD İç Politikasında Mesaj Kaygısı
Trump, özellikle seçim hazırlıklarında sık sık “Ben varken dünya daha istikrarlıydı” söylemine başvuruyor. Erdoğan örneğini kullanarak, zor liderlerle bile iletişim kurabilen bir başkan profili çizmek istiyor. Bu nedenle övgüler, aslında Trump’ın kendi liderlik kapasitesine yönelik bir propaganda aracı niteliği taşıyor.
5. Lider–Lider İletişimine Verdiği Önem
Trump diplomatik süreçlerde kurumsal mekanizmalar yerine doğrudan lider iletişimini tercih eden bir siyasetçi. Erdoğan’la bu tarz bir ilişki kurabildiğini sık sık vurgulaması, zaman zaman abartılı övgülere dönüşüyor. Bu durum hem kişisel sempatiyi hem de diplomatik prestiji aynı anda besliyor.
